Seçtiklerimiz

Published on Ocak 31st, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Türk-Kürt ilişkisi ve Kürdistan – Demir Çelik

Hitler, Almanya’nın 1. Dünya savaşını kaybetmesiyle yaşadığı siyasal kuşatılmışlığı ve ekonomik darboğazı aşmak için anti-komünizm ideolojik gerekçesiyle Polonya’yı işgale kalkışmış, biyolojik ırkçılık propagandası ile toplumsal taban oluşturarak iktidar olmuştu. İktidarıyla tiranlaşan Hitler, on yıl içinde bütün Avrupa’yı kasıp kavurarak, halklar soykırımına neden olmuştu.

Bugün Türkiye’de benzer bir durumu yaşamaktadır. Türk ulus devleti toplumun çoklu kimliğine ve çoklu kültürüne dayattığı inkar ve imha politikaları nedeni ile derin bir siyasal kriz halini yaşamaktadır. Soruna askeri ve güvenlikçi politikalar eksenli yaklaştığından içine düştüğü darboğazı aşmak için Kürdistan’ı işgal etmektedir. Kemalist- militarist devletin yüzyıllık jeo-stratejisi ile hareket eden AKP-MHP faşist bloğu ‘ikinci kurtuluş savaşı’ söylemi ile bu stratejiyi bir kez daha uygulamaya almış, siyasal ve sosyal politikalarını ‘Yeni Türkiye’ söylemi ile süsleyerek topluma razı olmayı dayatmaktadır. Türk devleti, Kürt statüsü ihtimali iyice açığa çıkınca, uluslararası meşruiyeti hiçe sayarak neo- Osmanlıcı yayılmacı politikası ile çevresini ve çeperini işgal ve ilhaka kalkıştı. Ortadoğu ve Suriye’deki gelişmeler, özellikle de Kobanê ve Rakka’nın özgürleştirilmesi sonrasında Rojava’da demokratik ulus perspektifi gereğince yaşanan halklar ve inançlar buluşması ve bayramını içine sindirmeyerek Kürdistan karşıtlığı stratejisini güncellemiş, Bakur işgaline, Başûr ve Rojava’yı da işgal ederek bir bütün Kürdistan statüsü önüne geçmeye kalkışmıştır.


Yirminci yüzyılın son çeyreğinde Kürt Siyasal Hareketi ikili iktidarın de-fackto koşullarında Bakur Kürdistan’ında demokratik konfederalizmi inşaya, demokratik özerkliği ete kemiğe büründürmeye çalışıyordu. Buna paralel düzeyde Rojava’nın kantonlar sistemi ile demokratik konfederalizmi demokratik ulus perspektifi ile inşa etmesi, Türk devletini 30 Kasım 2014’te yeni kararlaşmalar içinde olmak zorunda bırakır. Bin yıllık Türk-Kürt ilişkisini hiçe sayarak Kürt ve Kürdistan karşıtlığında devletin yeniden inşası kararına varır. Devletin yeniden tahkimini Erdoğan etrafında “yerli ve milli” olan tüm güçleri konumlandırarak, Kürt ve Kürdistan Statüsünü engellemenin siyasal, sosyal, askeri, diplomatik ve kültürel çalışmaları eşliğinde topyekûn saldırı konseptini devreye koyar. Birbiri ile tarihsel ve siyasal amaçları çelişen ve çatışan güçlerin uzlaşması Kürt Statüsü nedeni ile kutsal devlet etrafında “yerli ve milli” olanların ittifakına neden olmuş, tüm ulusalcı ve şoven milliyetçi kesimlerin, yüz yıllık jeo-strateji gereğince ‘Milli Şef’in otoritesi etrafında kenetlenmesine yol açmıştı. Selefi militanlarla Efrîn ve Rojava’yı işgal etmeye kalkışmaları, devletin “milli şef” merkezli yeniden örgütlenmesini savaş yoluyla gerçekleştirmeyi istemektedirler.

Musul, Kerkük ve Rojava, Türk Devlet’inin yayılmacı alanlarına dönüşmeyince, Kürdistan’ın yeniden işgali gerçekleşmeyince, küresel emperyalist güçlerin jeo-stratejik çıkarlarıyla işgalci bu politik strateji çelişince, açığa çıkan yeni dengeler arayışında Kürdistan Statüsü ihtimaline karşı, iktidar bloğu savaş ve işgal dışında başka bir ihtimali düşünmemekte derin bir siyasal kriz ve kaosu yaşamaktadır. İçerde ve dışarıda düşmanlar yaratarak, düşman karşıtlığında toplumu iktidarlarına razı olmayı dayatmış olsalar da, toplum son iki yıldır bu rızayı vermemekte, her tür faşizan uygulamaya karşı meşru zeminlerin kendisine tanıdığı olanaklar çerçevesinde itirazını yükseltmekte, yeni mücadele araçlarının arayışı içindedir. Bu arayışın yanı sıra hem Ortadoğu genelinde, hem Suriye ve Rojava’daki gelişmeler, ittifak bloğu bileşenlerinde beklenmedik tepkilere neden olacağı da açığa çıkmaya başlamıştır. Kürt Statüsü ihtimali, devlet iktidar bloğunda ciddi pozisyon değişimlerine, ittifak güçleri arasında önemli çelişki ve kırılmalara neden olmaktadır.

Rusya ve Amerika’nın Suriye’nin geleceğinde asgari müşterekte anlaşmış olmaları, Kürdistan statüsü ihtimali Türkiye’yi harekete geçirmiş, Türkiye ile AB, gerekse Türkiye-Rusya ve Türkiye-Amerika arasında çelişkilere neden olmuştur. Üçüncü dünya savaşının de-facto koşullarında, Kürdistan’ı sınır güvenliği gerekçesi ile işgal ve ilhak etmek, savaşı fırsata dönüştürerek hem Kürdistan Statüsünü engellemek, Akdeniz koridorunu denetiminde tutmayı amaçlamaktadır.

Körfez ülkeleri, İran ve Suriye petrol ve doğal gaz kaynakları Şengal, Deyre Zor üzerinden El Bab’a oradan da Akdeniz’e, yanı sıra Doğu Akdeniz’den çıkarılacak fosil yakıtlar Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşıma projeleri Türk Devletinin uykularını kaçırmaktadır. Türkiye’nin bölgede etkin olma isteği ile birlikte Kürdistan karşıtı jeo-stratejisinin farkında olan Rusya sahada Türkiye’yi kullanarak, bölgede yayılma alanını güvencede tutmak isterken, Türkiye ise daha çok Rusya’nın, kimi zaman ise ABD ve NATO desteğini almaya çalışarak Rojava’yı kendi egemenlik alanına dönüştürmek istiyor. Suriye ve İran yayılmacı olmaması koşuluyla Türkiye’nin bu işgalini Kürdistan karşıtı stratejileri nedeniyle desteklerlerken, emperyalist sistem ise Kürdistan’ının uluslararası sömürge kalmasına onay vermektedir.

Ya savaş Kürdistan’a yol açacak, ya da Kürdistan direnişi savaşı sonlandıracaktır!

(yeniozgurpolitika.net)

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑