fbpx

Yazarlar

Published on Haziran 20th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Terörist sizsiniz, biz HDP’liyiz! – Niyazi Aytaç

Tarih boyunca hak arayanlar, haksızlığa karşı çıkanlar despot yönetimler tarafından mütemadiyen terörist, bölücü vs. olarak yaftalandılar; Muhammed peygamber Mekkeli müşrikler, Pir Sultan Osmanlı paşaları, Nelson Mandela ırkçı Güney Afrika rejimi, Yaser Arafat ırkçı İsrail devleti tarafından hep aynı şekilde yaftalandılar. Sömürü ve tahakkümün hüküm sürdüğü günümüzde de devrimci şahsiyetler ve örgütler aynı saldırılarla karşı karşıya. 

Türkiye’de faşizmin kurumsallaşması için her türlü yalan, iftira ve entrikaya başvuran AKP- MHP- Ergenekon ittifakı, bu konuda son zamanlarda iyice zıvanadan çıktı. Faşizm her zaman olduğu gibi böylesi kritik dönemlerde medyadaki ilkesiz, kişiliksiz, onursuz tipleri paspas olarak kullanır. Faşizm için paspas olmaya teşne bu tipler, yaptıkları uğursuz işleri ellerindeki medyayı da kullanarak, “yayın ilkelerimiz” ya da “tercih” olarak lanse etmeye çalışıyorlar. 

 “PKK’ye terör örgütü deyin, aranıza mesafe koyun.” dayatması son zamanlarda ayyuka çıktı. Bu söylem ırkçı, faşist bir demagojidir. Amaç teröre, şiddete karşı olmak değil, devlet terörünü aklamaktır. 

HDP’liler sürekli bu söylemle sıkıştırılmak isteniyor. HDP’liler de bu konuda “yasal” mevzuattan ötürü doyurucu bir cevap veremiyorlar; aslında yanlış yapıyorlar. 

Doğru olan PKK’nin hedefinin neden terör estirmek olmadığını, şiddetin kaynağının ne olduğunu açıkça belirtmektir. Söz konusu ırkçı- faşist söylemin amacı korku salmaktır. Ama doğru eğip büküldüğünde cezalardan kurtulunmuyor. Zaten hapis kararları hukuki olarak değil idari, siyasi olarak veriliyor.

Burada önemli olan yasal mevzuattan öte halka sorunu doğru anlatmak ve argümanlarımızın tutarlı olmasıdır. 

PKK terör örgütü değildir! Neden? Çünkü; Ermeni, Rum, Süryani-Keldani Soykırımlarını, Koçgiri katliamını PKK yapmamıştır. Hadi diyelim bu katliamlar Cumhuriyet öncesi zamana ait oldukları için Cumhuriyet dönemini sorumlu tutamayız! Peki, Palu, Ağrı, Zilan katliamları? Ya Dersim Soykırımı? Bu ülkenin Başbakanı (T.Erdoğan Başbakanken) kendi ağzıyla Dersim’de katliam yapıldığını söylemedi mi? PKK bu katliamlardan, bu ağır terörist kıyımların hiç birinden sorumlu değildir. Peki kimdir tüm bu terörizmin öznesi? Açık: Türkiye Cumhuriyeti Devleti! 

Bu açık seçik katliamlara karşı kararlı bir tavır sergilemeyenlerin tutumu “sıradaki katliam gelsin” dışında bir anlam ifade etmemektedir.

Peki terör terör diye demagoji yapanlar sadece yakın tarihimize ait bu olgulardan kalkarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti katil bir devlettir diyebiliyorlar mı?

Bir başka yönüyle bakalım; yeterli bir demokratik ortam olmasa bile, Kürdler kendilerini örgütsel, politik, kültürel olarak bir biçimde ifade olanaklarına sahip oldukları halde, PKK bu olanakları bir tarafa bırakıp şiddete dayalı mücadeleyi öne çıkarmışsa, terörist yaftası değilse bile şiddete fazlasıyla teşne bir yapı olarak adlandırıp karşı mücadele etmek gerekmez mi? Olabilir…

Peki, durum nedir? Kısaca bakalım: Dersim Soykırımı’ndan PKK’nin silahlı mücadeleye başvurduğu 1984 yılına kadar Kürtler bir kurşun bile sıkmamışlardır; tam 45 yıl! Peki, Kürtlerin hak talepleri ne olmuş, nasıl karşılık bulmuş? Baskı, şiddet, soykırım zihniyetinden bir adım geri atılmış mıdır? Kesinlikle hayır. Bu zaman zarfında Kürtler üzerindeki baskı katmerleşmiş; inkârcılık en üst düzeye vardırılmış; kart-kurt zırvalıkları bilimsel bir yaklaşıma sahip olması beklenen akademisyenlerin diline bile pelesenk olmuştur…

Kürt bilgesi Musa Anter bu dönemde Kürtçe ıslık çaldığı için karakola çekilip hırpalanmıştır. 

En çarpıcı örnek dünyanın gözü önünde gerçekleşen kimsenin inkar edemeyeceği örnektir: İsmail Beşikçi. Bir bilim insanı olan Beşikçi, sadece “Kürtler  vardır” dediği için işkencelere tabi tutulmuş, 17 yıl zindan zindan dolaştırılmıştır.

Yetmemiş 12 Eylül işkenceleri sıraya girmiş ve sadece Türkiye’de değil dünya çapında benzeri az görülmüş bir zulüm dönemine imza atılmıştır. Diyarbakır zindanlarında Kürt gençleri “bu devlete kurşun sıkacak bir dakikalık fırsat elime geçsin ondan sonra yaşamım son bulsun” durumuna gelmişlerdir. Böyle bir fırsat yakaladıklarında ise doğal olarak bu devlete saldırma konusunda tereddüt etmemişlerdir. Öyle ki zaman zaman bu devletin bazı yöneticileri bile “böylesi bir durumda ben olsam ben de dağa çıkardım” demek durumunda kalmışlardır.

Sorun açık: Şiddeti, terörü yaratan devlettir; PKK’nin varlık nedeni devlet terörüdür. Devlet terörünün dayattığı bu şiddet ortamında, “bu devlet başka bir dilden anlamaz” anlayışı gelişmiştir. 

Peki, bu şiddet ne zamana kadar sürecektir? Kürtlerin mücadelesi PKK sayesinde dünya çapında önemli mevziler ve duyarlılık kazanmıştır. Bu durumda şiddete son verip şiddet dışı mücadele yöntemlerine başvurmak gerekmez mi? 

Kanımca günümüz koşullarında cevap aranması gereken temel soru da budur. İşte HDP’nin önemi ve misyonu tam da bu bağlamda önem kazanmaktadır. HDP PKK ile Kürtlerin hakları, talepleri, kitle tabanı vb. konularda bir ayrılığa sahip değildir; ayrılık mücadelenin yöntemlerine ilişkindir. PKK tarihsel nedenlerden ötürü hala “bu devlet başka bir dilden anlamaz” konumunda gibi görünüyor. HDP ise başka bir yolun mümkün olduğunu gösterme çabasında. Ama savaşı bir rant ve mevki kapısı olarak gören haysiyet cellatları HDP’nin bu anlamlı mücadele ve rolünü görünmez kılmak için baş vurmadıkları hile, yalan, entrika kalmamış durumda. Bu entrikaların en pespayesi ise kuşkusuz “PKK’yi terör örgütü olarak görüyor musun?” şeklindeki faşist  dayatmadır. Hâlbuki PKK ile diyalog kurabilen PKK’lileri ikna edebilecek tek siyasal odaktır HDP. AKP’nin, MHP’nin ya da diğerlerinin böyle bir şansı var mı? Yok! 

 “PKK ile aranıza mesafe koyun, PKK’yi terör örgütü olarak görün” demek; “bizi akan kan, barış, hak, hukuk, adalet, insanlık hiçbir şey ilgilendirmez; bizi savaş ve savaş ortamında sağlama alacağımız rant ve mevkilerimiz ilgilendirir” demek ile eş anlamlıdır. Bu kaotik ortamın yaratılması için de devletin teröre, dolaysıyla PKK’nin de meşru savunma refleksiyle şiddete başvuracağı bilinmektedir. 

PKK’ye terör örgütü demediğiniz durumda toplumsal barışın önü sonuna kadar açılmış olacak ve  böylesi bir durum tüm faşist odakların korkulu rüyasıdır.

HDP ve önceli partiler yokken tüm siyasi partiler ve aktörler PKK’ye terör örgütü diyordu; peki sorun çözüldü mü? Aksine kin, nefret, şiddet sarmalı büyüdükçe büyüdü. Peki PKK küçüldü mü? Hayır! 

Görüldüğü gibi PKK’yi öcü gibi göstermek, HDP’yi kriminalize etmek hiçbir şekilde bir çözüm üretmiyor. 

Peki bu şer cephesinin elinde geriye ne kalıyor?  Geriye, pratiklerinin ve amaçlarının mantıki sonucu kalıyor: Çıplak faşizm. 

Yani şu: Biz ne hak tanırız ne hukuk; ne insan hakları ne de barış umurumuzda; militarist gücümüz var ezer geçeriz, hepsinin kökünü kazırız…

Faşizmin nasıl insanlık dışı bir karanlık olduğunu hem Türkiye’den hem dünyadaki örneklerden elbette biliyoruz. Dolaysıyla kararlı, duyarlı ve örgütlü mücadeleden asla geri adım atmamak hayati önemdedir elbette.

Ama bu “kök kazımak” şeklindeki faşist tehditler artık  ne kimseyi korkutuyor ne de İnandırıyor. Çünkü palavradır…

Hayat ve mücadele bize başka bir şey anlatıyor: 1984’te PKK silahlı mücadeleye başladığında aşağı yukarı 70 kişilik bir silahlı güce sahip. Türkiye’yi sırayla yönetenler PKK’nin  kökünü kazıya kazıya PKK gelinen yerde en az 70 bin(sayıyla: 70.000) savaşçı gücüne erişmiş! Taraftar sayısı 3-4 binden 15-20 milyona ulaşmış! Başlangıçta Türkiye’nin belli bölgelerinde varlık gösterirken günümüzde, Irak, İran, Suriye ve Avrupa’da herkesin dikkate almak zorunda olduğu politik bir güç haline gelmiştir.

Dolaysıyla bu “kök kazımak” palavrası ırkçı- faşist bir histerinin çaresizce dışa vurumundan öte bir anlamı yoktur. 

Şu çok can yakıcı bir gerçektir: Eğer Türkiye’de huzur, refah ve özgür bir yaşam isteniyorsa; tutarlı, duyarlı herkes bu “PKK’yi terör örgütü olarak ilan et, araya mesafe koy”  şeklindeki ırkçı-faşist provakatif demagojiye karşı durmak zorundadır.

İnsanların “bu devlet başka bir dilden anlamaz” kanısından kurtulması isteniyorsa, sadece HDP’nin değil özgürlük ve barış isteyen herkesin PKK ile arasına duvarlar örmek değil, diyalog kurması şarttır. Bunun ilk adımı da HDP’ye sahip çıkmak ile mümkündür ancak.

 (Bu yazıyı tam bitirmişken, tv ekranında Saygı Öztürk’ü gördüm. Bakan SS kendisine namussuz dediği için ağlıyordu…

Sormak lazım; demokrasi ve barış mücadelesi teröristlik ise gazetecilik de alçaklıktır! Ağlamak niye?

20.06.2020

Tags: ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑