fbpx

Röportajlar

Published on Mayıs 1st, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Tuncay Yılmaz: “1 Mayıs, korona ve kapitalizm virüslerinden kurtuluşun yolunu işaret ediyor”

Bu 1 Mayıs’ta bütün işçileri, emekçileri, ezilenleri ve emek dostlarını 1 Mayıs günü nereden katılabiliyorlarsa oradan kapitalizme karşı ses çıkarmaya, taleplerini yükseltmeye, bayrak, pankart sallamaya davet ediyoruz. Sınırlı ve simgesel de olsa halk sağlığını ve katılımcıları riske etmeyecek sokak eylemlerinde ısrarcı olmanın gerektiğini düşünüyoruz. Kısacası, evden, balkondan, pencereden, internetten, telefondan, sokaktan, fabrikadan, tarladan, okuldan kapitalizme karşı taleplerimizi ve mücadelemizi yükseltelim diyoruz.

Yeni Özgür Politika Gazetesinden Egîd Eren SYKP Kurucu Eşbaşkanı ve Avrupa Koordinasyonu üyesi yazarımız Tuncay Yılmaz’la 1 Mayıs üzerinde bir söyleşi gerçekleştirdi. Yeni Özgür Politika’da yayımlanan röportajın tam metnini yayımlıyoruz.

Bu sene 1 Mayıs programını hangi koşullarda ve nasıl bir temayla karşılanacak? 1 Mayıs Programınızı öğrenebilir miyiz?

Şayet Korona salgını gündemde olmasaydı Dünyanın dört bir yanında yükselen halk ayaklanmalarıyla karşılıyor olacaktık bu sene 1 Mayıs’ı. Haiti’den Irak’a, Lübnan’dan Şili’ye, Fransa’dan Ekvator’a ve daha pek çok ülkeye yayılan isyanlar mevcuttu hatırlayacağınız gibi. Bu isyanları ortaya çıkartan koşullar ortadan kalmadı. Hatta Korona Salgınıyla birlikte daha ağırlaştı. Yani bu sene 1 Mayıs’ı salgın dolayısıyla geriye çekilmiş ama fırsatını bulduğu an ileriye fırlayacak bir toplumsal direniş enerjisi gerçekliğiyle karşılıyoruz.

Elbette kapitalist emperyalist devletler de bu sıkışmanın farkındalar. Ve hepsi “krizi fırsata çevirerek” bu süreç zarfında toplumsal muhalefeti dağıtmak, parçalamak, iradesizleştirmek, sindirmek ve kendisine bağımlı kılmak istiyor. Yarattığı bilgi kirliği, panik havası, korku dalgasıyla toplumu diğer sorunlarını unutturup can derdine düşerek kendisine bağımlı hale getirmeye çabalıyor.

Bu 1 Mayıs’ta en başta buna itiraz etmek lazım; dünya kapitalist egemenlik altındayken koronadan önce de sonra da yaşanacak bir gezegen değildi. Süregiden sömürü, savaş, tahakküm sisteminden milyarlarca insan rahatsız. Artık kapitalizm insanlığa bir umut veremiyor, hegemonyasını sürdürmekte zorlanıyor.

Pek çok açıdan kriz içerisinde olan kapitalizm korona salgınıyla birlikte daha derin bir krize sürüklenmekle yüzyüze. Ve bu krizler sarmalını atlatmak değil ama yönetmek için amiyane tabirle “sopaya sarılıyor”.

Salgın dolayısıyla kitlesel mitingleri yapmak mümkün değil ancak en geniş kitleleri kapitalizm karşıtı talepleri yükseltmeye davet ediyoruz bu 1 Mayıs’ta. İnsanı ve doğayı değil, karı ve rantı merkezine alan kapitalist politikaların yaşamı nasıl bir uçurumun kenarına sürüklediği tüm çıplaklığıyla orta yere serilmiş durumda.

Egemenlerin otoriter, denetimci politikaları kalıcılaştırmaya çalıştığı bu süreçte bizler de hak ve özgürlük taleplerini merkezine koyan, kapitalizmi aşmaya odaklanan bir yoğunlaşmaya girmek zorundayız. Bir tür kehanetçiliğe düşerek gelecekte neler olacağını tartışmaya değil, geleceği şekillendirmek için bugün ne yapılması gerektiğine odaklanmalıyız. Ve bugün kitleleri antikapitalist bir hatta toparlamak için şu talepler etrafında toparlanmaya çağırmak gerektiğine inanıyoruz:

– Herkese ücretsiz sağlık hizmeti!

– Korona günlerinde kadınların üzerine yüklenen ev işleri ücretlendirilsin, evde eşit iş bölümü olsun!

– Pandeminin önüne geçene dek zorunlu sektörler dışında üretim dursun!

– İşten atma yasaklansın, işçilere ücretli izin verilsin!

– Yaşamın devamı için zorunlu sektörlerde çalışmak durumunda kalanlar için maksimum önlem alınsın!

– Zenginlerden ‘Korona dayanışma’ vergisi alınsın!

– Endüstriyel tarımdan ve hayvancılıktan, fosil yakıt kullanımından vazgeçilsin!

– Sınırlar açılsın, kamplar boşaltılsın; mültecilere eşit haklar verilsin!

Bu 1 Mayıs’ta bütün işçileri, emekçileri, ezilenleri ve emek dostlarını 1 Mayıs günü nereden katılabiliyorlarsa oradan kapitalizme karşı ses çıkarmaya, taleplerini yükseltmeye, bayrak, pankart sallamaya davet ediyoruz. Sınırlı ve simgesel de olsa halk sağlığını ve katılımcıları riske etmeyecek sokak eylemlerinde ısrarcı olmanın gerektiğini düşünüyoruz. Kısacası, evden, balkondan, pencereden, internetten, telefondan, sokaktan, fabrikadan, tarladan, okuldan kapitalizme karşı taleplerimizi ve mücadelemizi yükseltelim diyoruz.

Ayrıca sendikaların, emek örgütlerinin ulusal ve uluslararası düzlemde düzenlediği online eylemleri de yeterli görmemkle birlikte enternasyonal mücadelenin geniş kitleler tarafından hissedilmesi için önemli görüyor, halklarımızı katılımcısı olmaya davet ediyoruz.

İşçilerin günümüz dünyasındaki temel sorunlardan ve çözümünden kısaca söz edebilir misiniz?

Yakın zaman kadar çok popüler olan “işçi sınıfının tarihe karıştığı” yanılgısı pandemi günlerinde bir kez daha yerle yeksan oldu. “Evde Kal” dendi ama fabrikalarda çarklar dönemeye, inşaatlar yükselmeye devam etti. Sokağa çıkmak yasak dendi “ama işçiler hariç, onlar üretimi aksatmasın” dendi. Eve gönderilen hizmet sektörü ve kamu çalışanları ise evlere paslanan diğer işleri de (online çocuk eğitim, kreş, vs.) yüklenerek evden çalışmaya (home office) zorlandı.

Bugün dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının ve işsizlerin temel sorunu milyarlarca insan açlık, yoksulluk sınırında yaşarken nüfusun sadece yüzde biri olan kapitalistlerin işçilerin emeklerine ve doğal kaynaklara el koyuyor oluşudur.

Üstelik de bu el koyma işi her geçen gün daha da vahşileşmekte, kuralsızlaşmakta, saldırganlaşmakta. Dünya işçi sınıfı açısından çok önemli bir dayanak noktası olan Sosyalist sitemin ilk denemesinin başarısız kalması ve yıkılması sonucunda kapitalistler, sosyalist sistemin bir alternatif olarak var olduğu süreçte işçi sınıfının ve ezilenlerin kazanılmış haklarını pervasızca geri almaya çabalıyor. Sosyalizme olan ilgiyi azaltmak için devreye sokulan sosyal devlet anlayışını neoliberal politikalara tuzla buz eden kapitalizm, şimdi daha da kötüsüne geçiş yapmaya çabalıyor. İşçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki 200 yıllık mücadelede kazanılmış bütün haklar gasp edilmeye, yapılmış geçici anlaşmalar yok edilmeye çabalanıyor. İşçi sınıfı adeta yeniden köleleştirilmeye çalışılıyor.

Krizini teknolojik bir atılımla (endüstri 4.0, yapay zeka, 5G teknolojisi vs.) aşmayı hedefleyen kapitalizm, bu dönüşümü insanlığın yararına olacak şekilde değil, kar marjlarını arttıracak şekilde planlıyor. Tasarladıkları sisteme geçilebilmesi durumunda milyarlarca insan adeta fazlalık, çöp haline gelmiş olacak. Bu durumda ise Korona ya da benzer salgınların milyonlarca insanı öldürmesi umurlarında dahi olmayacaktır.       

Emekçilerin daha sağlıklı koşullarda çalışmasını ön gören bir çalışmanız var mı?

Özellikle korona günlerinde bu konuda öne çıkarttığımız talep “Zorunlu alanlar dışında çarklar dursun!” talebidir. Gerek ülkede gerekse de Avrupa’da emek ve demokrasi örgütleriyle birlikte insan hayatının fabrikatörlerin çıkarlarından daha önemli olduğunu anlatmaya, işçileri de bu ölüm politikalarına karşı durmaları için örgütlemeye çabalıyoruz.

Bu süreçte çalışmak zorunda olan sağlık, gıda, tedarik dağıtım vs benzeri alanlar için ise güvenli çalışma koşullarının yaratılmasını, gerekli sağlık ekipmanın temin edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu kriz bir kez daha kapitalizmin neye odaklı bir sistem olduğunu gözler önüne serdi. Kendilerini dünya devi ilan eden emperyalist güçler dahi bırakalım toplumun geneline, sağlık çalışanlarına dahi gerekli ekipmanı sağlayamadılar. Birbirlerinden maske, solunum cihazı çaldılar. Oysa imkansızlıklar ve ambargo içinde yüzen küçük sosyalist Küba Avrupa’da, Amerika’da, Afrika’da, Asya’da pek çok ülkeye yardım ekipleri ve ekipmanları gönderdi.

Bu süreçte öncelikli olarak işçilerin yaşamlarını ve sağlıklarını güvenceye alan politikaları gündemin ön sırasına almakla birlikte esas olarak insalığı ve doğayı kapitalizm virüsünden temizleyecek bir mücadeleyi geliştirmeye çabalıyoruz.     

Avrupa’da çalışan mülteciler hangi koşullarda çalışıyor?

Avrupa’da çalışan mülteciler ve henüz mülteci dahi olmayı başaramamış, kamplarda, sınırlarda, denizde ölümle pençeleşen on binlerce göçmen bu krizi en ağır yaşayan kesim. Almanya’nın başını çektiği Avrupa’nın Yunanistan’da ördüğü kıta savunma barajı insanlık tarihine utanç uygulamaları olarak geçecek örnekler yaratmakta. Televizyon ekranlarını, billboardları #Evdekal çağrısıyla donatan Avrupa devletleri mültecileri kamplarda, çadır kentlerde, sınır boylarında, denizde kaderleriyle başbaşa bıraktı.

Görece ulaştığı ülkeye yerleşebilmiş, oturum, çalışma hakkı almış göçmen işçiler de bu süreci toplumun geri kalanına göre daha ağır yaşıyor. Gelecek ve güvence kaygısı içindeki göçmen işçiler, kayıtsız, güvencesiz çalışanlar açıklanan desteklerden en az faydalanan ya da hiç faydalanamayan grubu oluşturuyor. Pek çok göçmen işçinin korona sonrası işine dönüp dönemeyeceği, döndüğünde zaten kötü olan çalışma şartlarını dahi bulup bulamayacağı meçhul. Daha önce de söylediğim gibi salgını fırsata çevirmeye çalışan sermaye ve devletlerin, hak gaspında ilk ve en rahat yöneleceği kesimler göçmenler olacaktır.

Şimdi sistemin Korona salgınını aleyhlerine kullanmak istediği bütün kesimlerin, göçmenlerin, işçilerin, kadınların yanyana gelerek bu saldırı dalgasını püskürtmesi ve dünyayı hem korona virüsünden, hem kapitalizm virüsünden kurtarması gerekiyor. Bunu yapamazsak bugün korona, yarın başka bir virüs ya da aslında çoktan bu yıkımı başlatmış olan ekolojik kriz insanlığı ve yaşamı bir yokoluşa sürükleyecektir.   

01.05.2020

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑