fbpx

Kadın

Published on Temmuz 8th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Tırnak izleri ve “şiddet raporu” – Gülfer Akkaya

“Her şey bu kadar açık iken buna rağmen Ozan Güven’i savunan, tanıyan bilir’ciler her şiddet olayından sonra ortaya çıkabiliyor. Ozan Güvengiller bunların da sayesinde hâlâ ve hep şiddetlerini meşru ve normal olarak gösteriyorlar. Raporlar alabiliyorlar.”

Adı Ozan Güven. Oyuncu.

Kadın partnerine şiddet uygulamış. Farklı zamanlarda gazetecilere saldırdığı, çok ağır ve cinsiyetçi küfürler ettiği videoları da mevcut. Yani adam şiddeti her yerde ve açıktan uygulayabilecek kadar içselleşirmiş biri.

O da kendisi gibi şiddetçi Ahmet Kural’la aynı davranarak, şiddet uyguladığı süre boyunca kadının evden çıkmasını engellemiş. Evden gitmesine izin vermemiş.

Şiddet gören kadının hali basına yansıdı, görmüşsünüzdür.

Kadını döverek o hale getiren şiddetçi Ozan Güven “Asıl ben şiddete uğradım” diyerek kolundaki tırnak izleri için gidip rapor almış.

Şiddet gördüm dediği şey kadının şiddet gördüğü an kendisini korumak-savunmak için tırnaklarını kullanarak oluşturduğu çizikler. Bu çizikler çırpınırken de oluşmuş olabilir, kendisini kurtarmak için bilerek de yapılmış olabilir.

Fiziksel gücü karşısındaki ile kıyaslanamaz farkta olan bu şiddetçi, kadın düşmanı erkek kadını dövmekle de kalmıyor, o sırada kendisini savunan ya da koruyan kadını şiddetçi ilan edip, rapor da alıyor. Onun bu davranışı hem kadın düşmanlığının boyutunu hem erkek şiddetini ne kadar içselleştirip normalleştirdiğini gösteriyor. Hem de şiddeti bilerek, kasten başka bir boyutta nasıl devam ettirdiğini.

Erkekler çocuk yaştan itibaren dövüşmeyi, kavgayı, birini dövmeyi öğrenerek yetiştiriliyor. Bu nedenle dövmeyi, kavgayı hem biliyor hem içselleştiriyor. Hayatının parçası yapıyor. Aynı zamanda erkekliğinin önemi bir parçası olarak görüyor şiddeti. Onsuz olmaz diye öğreniyor ve bir yöntem olarak bilerek kullanıyor.

Kadınlar yetiştirilirken çocukluktan itibaren ne kavga, ne dövüş öğreniyor. Aksine yumuşak, şefkatli, sessiz, itaatkâr, affedici, kahır çekici olarak yetiştiriliyor.

Erkekler kadınları dövebileceklerini, bunun hakları olduğunu, bunun gerekli olduğunu toplumdan öğreniyor ve bunu hiç çekinmeden uyguluyor. Yani şiddeti önce öğreniyorlar, sonra bunu erkekliklerinin parçası ve hakları olarak kabul ediyorlar ve uyguluyorlar.

Her şey bu kadar açık iken buna rağmen Ozan Güven’i savunan, tanıyan bilir’ciler her şiddet olayından sonra ortaya çıkabiliyor. Ozan Güvengiller bunların da sayesinde hâlâ ve hep şiddetlerini meşru ve normal olarak gösteriyorlar. Raporlar alabiliyorlar.

Zulme karşı direniş haktır. Her kadın gerektiğinde kendini koruyabilmeyi öğrenmeli, bunu gerektiği yerde çekinmeden uygulamalıdır.

Kadınların tırnakları savunma araçlarıdır. Gerekiyorsa kendilerini korumak-savunmak için elbette kullanılacaklar.

Hiç kimse kendisini erkek şiddetine karşı savunmak zorunda kalan kadınları suçlu, haksız ya da şiddetçi diye suçlayamaz. Rapor alsa bile.  Bunu gösterenler erkek şiddetinin sürdürülmesine hizmet edenlerdir.

Şiddet uygulamaktan çekinmeyen, üstelik kadını eve kapatarak şiddeti kasten ve sistematikleştirerek sürdüren bu kişi şiddet gördüm yalanına sarılarak uyguladığı şiddeti hafifletmeyi amaçlamaktadır. Taraftar toplayarak işlediği suçta en ucuz şekilde paçayı kurtarmayı hedeflemektedir. Bu nedenle “şiddet gördüm” raporu mahkemede etkili olacak diye düşünmektedir. Oysa bunun kendisi bizzat suç olarak görülmeli. Çünkü böyle yaparak toplumu kandırmakla kalmıyor, şiddeti meşrulaştırarak şiddetçi erkeklere rol modeli oluyor ve kadınların/çocukların erkek şiddetine karşı kazanımları olan sözleşmeleri yine kadınlara/çocuklara karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini göstermiş oluyor.

Bunlara “şiddet gördü raporu” verenleri de unutmayalım. Çünkü erkek şiddeti, kendilerine başvuran erkeklere rahatça rapor veren bu kurumlar ve o kurumların başında olan erkeklerin ve eril sistemin destekleri ile artıyor.

Bu sorunları görerek erkek şiddeti gibi durumlarda kurumların vereceği raporlar vb konuları yeniden gözden geçirmek gerektiği kanısındayım. Yani erkeler ve eril fikriyatla yönetilen kurumlar konusu bir sorun olarak önümüzde durmakta.
 

İstanbul Sözleşmesini “revize” ederek kadınları artan erkek şiddetine karşı daha da artacak erkek şiddeti ile baş başa bırakmak isteyenler görmüyor mu aynı sözleşme ile şiddetçi-dayakçı-işkenceci bu zorbaların korunduklarını?
 

Şiddetten tanınmayacak halde karakollara gidip şikâyetçi olmaya çalışan kadınları gersin geri evlere gönderen kurumlar gib erkek şiddeti ayrımı gözetmeden “şiddet raporları” veren kurumların tırnak izlerine hassasiyeti de kadın düşmanlığından geliyor.

Erkekliğin her türlü baskı ve saldırılarına rağmen kadınlar susmuyor. Konuşuyor. Yaşadıklarını anlatıyor.  Daha da konuşacak ve erkek şiddeti elini kolunu sallayarak bu ülkede dolaşamayacak.

Asla yalnız değiliz.

Yazı ilk olarak Sİyasi Haber internet sitesinde yayımlanmıştır.

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑