fbpx

Yazarlar

Published on Nisan 7th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Tekâlifi Milliye / Milli Vergi kanunu mu? – A. Mahir

Koronalı günlerimizde, bambaşka acılarla, başka sorunlarla karşı karşıya geliyoruz. Grup Yorum üyesi Helin’i kaybettik. Başka eylemlerinden de bildiğimiz, tanığı olduğumuz bir sol siyasal hareketin mücadele teknik ve yöntemlerini eleştirme hakkı saklıdır kuşkusuz. Ne ki, en kutsal varlığını bir davaya armağan etme eylemi, birçoklarının eleştirdiği tonla anılmayı hak etmiyor olmalıydı. Burada kutsal etik takıntısına düşmeyi eleştiri gerekçesi saymak ne kadar yerine oturmuyorsa, verilen mücadeleyi salt ölümle sonuçlandığı için tiye almak da, o derece baş aşağı duruyor.

Mücadele tarihinden, esaslı bir döküm yapmak gibi yüklü bir yazı yazmak, başka bir iştir. Burada ama, mücadeleye ivme kazandıracak, gösterilen insan üstü yiğitlikler aracılığıyla elde edilebilecek seçkin başarılardan söz etmeliyiz. Fedai ruhlu eylemlerin toplumsal hareket kabiliyetine, moraline, atılımlara nasıl yol açabildiğine şahit olduğumuz sayısız eylemler vardır. Zihnini zorlayan herkes bunların bir kaçını anımsayabilir.

Helin’in kavgasının son kertede ölümle sonuçlanmasına koşut olarak, yeri yerinden oynatacak bir halk kalkışı hayatı sarmış olsaydı, elbette hedefine ayarlanmış bir kursun misali, olayın bir basit kendini feda etme gibi algılanma talihsizliği söz konusu bile edilmeyecekti. Elbette ki Nazım’ın dediği gibi ”Düşmana inat bir gün daha fazla yaşamak!” titiz bir mücadele kaygısından kaynaklı, haklı bir isteme dayandırılacak eleştiri, o anda boşa düşerdi. Kavganın kahramanlıklar, fedakârlıklar, yiğitlikler gibi ruhsal üstünlüklerle kendi kutsallarını yaratma işlevini kavrayamayanlar, dahası kavgaya hiç bir varlığının zerresini bile vermeyenlerin okuduğu gazel, Mahir’lere, Deniz’lere, İbo’lara, Mazlum’lara, daha bil cümle kahramanlara ”Neden boşuna öldünüz? Size yazık oldu!” demesine benziyor.

Devlet cenazelere saygısızlığı ilk kez yapmıyor. Helin’in toprağa verilme törenine tahammül gösteremeyişi, tıpkı Ankara topraklarına bir Kürt kadının gömülmesini sindiremeyen ırkçılığın, şirret bir tutumunun başka bir tezahürü oldu. Mezarlık tahribinden, toplu katliamlara, köylülerin sınır ticaretinde kullandığı katırları hunharca kurşun yağmuruna tutmasına, bodrumlarda gençleri onar, yüzer kazıp toprağa gömecek şiddetin varlığına kadar devlet, hep devlet olduğunu kanıtlamaya devam etti.

Korona ihaleciliği

Korona virüsünün gerek dünyada, gerekse de ülkemizde yarattığı olağan dışı durum karşısında bir mukayese, bir sosyallik değerlendirmesi yapmamıza yol açtı. Ülkeler keselerini bu felâkete nereye kadar açacaklarını, birer birer ilan ettiler. Bir tek bizim ülkemiz, durumdan nasıl vazife çıkaracağını düşünmekte gecikmedi. Ne kadar hâzin ve bir o kadar da hadsizlik değil midir bu?

Elbette dünya devleri, bu süreçten azami faydalanarak çıkmayı planlıyordur. Bu kapitalizmin tiynetinde var. Ama hiç bir ülke, bu tehdit karşısında işi ihaleye dönderip, zaten düşkün durumdaki bakıma muhtaç halkından, epideminin olası masraflarını tahsil etme gibi iffetsiz bir tutum almadı. Bu konuya devletin verdiği tepkiler, zaten evlere şenlikti. Uçak biletlerinin KDV’si, Ev kredi borçlarının düzenlenmesi gibi, abuk subuk önlemlerle Koronayı karşıladık. Ayrıca Salâ ve Dua okumayla virüsü yeneceğimize, toplumu inandırmaya kadar gittik.

”Biz bize yeteriz Türkiye!” anlı şanlı belgisiyle, insanın aklıyla oynamak, hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Biz neye yeteriz? Madem yeteriz, ne diye halka yönelip dilencilik yapıyorsunuz? Halkın neyi kaldı? İşi yok, aşı yok, geleceği yok! Ne koparırsak kâr diyorsunuz yani. Halkını, yolunacak kaz görmek de buymuş yani. Halkın mütevazı yardımlarıyla bu devasa sorun nasıl çözülebilir? Hani sizin koca devletiniz nerede? Kasalar delik değil mi? Kuruş bırakmadınız. Emip çektiniz.

Şimdi bir arsız zenginler sınıfı ürettiniz. Üç zenginin kasasıyla, bir ülkenin tüm sağlık giderlerini, gereken sosyal destekleri yerine getirebilir, hastalığı bertaraf edebilecek önlemleri rahatlıkla alabilirsiniz oysa. Kazın ayağı başka. Siz Tanrıdan bir lütuf daha ummaktasınız. Her faciadan bir fırsat yaratmayı nasıl da biliyorsunuz. Suriye vakasını göçmen soygunu için kullandınız. Feto darbe oyununu topyekün muhalefeti yok etmenin bir manivelası yaptınız.

Her sıkıştığında M. Kemal güzellemesi yapmakta gecikmeyen devlet bu kez 1921’de uygulanan ”Tekalifi Milliye!” kanununu gündeme getirerek, kendisine tutamak yapmak istiyor. Kurtuluş Savaşı giderlerini karşılamak için, Ermeni ve Rum paralarına el koymanın gerekçesi olan bu kanun, devlete zor kullanma hakkını veriyordu. Bazı aklını kiraya vermiş arkadaş ise, bu kampanyada kim ne vermişse, güya sonradan geriye almışmış diye de güzellemeler yazdı. Yazık! Ermeni ve Rum malları ve servetleri sonradan geri mi verilmiş? M. Kemal’i bu eleştiriden muhaf tutmak için insanın ya saf olması, ya da hain olması gerekir.

Şimdi bu millî vergi safsatasına devletin yönelmesinden, çirkin kokular geliyor. Eh M. Kemal yapmışsa, bunlar neden yapmasın ki! Yarın bir kanun hükmünde kararname çıkarıp, istediklerinin varlığına, güya zamanı gelince geriye ödenecek vaadiyle el konulmayacağını kim garanti edebilir? Her şeyiniz sahte. Her sözünüz bir oyun. Ne sosyal devlet olabildiniz ne sosyal bir insan! Bir garabetsiniz vesselam.

Sizin ama ne Ermeniniz, ne de Rumunuz var! Devlet onlardan almış üstüne yatmış. Alın bakalım siz de, 100 yıl önceki bir uygulamaya nazire diye. Bakalım kaç kişi size rıza gösterecek!

07.04.2020

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑