Kadın

Published on Aralık 30th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Türkiye’de kadınlar için 2019 yılında da şiddet, eşitsizlik, yasalar, sığınma evleri ve nafaka sorunu ön planda olmaya devam ediyor

“Dünyanın herhangi bir yerinde hangi kadın arkasına bakmadan yürümek istemez ki, hangi kadın sevgilisine, eşine, babasına karşı geldiğinde şiddetle hatta ölümle karşılaşmak ister ki….” Mor Sarmaşık üyeleri Şeyda Yazıcı, Büşra Özçelik ve Süreyya Yıldız Anatolia Haber’e kadın sorununu üzerine değerlendirmede bulundular.

Türkiye’de kadın olmayı yani kadınların yaşantılarından yola çıkarak bizlere ne anlatmak istersiniz?


Aslında sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde kadın olmanın ne demek olduğuna bakmak gerekir. Tarihten bugüne kadın olmak kimliğimizden, bedenimizden ve emeğimizden dolayı baskı, dertleri de deneyimleri de ortak. Polonya’da kürtaj için mücadele veren bir kadınla Türkiye’de kürtaj için mücadele veren kadın arasında bir fark var mıdır? Şili’de tecavüze karşı direnen kadınla Türkiye’de tecavüze karşı ses çıkaran kadın aynı deneyimleri yaşamakta değil midir? Dünyanın herhangi bir yerinde hangi kadın arkasına bakmadan yürümek istemez ki, hangi kadın sevgilisine, eşine, babasına karşı geldiğinde şiddetle hatta ölümle karşılaşmak ister ki…

Kadın deneyimleri ve yaşantıları bize aslında bu noktada çok önemli bir şey gösterir; asla yalnız olmadığımızı, bu yaşadıklarımızı dünyanın bir yerinde bir başka kadının da aynı şekilde yaşadığı çünkü ataerki ve kapitalizmin hepsini beraberinde getirdiğini. Ama yine de Türkiye öznelinde şu an içinde bulunduğumuz ekonomik kriz, toplumsal koşullar ve muhafazakârlığın kadınları ciddi bir şekilde baskılamaya çalıştığını söyleyebiliriz.

Türkiye’nin her yerinde kadınlar ölmemek, öldürülmemek için şiddet, sömürü, taciz ve tecavüzle karşılaşmak demek. Dünyanın her yerinde kadınlar sırf kadın oldukları için karşılaştıkları olumsuz durumlara karşı mücadele veriyorlar, çünkü bu kadınların , hayatları ve hakları için, tacize, şiddete, tecavüze boyun eğmiyor ve sesini çıkartıyor. Son dönemde artan kadın cinayetlerine karşı bulundukları her bir noktadan ses çıkarıyorlar ve bunlara karşı asla susmayacaklarını dile getiriyorlar. Çünkü biz kadınlar aynı durumları yaşayıp, aynı duyguları paylaşıyoruz. 

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi tarafından her yıl gerçekleştirilen Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırmasının 2019 sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre 2019 yılında kadının en büyük sorunu, ‘Şiddet’, İkinci sırada ‘işsizlik’, üçüncü sırada ise ‘eğitimsizlik’ , ardından Sokakta baskı ve taciz, Aile baskısı, Kadın erkek eşitsizliği, Çevre / mahalle baskısı geliyor. Sizin bu konuya dair düşünceniz nedir?

2016 yılından itibaren araştırmaya katılan kadınların yüzde 50 sinden fazlası toplumda yaşadığı en büyük sorunu şiddet olarak belirtiyor. Ve her sene bu yüzdelik artıyor.  Kadına yönelik erkek şiddetini fiziksel/psikolojik/ekonomik olarak hayatımızın birçok alanında hissediyoruz. 20 yıl önce Türkiye’de her on kadından üçü fiziksel şiddete uğradığını  söylerken bugün bu her on kadından dördüne çıkmış görünüyor. Kadın ve kadının toplumsal yaşamdaki yeri söz konusu olduğunda birçok problemi sıralayabiliriz fakat erkek şiddeti ailede, işyerinde, okulda, sokakta karşı karşıya geldiğimiz bir mesele. Yani işsizlik ve eğitim sorunuyla iç içe geçmiştir. 

Türkiye şu an genel olarak işsizlik kıskacı altında yaşamaktadır fakat istihdam oranlarına baktığımızda işgücünde bulunan kadın nüfusu, erkek nüfusunun neredeyse yarısı kadardır. Toplumun toplam işgücü nüfusu ise kadın-erkek oranı bakımından yarı yarıyadır.  Umudu olmadığı için veya başka nedenlerle iş aramayanlar (son 3 ayda) Tüik’e göre işsiz sayılmıyor. Bu oranları da eklediğimizde kadınlar için işsizlik oranı artıyor.  Toplumsal cinsiyet rolleri ve iş uyumu arandığı için kadınlar iş bulmakta zorlanıyor, buldukları işler de ucuz iş gücü olarak görülüyor. Sosyal güvence kapsamı dışında ve esnek şekilde işgücüne katılmak zorunda kalıyorlar. İktidarın kadın emeğini hep yedek iş gücü olarak görmektedir. İşsizliğin yükselmesini kadının iş yaşamına katılmasına bağlayan ve kadının fıtratını erkeğe köle olarak belirten bakış açısı ile mevcut sorunlara çözüm bulamayacağımızı biliyoruz.

Kadının yerini ailenin içi olarak sabitleyen, buradan çıkmasını istemeyen bir sistem için eğitim hakkı ancak da erkeklerin kontrolünde verilmek isteniyor.  Kadının eğitim sürecindeki yeri de ekonomik süreçteki yerinden çok da farklı değil. Kız çocukları doğumdan itibaren erkek çocuklardan dezavantajlı olmaktadır ve bu pekçok alanda kendini göstermektedir.

Bakılacak olursa eğitim hakkını kullanmaya yönelik çeşitli sorunlar yaşıyoruz. Okullaşma oranı artmasına rağmen eğitime ulaşımda bir cinsiyet eşitliği sağlanabilmiş değil. Eğitime erişim kadar eğitimin içeriği de bir mücadele alanı olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü kadının ve erkeğin rollerinin keskin bir şekilde belirlendiği, cinsiyetçi, muhafazakâr müfredatlar hazırlanıyor. 

Raporda bahsedilen kategorilerin hepsi aslında birbirini besleyen etmenlerdir. Bir zinciri oluşturan halkalar diyebiliriz…

Neredeyse her güne bir kadın cinayeti haberi ile uyanıyoruz, hem dünyada hem de Türkiye’de her yıl binlerce kadın yaşamını yitiriyor. Özellikle son yıllarda artış gösteren şiddet ve taciz olayları sosyal medyanın da etkisiyle geniş kitlelere yayılıyor.  Hukukun yetersiz görüldüğü durumlarda, öldürülen ya da tecavüze uğrayan kadınlar için protestolar düzenleniyor, yürüyüşler yapılıyor. Ancak maalesef kadın cinayetleri hala devam ediyor. Münevver Karabulut, Özgecan Arslan, Ayşe Paşalı, Şule Çet, Leyla Aldemir, Hatice Kavak, Emine Bulut ve Tuğba Erkol, Ceren Özdemir ve daha niceleri… Kadınlara yönelik şiddete  ağır cezai yaptırımlar uygulanmaması, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanununun yeterince dikkate alınmamasının ardında yatan temel sebep ne olabilir?

Raporları incelediğimizde 2019 yılı boyunca 500’e yakın kadının öldürüldüğünü görüyoruz. Kadınlar, “kocası, babası, kardeşi, sevgilisi…” tarafından katlediliyor. Öldürülen kadınların koruma kararlarının olması ise sonucu değiştirmiyor. Koruma kararları olduğu halde bile evinde, kapısının önünde, iş yerine giderken kadınlar, aynı kişilerce katlediliyor.  Bizler neredeyse her gün bir kadının davasını takip etmeye, katillerin-tecavüzcülerin hak ettikleri cezaları almalarını sağlamaya çalışıyoruz. Neredeyse her gün istismar-şiddet ve ölümle karşı karşıya kalırken bizler en temel insanlık hakkı olan “yaşam” hakkını istediğimizi dile getiriyoruz.

Mevcut yasaların uygulanmasını, katillerin, istismarcıların cezalandırılmasını yani en temelde tutarlı politikaların üretilmesini, uygulanmasını talep ediyoruz.  Fakat iktidarın bu cinayetlere karşı önleyici koruyucu ve istikrarlı bir politikası bulunmuyor. Akp-mhp-saray iktidarının politikasızlığı (hatta bilinçli politikaları; yasaları inkar, bunları uygulamaktan imtina etmek, iyi hal indirimleri gibi) kadınları öldürüyor.

Bizler son zamanlarda da özellikle gündem olan İstanbul sözleşmesinin gereklerini yerine getirmeye çağırdıkça, iktidar ve ortakları tam tersine bu sözleşmeyi hedef alan açıklamalarda bulunuyor.  İstanbul sözleşmesi kadının yaşam hakkını güvenceye alır, kadına yönelik şiddet-istismarı önler ve bunlarla mücadele yöntemlerini belirler. Bu sözleşme bizim için yasal bir araçtır. 

Yine kazandığımız bir hak olan 6284 koruma kanunu bulunmaktadır. Bu kanun kapsamında her kadının yaşamını idame ettirebilmesi, barınma, sığınma evleri, geçici yardım, kreş desteği, meslek edindirme, yurtdışında mültecilik hakkı gibi pekçok tedbir vardır. Yani yalnızca koruma tedbiri gibi bir uzaklaştırma kararından ibaret değildir.  Bu kanunun gerekleri de yerine getirilmemektedir.

Bununla birlikte verilen iyi hal indirimleri, şiddetin ve cinsel istismarın sebebi olarak kadınları suçlayıcı söylemler, uygulamalar, kazanılmış ve kadınları koruyan haklara sistematik saldırılar, sürekli kadınları, kadın ve feminist örgütlerin hedef haline getirilmesi, ayrımcı-eşitlikçi olmayan politikalar bu cinayetlerin sürekli hale gelmesini sağlamaktadır.   İktidar ve ortaklarının politikaları erkekleri cesaretlendirmekte, kadının eve hapsolmasına sebep olmakta, kadını aileye(kocaya-babaya) bağımlı kılmakta ve koca baba çocuk ekseninden dışarı çıkmam isteyen kadınların yaşam hakkını elinden almaktadır. 

İktidarın kendisi her gün şiddetin, tacizin, itaatin propagandasını yapmakta, bu şiddeti azaltmasını beklediğimiz organların kendisi şiddet-istismar kaynağı haline gelmektedir. İktidar önleyici koruyucu politikalar üretmek yerine, bu hakları kazanmış, bu politikaları üreten, kadın dayanışması ile birbirimizi koruduğumuz kadın mücadelesini engellemeye çalışmaktadır. Kadınların toplumun her alanında görünürlüğünü kırmakta, toplumsal katılımını engellemektedir. 

Anatolia HABER – Belen TAŞÇI

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑