Türkiye

Published on Temmuz 22nd, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Sürekli darbe – Niyazi Aytaç

Nepotizm* Türkiye’deki iktidarların hiçbir zaman uzak olduğu bir ilişki olmadı ama hiçbir dönemde de AKP iktidarı dönemindeki gibi aleni bir şekle bürünmedi. İktidar yolsuzluklara bulaştıkça çeteleşti, çeteleştikçe korku, kayırma, nepotist ilişkiler içinden çıkılmaz bir hal aldı. Erdoğan yönetimi girdiği girdaptan çıkamazken Ergenekon “yardıma” koştu: “Çetecilik bizden sorulur; girdiğin girdaptan çıkmanın iki yolu var; ya iktidardan düşüp yargılanacaksın ya da bizim taleplerimizi kabullenip bizim yöntemlerimizi kullanacaksın!”

 Birinci ve en öncelikli talep ise diyaloga son verip Kürdlere savaş açmaktı. 7 Haziran 2015’te tek başına iktidar olma durumu yitirilince, Erdoğan iyice paniğe kapıldı ve Ergenekon’a teslim oldu. Ergenekoncuların bir plebisite ya da askeri darbeye dayanarak iktidara gelmeleri olanaksız görünüyordu. Anlaştılar; Erdoğan iktidar olmanın olanaklarını onlara açacaktı, tüm mahkumiyetler son bulacak, faşist çeteler, Mafya liderleri tekrar itibar sahibi olacaklardı…


Bütün bu dayatılanlar peyderpey hepsi gerçekleşti. MHP lideri kendisine sunulan Başbakanlık fırsatını bile kullanmak istemedi. Kürdlere, arkasında hala önemli bir kitle desteği bulunan Erdoğan ile savaş açmak daha avantajlı idi. CHP ile birlikte IŞİD gibi bir gücü kullanmak olasılığı nerdeyse olanaksızdı, bunu en iyi Cihatçı grupların nerdeyse hepsine yardım etmiş ve onların nezdinde büyük bir prestije sahip olan Erdoğan yapabilirdi. Bir taşla iki kuş politikası uygulandı: MİT aracılığıyla IŞİD taşeron olarak kullanıldı; Suruç, Diyarbakır ve Ankara’da katliamlar gerçekleştirildi. Türkiye tarihinde bile görülmemiş bir alçaklık örneği sergilenerek, kiralık medya aracılığıyla uluslararası kamuoyuna IŞİD’in Türkiye’ye saldırdığı yalanı pompalandığı bir konjonktürde, ikinci bir seçim dayatılarak tek başına iktidar olma fırsatı kotarıldı. Girilen darbe mekaniği sürecinin birinci adımı katliamlarla bu şekilde atıldı.

Darbe sürecinin ikinci aşaması yine bir dizi katliam ile devam etti. Bu kez Kürdistan’da şehirler yerle bir edildi. “Çocuklar ölmesin” demek terör suçu sayıldı. Ses çıkaran Aydınlar vatan haini olarak damgalandı. İtirazlarıyla dünya çapında ses getirecek itibara sahip Tahir Elçi,  gün ortasında katledildi. Bodrumlarda insanlar yakıldı. Naaşlar günlerce sokak ortasında kaldı, ülkenin düşük profilli başbakanı bu duruma müdahale edemedi. Bu süreçte IŞİD’in yerini JÖH, PÖH gibi özel kuvvetler almıştı. Bu ağır şiddet ortamında “Atı alan Üsküdar’ı geçti”.  Anayasa değişikliği referandumu iktidarın istediği şekilde sonuçlandı!

Her bir aşamada şiddet sarmalı bir üst düzeye çıkarılırken, darbenin üçüncü aşaması “askeri bir kalkışma” şekline büründürüldü. Gelinen yerde daha iyi görülüyor ki, bu askeri darbe girişiminde dönemin Genelkurmay Başkanı Akar, ordusuna tuzak kuran bir Truva Atı olarak önemli bir rol almıştır. 15 Temmuz deyim yerindeyse sivillerin yönlendirdiği askeri bir darbe girişimidir. Erdoğan ve H. Fidan’ın yönlendirdiği dönemin Genelkurmay Başkanı Akar, asgari düzeye çekilmiş bir riski de göze alarak,  bir darbe hazırlığı içindeymiş algısını yaratarak,  askeriye içinde, burjuva anlamda bile topluma karşı bir sorumluluk duymayan, lümpen, hayalperest bir kesimin harekete geçmesini sağlamıştır. İpler “siviller”in elinde olduğu için de önce gülünç duruma düşüp sonra da hezimete uğrayıp  Erdoğan- Fidan yönetimi için “Allah’ın bir lütfu” haline geldiler.

Aşağıdaki bilgiler MİT’in Erdoğan -Fidan döneminde ulaştığı maddi ve operasyonel kapasite hakkında bir fikir verebilir. Mustafa Kemal’in istihbaratın başına oturttuğu Şükrü Ali Öğel’den sonra en uzun süre istihbaratın başında kalan, adeta devlet içinde devlet, “Muhaberat Cumhuriyeti” kurmakla itham edilen Hakan Fidan zamanında MİT’le ilgili bazı hususlar: Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye’nin en büyük dinleme üssü Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı (GES), MİT’e devredildi. GES ya da diğer adıyla Bayrak Garnizonu, 12 Eylül darbesinin tüm planlama ve muhabere işlemlerinin yürütüldüğü yerdi. Fidan göreve geldiğinde MİT’in 410 milyon dolar olan bütçesi, birkaç yıl içinde 1 milyar doların üzerine çıkartıldı. Müşterek İstihbarat Koordinasyon Kurulu (MİKK) kuruldu ve fiilen polis ve askeri istihbarat Hakan Fidan’a bağlandı. MİT’e tarihte ilk kez TSK içerisinde istihbarat toplama yetkisi verildi. MİT’in oluşturduğu listeler çerçevesinde kamudan 150 bine yakın ihraç gerçekleşti. Gülen Cemaati çerçevesinde yargıya konu edilen kişi sayısı ise 550 bin. (Onur Mete, Ahval, 18, 07, 2019-)

İktidarı ve muhalefeti ile büyük çoğunluk bu kalkışmayı “FETÖ” darbesi olarak tanımlamayı inatla sürdürmektedir. Bu darbe sürecinin hala devam etmesine katkı sunmak dışında bir işe yaramamaktadır: Darbeci olan TSK değil FETÖ unsurlarıdır! Oysa TSK’nın darbeci olduğunun ispatı bizzat kendi tarihidir. Elbette darbecilik TSK’ya özgü bir olgu değildir. Tek sesliliğin yaratılmak istendiği her yerde, şiddet araçlarının büyük kısmını denetiminde tutan emir komuta zinciri içindeki bir gücün “ bu işi en iyi ben yaparım” diye müdahale etmesi kaçınılmazdır. Demokrasi dışında hiçbir idari önlem darbeleri engellemeye gücü yetmez.

İktidar bu darbe süreci ile hedeflediklerinin büyük kısmını gerçekleştirmiş bulunmaktadır: onbinlerce insanı cezaevlerine doldurdu, yüzbinlerce insanı işinden etti. Ancak süreç bitmiş değil. Her seçim arefesinde terörün dozajını artıran iktidar, toplumda gelişen tepkilerin önünü almak için erken bir seçimi gündeme getirebilir. Rojava sınırına yığdırılan askeri güç, alınan S-400’ler dikkate alındığında, terör ve savaşın boyutları ülke sınırlarını aşan bir boyuta tırmandırılabilir. Ancak evdeki hesabın her zaman çarşıya uymayacağı da büyük bir olasılık.

Son yerel seçimlerde özellikle HDP’nin isabetli politikalarının katkısıyla iktidar bariz bir yenilgiye uğradı; demokrasi güçleri “devrim” niteliğinde bir süreci başlatmış oldu. Ezilenlerin uluslararası mücadele güç ve perspektifinden kopmadan, Türkiye’nin devrimci dinamikleri hayata geçirildiğinde, İktidarın yenilgisi sistemin yenilgisine, içine girilmiş olan sürekli darbe süreci, sürekli değişim, demokrasi, devrim sürecine dönüşebilir.

* Nepotizm: akraba kayırma veya adam kayırma, öznel ve adil olmayan şekilde yapılan ayrımcılık. 

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑