fbpx

Emek

Published on Haziran 22nd, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Toprağın tuzu, işçilerin cinsiyetçiliği – Necla Akgökçe

Geleneksel sendika tarih yazımı içinde kadınların en görünür olduğu alanlar genel olarak grev ve direnişlerdir. Sararmış siyah- beyaz grev fotoğraflarında ellerinden tuttukları çocuklarla kimi zaman grev destekçisi olarak görürüz kadınları, kimi samanda direniş pankartının ardında yürüyen öfkeli, bağıran çağıran işçiler olarak. Bu fotoğraflar olmasa ne sendika üyesi ne de üretim işçisi kadınların farkına varamazdık. Çünkü onlar yönetim kademelerine gelemedikleri gibi birkaç istisna dışında tarihi kararların alındığı sendika genel kurulların, delegesi bile olamamışlardır ve çoğu zaman sınıfın tarihi ile özdeşleştirilen sendika tarihleri “büyük olayları” bu büyük olayları gerçekleştiren büyük adamların deneyimlerini anlatır. 

Fakat, edebiyat, sinema, resim, fotoğrafçılık gibi sanatın çeşitli dalları işçi sınıfı tarihi içinde de görünmezleştirilen tüm kesimlerin özellikle de kadın deneyimlerine ulaşmak için önemli bir araç olarak karşımıza çıkar. Genel olarak kadın olmadığında erkek hikayesi eksik kalacağından tamamlayıcı bir unsur şeklinde yer alır. Kadınların eserin bağımsız öznesi olarak kendi talep, deneyim ve arzuları doğrultusunda hareket ettiği durumlar da yok değildir. Yani sanat gerçeği yansıttığında, tarihten bir nebze iyidir yine de.  

Bazen tarihsel bir işçi deneyiminin önüne geçerek ona isim veren sanat eserleri de çıkıyor karşımıza. Bunlardan birinden; Dünya’nın Tuzu Grevi de denilen Empire Zinc grevinin hikâyesini konu alan bir filmden bahsetmek istiyorum sizlere orijinal adı “Salt of the Earth” olan Türkçe’ye Dünya’nın Tuzu diye çevrilmiş.

Silver City’de grev var   

Önce grevin hikâyesi; Amerika’da New Mexico’nun Silver City kasabasında New Jersey Company Şirketinin bir yan kolu Empire Zinc Company şirketi çinko madenleri işletiyordu. Şirket ikili bir ücret ve yaşam standardı sistemi oluşturmuştu. Empire Zinc işletmesinde Meksika kökenli işçiler, Anglo Amerikan işçilerden daha düşük ücret alıyorlardı ve barınma koşulları da arkadaşlarına göre çok kötüydü. Bu koşullar nedeniyle dönemin Amerikan Sendikalar Birliği (CIO)’ ya üye olan, Uluslararası Maden, Fabrika ve Döküm İşçileri Sendikasının (MM) 890 Yerel örgütü 17 Ekim 1950 tarihinde greve çıkma kararı aldı. Sendikanın talepleri ücret ve barınma konusunda ayrımcı uygulamalara son verilmesi, işçiler arasında ücret eşitsizliğinin giderilmesiydi. Daha sonra taleplere Meksikalı işçi evleri için kapalı tesisat sistemi ve sıcak suyu da eklediler. Bu talebin arkasında ise bir süre sonra grevin yönünü değiştirecek olan kadınlar vardı.  MM 890 Yerel Örgütü, Amerikan Komünist partisine yakın bir çizgi izlediği için konfederasyonla çatışma halindeydi.

Kadınlar grev gözcüsü

Grev, sendikaya karşı sendika olayıydı yani. Empire Zinc patronları grev boyunca işçilerle müzakereye yanaşmadığı gibi grevi çeşitli saldırılarla kriminalize etmeye çalıştılar. İşçiler sürekli polis tacizine ve tutuklamalara maruz kaldılar. Öncüler arasında bulunan Clinton Jencks de tutuklanarak 16 ay hapis yattı. Yerel mahkemenin aldığı bir kararla grev gözcülerinin nöbeti engellenince, kadınlar grev yapan işçi konumunda olmadıkları için çocuklarıyla birlikte grev nöbeti tutmaya başladılar. Kolektif biçimde kendi mücadele yöntemleriyle grev gözcülüğünü ve müzakereleri sürdürürken, yerel hükümet bu kez polisleri onların üzerine saldı. Pek çok kadın ve çocuk dövülerek gözaltına alındı. Kadın ve çocuklara yönelik bu saldırılar kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı. Sıkışan patronlar toplu sözleşme imzalamak zorunda kaldılar. Grev 15 ay sürdükten sonra 1952 yılının 21 Ocak’ında sona erdi. Patron ücretleri ve sosyal yardımları artırma, Meksikalı işçilerinin evlerine sıcak su verme de dahil olmak üzere işçilerin neredeyse tüm taleplerini kabul etti.   

Ama bu grevin dünya ölçüsünde tanınmasına, grevin isminin bile değişmesine yol açan, 1953 yılında çekilen Toprağın Tuzu filmi oldu. Filmin yönetmeni Herbert J. Biberman, Hollywood’taki Mc Carthy dönemi cadı avında kara listeye alınan 10 yönetmen arasında yer almış ve “Amerikan kongresine hakaretten” tutuklanmış solcu biriydi.

Altı ay hapis yattıktan sonra dışarı çıkar çıkmaz,  bu filmi yapmaya karar verdi. Filmin oyuncuları da kara listedeki oyunculardır. Işıkçı, kamereman, teknik eleman seçiminde bile ciddi sorunlarla boğuşmak zorunda kaldı yönetmen.  Filmin sponsoru ise Uluslararası Maden Fabrika ve Döküm İşçileri idi. Film biter bitmez kara listeye alındı, yasaklandı. Bazı eleştirmenler Amerika’da kara listeye alınan ilk ve tek film olduğunu yazıyorlar.

Feminist temalar

Senaryonun oluşturulmasına katkı sağlayan Paul Jarrico Amerikan Komünist partisi üyesiydi. New Mexico’ya yaptığı bir seyahat esnasında Clinton Jencks’in karısı ile tanıştı. Jencks o dönemde Amerika’nın en nefret edilen sendikacısıydı. Ondan grevin hikâyesini dinledi hemen Silver City’e giderek işçilerle konuştu, materyal topladı. Seyahat dönüşünde yoldaşlarına müjdeyi verdi: “Bu öyle şahane bir hikâye ki içinde hem işçi sınıfı hakları hem kadın hakları hem de azınlık hakları hepsi var.” Senaryoya daha sonra son şekli Micheal Wilson verdi. İki erkek de kara listede yer alıyordu.

Toprağın Tuzu, feministlerin de ilgisini çekti, hatta bazı eleştirmenler onun feminist bir film olduğunu da iddia ediyorlar. Filmin anlatıcısının kadın olması, ev işlerinde ve eylem sürecinde kadın erkek eşitliğine devamlı vurgu yapılması, birleşik kadın mücadelesi ile işçi erkeğin maçoluğunun geriletilmesi vs. elbette feminizme dair temalar. 

Açılış sahnesi çinko madeni işçisi ve grevin ve filmin kahramanı Ramon Quintera eşi Esperanza ile yaptığı ev işleri tartışması ile başlıyor. Olayı anlatan Esperanza olduğundan erkek kahramanlar çok fazla övülmüyor, maçolukları açıkça gözler önüne seriliyor. Ramon şirketteki ücret eşitsizliklerinden ve güvenlik zaaflarından bahsedip greve çıkacaklarını anlatırken, bir yandan da bütün gün çocuklarla ve ev işleri ile uğraşan, suyu ısıtmak için üç kez odun kıran eşi Esperanzayı azarlayarak elini yüzünü yıkadığı suyun yeterince sıcak olmadığını söylüyor. Anglo Amerikan kökenli işçilerin evlerinde akan sıcak su bulunduğuna işaret eden üçüncü çocuğa hamile Esperanza, sendikanın kadınlar için de bir şeyler yapması gerektiğini söyleyerek, grev talepleri arasında sıcak suyu da ekleyin, diyor. Ramon işçi sınıfının ciddi sorunları varken, su, çocukların sağlığı, radyo taksiti gibi küçük, önemsiz şeylere takılıp kalmış eşini, sendikanın böyle şeylerle ilgilenmediğini söyleyerek susturuyor. Klasik bir “ben bütün gün çalışıyorum, sen evde boş boş oturuyorsun” şeklindeki ücretli- ücretsiz emek tartışmasıdır bu. Ramon grevin ilerleyen aşamalarında kadınların devreye girmesi ve Esperanza’nın tutuklanmasıyla çocukların giysilerini yıkamak zorunda kaldığında odun toplamanın su ısıtmanın, çamaşır yıkamanın ne kadar zor ve vakit alan işler olduğunun bilincine varacaktır. Filmde de olsa eğitilebilir ve öğrenmeye açık erkekleri görünce bir hoş oluyor insan.

İdeolojik mücadelenin önemi

İşçi erkeklerin cinsiyetçiliğinin açığa çıktığı sahnelerden biri de kadınların grev gözcüsü olmaları için sendika binasında yapılan açık oylama sahnesidir. Aralarında ücret eşitsizliği ve haklar konusunda çelişki olan iki işçi kesimi de grev gözcülüğünün kadın işi olmadığı, kadınların grev yönetimini başaramayacakları konusunda hemfikirdirler. Bu sahne açık bir erkek egemenliği gösterisidir, fakat kadınların ortak mücadelesi ile erkekler geriletilir.

Sermaye ile emekçiler arasında sınıf çelişkisi, erkek işçi ile onların eşleri arasındaki cinsiyet temelli çelişkiler, Meksikalı işçilerle beyaz işçiler arasındaki ırk ayrımına dayalı çelişkiler hayatın akışı içinde film boyunca usul usul anlatılır. Finale doğru işçilerle- işçiler arasındaki, işçilerle- kadınlar arasındaki, Meksikalı ile Anglolar arasındaki çelişkiler ideolojik olarak çözüme kavuşturulur tüm kesimler birlikte hareket ederek ve burjuvazi geriletirler…

Filmin en iyi işçi filmleri arasında hep ilk sıralarda gösterilmesi bu ideolojik mesajın güçlülüğünde yatıyor. Burjuva ve erkek egemen ideolojinin insanların DNA’larına kadar işlediği bunun için egemenlerin seksen türlü araç kullandığı günümüz şartlarında, bu tür sanat eserlerine çok ihtiyaç var.

22.03.2020

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑