fbpx

Yazarlar

Published on Şubat 1st, 2020 | by Avrupa Forum 20

0

Umut Diyalogları (10) – Cengiz Türüdü & Naim Kandemir

SOKAK ÇOCUKLARI

Naim- Sokak Çocuğu’nu, ailenin ve devletin üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmemesinin sonucu, yaşamını sürdürebilmek için mesken olarak sokağı seçmek zorunda kalmış, sorumlu kişilerin ve devletin koruması ve yönlendirmesinden mahrum, yetişkin olamamış kız veya erkek çocuklar, olarak tanımlayabiliriz.

Bu çocuklar temel olarak ikiye ayrılabilir: ailesiyle bağını koparıp tümüyle sokakta yaşayanlar ve diğer grup ise sokakta çalışıp eve dönen çocuklar.

Akademik literatürde; sokaktaki çocuklar, sokağın çocukları, ailesiz çocuklar diye de ayrılmaktadırlar.

2828 sayılı SHÇEK Kanunu’nda Sokak Çocukları “Korunmaya Muhtaç Çocuklar” kapsamında ele alınmaktadır.

Bu alanda bir diğer nokta da sağlıklı güncel bilgilere ulaşmanın kolay olmadığıdır.

2006 Unicef verilerine göre Türkiye’de 42 bin çocuğun sokaklarda yaşadığı ve çalıştığı tahmin edilmekte. Bu sayının bugün gerçeğine ulaşmak mümkün değil gibi görünüyor. Kimisi bu sayı için 100 bin derken, geçen hafta bu alanda faaliyet gösteren bir derneğin başkanı ile yaptığım görüşmede Türkiye için sayı tahmini: -çeşitli kategorilerin toplamı- 2-2.5 milyon gibi. Korkunç bir rakam. Anlaşıldığı üzre alan ilgisizlikten olduğu gibi güvenilir verisizlikten de muzdarip…

Hatta 2016 yılında Akit gazetesinden Osman Atalay’a göre ise Türkiye’de çalıştırılan çocuk bir milyonun üzerinde iken, sokakta çalıştırılan çocuk 500 bin. Eğitim-Sen’in bir raporuna göre ise işçi çocuk sayısı da iki milyona dayanmış durumda. Öte yandan Aile ve Sosyal Politikalar eski bakanı Fatma Şahin, 2012 yılında sokakta yaşayan çocukların sayısını 24 olarak açıklamıştı! Yalanla yanlış birbirine girmiş durumda.

Bu konuda birçok sayı verilebilir de bu çocukları sokaklar doğurmadı ya! Tablo bu denli vahimken iktidarın başı yıllardır “En az üç çocuk,” diye topluma sürekli telkinde bulunuyor. Şimdi bu duruma ne diyeceğiz?

Cengiz- Çocuklarla ilgili bilinçlenme insanlık tarihinde çok geçmişi olan bir durum değil. Aydınlanma, Rönesans olurken, laiklik batıda gelişirken orada bir uygarlık doğuyordu. Bu uygarlıkla beraber bir de ekonomi gelişiyordu. O gelişen ekonominin adına kapitalizm deniyordu. Kapitalizm, diğer toplumların ekonomik tarzlarından farklı olarak kitlesel üretimle birlikte çocukları ve kadınları üretime kattı. Çocuğu ve kadını aileden koparıp sokaklarda büyük bir işsiz kitlesi yarattı. Marks buna, yedek sanayi ordusu, diyor. İşçilerin yanında onlar kadar bir işsiz kitle yarattı. Bu işsiz kitle içerisinde büyük bir yoksulluk yarattı. O dönemin 18. yüzyıl, 19. yüzyıl dönemlerini anlatan ekonomi politik kitaplarına baktığımız zaman bu insanların aldıkları ücretler sefaret ücretleri olarak görülüyor. Bu kavram bugün hâlâ kullanılıyor. Bu işsiz kesimin baskısı ve kapitalizmin yarattığı diğer etkenlerle beraber bu işçi ve işsiz kitlelerin geçimleri çok düşük düzeyde seyrediyor. Bunların gelirleri çok yetersiz. Hepsinin barınma, sağlık, iş, eğitim sorunları var. Bu sadece belli bir topluma değil, kapitalizmin evrenselleşmesi ile beraber, yani ulusal üretim çitinin yıkılması ile birlikte bütün dünyaya yayılan bir gelişme oluyor ve kapitalizm ile birlikte geniş bir işsiz kitle ortaya çıkıyor. Çok yoksul ve kimsesiz bir işsiz kitlesi, kadınların ve çocukların üretime katılması ve kimsesiz çocuklar, Sokak Çocukları…

Aynı zamanda geleneksel değerlerin, dayanışmacı feodal değerlerin yıkılması, onun yerine bencil burjuva değerlerinin hayatın belirleyici bir gücü haline dönüşmesi gerçekleşiyor. Değerler değişimi bu çocukları daha sahipsiz hale getiriyor. Eskiden feodal toplumda ve pire-kapitalist toplumlarda daha dayanışmacı bir ruh hâkimken kapitalizm ile beraber bu dayanışmacı ruh zayıflayıp yozlaşıyor, onun yerini egoist bir ruh hali alıyor. Bu egoist ruh halinin egemenliğiyle beraber insanlar yalnızlaşıyor. İnsanlar aile yaşantısından kopuyor, sokaklar yoksul, işsiz gariban insanlarla doluyor.

Yevtuşenko’nun bir şiiri var “Amerikan Bülbülü” diye. Yevtuşenko, Amerikan sokakları Raskolnikov’larla dolu, diyor. Raskolnikov, Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanının kahramanı. Onun temel kuralı yasa tanımaz olması. Kriminal eğilimi çok yüksek, suç işlemeye meyyal insanlar dolu, sokaklar, diyor. Bunları tek kişi olmaktan çıkarıp Raskolnikov’ ları kitleselleştiren, Yevtuşenko’ya Amerikan sokakları Raskolnikov’larla dolu, dizelerini yazdıran bu kapitalizmin gelişme şekli. Kapitalist toplumun bir özelliği. Buna baktığımız zaman sadece işsizlik, yoksulluk, düşük gelir değil; bir tarafta sermayenin birikmesi, güç olması, diğer tarafta yoksulluğun daha çok artması, bir tarafta zenginlik birikirken diğer tarafta sefalet ve mahrumiyetin birikmesi kapitalizmin genel bir özelliği. Marks’ın deyimiyle sermayenin tarihsel bir eğilimi. Bunun sonucunda ortaya çıkan bir tablo var. Bu tabloyu yaratan kapitalizm. Bu kapitalizm bütün dünyada işsizliği, sokak insanlarını yaratıyor.

Amerika Birleşik Devletleri sokaklarında yaşayan 30 milyon insan var, diye Noam Chomsky ”Terörizm Kültürü” kitabında yazıyor. Amerika sokaklarında Amerika’nın gerçekliğinin üzeri örtülen bir 3. Dünya ülkesi de var, diyor. Bir ülke nüfusuna sahip yoksullar kitlesi yaşıyor Amerika sokaklarında. Sahipsiz bu insanlar. Bu sahipsizlik, kimsesizlik, örgütsüzlük sadece ABD’ye özgü değil, bütün kapitalist toplumlara özgü bir şey. Biraz önce dedik; kapitalizm geleneksel değerleri parçalayıp onun yerine ben’i ortaya çıkaran, egoizmi ortaya çıkaran ve insanları başkalarının hayatlarına karşı duyarsızlaştıran, daha doğrusu insanı insanlığına yabancılaştıran, insanı şeyleştiren, bir eşya haline dönüştüren, ruhsuzlaştıran bu gelişme kapitalizmin evrensel özelliklerinden birisi oluyor.

Kapitalizmin yarattığı bu yabancılaşma ve bu işsiz kitlelerle ilgili iki kitap önerebilirim: 1- Mandel-Novack’ın “Marksist Yabancılaşma Kuramı”, 2 –Goldmann’ın “İnsan Bilimleri ve Felsefe” kitapları. Bu kitaplarda detaylıca şeyleşme, yabancılaşmanın nasıl olduğu, bu patolojinin gelişmesi, sonraları suçların artması gibi konular irdeleniyor. Şimdi, bunları yapan kapitalizm. Genel olarak kapitalizme baktığımız zaman da sadece çocuklar değil, aynı zamanda aynı felaket kadınların da başında. Kadınlar da büyük baskı, sömürü altında, onlar da şiddetin hedefi. Ortadoğu ülkelerinde, dinin etkisinin kırılmadığı Ortaçağ kültür değerlerinin, kalıplarının ve insan ilişkileri psikolojisinin hââ devam ettiği ülkelerde kadın ve çocuklar daha trajik bir konumdalar. Bütün haklardan mahrum ve sürekli baskı ve sömürü altında, sürekli şiddetin hedefindeler.

Bugün Ortadoğu’da çocuklar savaşın kurbanı oluyor. Faşist, dinci diktatörlüklerin baskılarının kurbanı oluyorlar. İşsizliğin, yoksulluğun kurbanı oluyorlar. Aynı şekilde kadınlar da öyle. Bu insanlara hiç hak tanınmıyor. Kapitalizm bu tabloyu yaratırken, kadınları ve çocukları bu hale getirirken dünyada demokratik ve dayanışmacı değerlerden onları men ediyor. Onun yerine, Lenin’in kapitalizm, demokrasinin yerine emperyalizm aşamasında siyasi gericiliği koyar, şeklindeki tezi pratikte hayat buluyor. Yani bütün dünyada kapitalizm egoist, karanlıkçı, bu vahşi düşünceyi yayıyor ve bütün dünyadaki bu sahipsiz, kimsesiz; kapitalizmin yarattığı bu kriminal insanlar uygarlık için, hayat için bir tehlike haline geliyor.

Örneğin El-Kaide, Taliban, El-Nusra, Işid benzeri bu vahşi cinayet şebekeleri kapitalizmin yarattığı bu tip şeylerin sonucunda ortaya çıkan yapılar.

Kadın ve çocuk sorununu kapitalizmden ayrı düşünemeyiz. Kadınlara, çocuklara yaşatılan dramlar, büyük acılar, çocukların bugün seks kölesi, çocuk işçi, uyuşturucu şebekelerinde kurye olması, sokaklarda tecavüze uğraması, suç işletilmesi, hırsızlık şebekelerinin kurulması, çocuk pornografisi ve çocukların mülteci akımlarında, göç akımlarında boğulması, açlıktan ölmesi gibi insanlık dramlarını yaratan hep kapitalizm.

Karl Popper, “ Bu Yüzyılın Dersi” kitabında(Sovyetler’in yıkılma döneminde yazılmış bir söyleşi kitabı bu) , çağımızda en çok ezilen, köle muamelesi gören sınıf çocuklardır, diyor. Bir liberal aydın böyle diyor. Batı aydınında bu bilinç var. Çocukların başındaki büyük belanın ne olduğunu gören batıda aydınlar var. Bu söz ne demek? Aynı zamanda dünyanın en sahipsiz sınıfının, en şiddet mağduru sınıfının, baskıya en çok maruz kalan sınıfının da çocuklar olduğu anlamına geliyor. Popper’in çocukları en ezilen ve köleleştirilen sınıf ilan etmesinde madalyonun öbür tarafı da bu.

***

Kapitalizme ait bu genel çirkin tablo içerisinde Türkiye’ye gelince… Türkiye sokaklarında on binlerce hatta kimi istatistiklere göre yüz binlerce çocuk sahipsiz, kimsesiz. Bu çocuklar; tinerci oluyor, okul hayatından mahrum oluyor, ailesiz yaşayıp anne-baba ve aile sevgi ve şefkatinden yoksun yaşıyorlar ve sokaklarda çirkin emelli sapkın insanlara birçok açıdan hedef oluyorlar. Bu çocuklar kötü amaçlarla kullanıyorlar; hırsızlık yapıyorlar, çekip insan öldürüyorlar… Bu kimsesiz çocuklar böylece kriminalleştiriliyor ve kurumsal bir kriminal suç makinasına dönüştürülüyorlar. Bu çocuklar sahipsiz.

Türkiye’de genel olarak yoksullar sahipsizdir. Çünkü Türkiye’de yoksulları sahipleneceklerin örgütlülüğüne gerçek anlamda hiçbir zaman izin verilmedi. Örneğin 12 Eylül’de; DİSK, Pol-Der, TÖB-DER ve benzeri örgütlenmeler bunun için yok edildi. Yani ezilenlerle, yoksullarla dayanışma ağı kurma hedefindeki bütün demokratik kitle örgütleri bilinçli bir biçimde faşist cunta ve devamındakilerce yok edildi. Bundan amaç yoksullarla dayanışmayı bastırmak, yoksulları kimsesizlik girdabı içerisine hapsetmek, yoksulları gerçeğe yabancılaştırmak, yoksulların öfkeli kitle olarak başkaldıran potansiyelin eritmekti.

Buradan baktığımız zaman da Türkiye’de en sahipsiz kadınlar ve çocukları görüyoruz. Bugün de gazetelerde iki belirgin konu tartışılıyor: çocuk tecavüzleri ve kadın cinayetleri. Bu aynı zamanda Türkiye’de kadınların ve çocukların ne kadar baskı altında olduğunu, ne kadar ikinci sınıf insan durumuna itildiğini, hatta insan bile sayılmadığını, sahipsiz olduklarını, özellikle bunların arasında sokak çocuklarının daha bir sahipsiz olduğunu, her türlü suça açık hale getirildiğini, her tür sapkınlığın, uyuşturucu şebekelerinin, her türlü kötülüğün aleti haline getirildiğini ve bu çocuklara devletin sahip çıkmadığını, devletin sahip çıktığı çocukların çeşitli devlet kurumlarında Nazi tipi işkencelere maruz kaldığı, oralarda da tecavüze uğradıkları, Kur’an kurslarına gittiklerinde de din bilgisi veren hocalar tarafından tecavüze uğradıklarını görüyoruz.

Türkiye’de bu var olan çocuklar sahipsizken, gerçek bir aile şefkati ile büyüyemezlerken, okul hayatından, eğitimden, özgürlüklerinden yoksunken, normal çocuklar gibi çocukluklarını yaşayamazlarken, kalkıp birisi üç çocuk yapın, diyor. Ee, bu üç çocuğu yapınca aileler, kim bakacak bu çocuklara? Kim eğitecek, kim özgürlüklerini sağlayacak, kim bunlara yaşam güvencesi verecek? Bunun karşılığı yok. Burada dinsel düşünceye sığınma var. Ne der dinsinsel düşünce? Allah yarattığını rızkı ile birlikte yaratır anlayışı var, kadercilik anlayışı var. Ama bunun böyle olmadığını, yaratılan İnsanların kendilerine ait bir rızk bulamadığını hayat içerisinde, özellikle Ortadoğu’da, İslam ülkelerinde; Pakistan, Afganistan ve Yemen’de görüyoruz. Bu ülkelerde insanlar, çocuklar yoksulluğun, açlığın pençesinde inim inim inleyip kıvranıyorlar. Bu dinci, kaderci, Ortaçağcı, çağ dışı anlayış bugün İslam ülkelerindeki kimsesizliğin, sahipsizliğin üzerini örten kaderci, ilkel bir anlayış olarak varlığını sürdürüyor ve bu kaderci, ilkel anlayışın ürünü olarak Türkiye’deki siyasal İslamcı yöneticiler de çocuk sayısı artsın, nüfusumuz artarsa dünyayı titretiriz, çocuklar dünyaya gelirse rızkları hazır, Allah yarattığının rızkını da verir anlayışı içindeler.

Türkiye’de bu çocukların en önemli özelliği; bu iş cinayetlerinde ölen, tecavüze uğrayan, sokakta Bally, tiner çeken, insan öldüren, hırsızlık yapan çocukların açıkça kimsesiz, sahipsiz olmalarıdır. Bu bir şeyi de gösterdi; Türkiye toplumunun en kanayan yaralarından biridir bu.

Naim- Çocuklarla ilgili toplam STK: 159. Oysa ülkede 80 binin üzerinde dernek, vakıf, sendika, meslek odaları, hemşeri dernekleri var…

Şimdi gelelim 17 yıldır iktidarda olan İslamcı iktidara… İslam kültüründe ve Kur’an’da çocuklara verilen değer ve yer ortada iken, 17 yıldır ülkeyi yöneten İslamcı iktidar döneminde bu Sokak Çocukları sorunu daha vahimleşmişse bunu nasıl yorumlamalıyız? Sokak Çocukları sorunu ahlak ve vicdan sorunuysa aynı zamanda, bu halde İslamcı iktidarın sorumluluğunun daha fazla olması gerekmez mi?

Cengiz- Biraz önce uygarlığa kuşbakışı yaklaşıp, uygarlığın içinde kadınların ve çocukların durumunu kabaca değerlendirdik. Siyasal İslamla birlikte Türkiye’de uygarlığa ait birikimler, çağdaş eğitim, hukuk, hukuk devleti, ahlak gibi uygarlığın ürettiği değerler hızla aşındırıldı. Türkiye giyim-kuşamda, yeme-içme biçiminde, hatta selamlaşma biçimine varana kadar başka bir kimliğe büründürülüyor. Türkiye’nin çehresinde değişiklik yarattılar bunlar. Türkiye’nin medeni çehresi giderek Ortaçağcı bir çehreye büründürülüyor. Bu insanlar uygarlık karşıtı oldukları için, yani uygarlığı ileri götürmek, geliştirmek, insan hak ve özgürlüklerini daha da geliştirmek, devleti daha da medenileştirmek, devleti daha hukuki temellere oturtmak, hukuk devletini tesis etmek, hayatı daha medenileştirmek gibi dertleri olmadığı için Türkiye’de böyle bir tablo yaratıldı.

Bunlar yeni bir uygarlık,ahlak değeri ortaya koyamadıkları halde, olanları da mahvettiler. Bugün hangi gazeteye bakarsan bak -sağcı gazeteler de dahil buna- bu gazetelerde; Türkiye’de ahlak kalmadı, toplum değer yargılarını yitirdi, toplum boşlukta bunalımda, Türkiye depresyon geçiriyor, hukuk devleti bitti, insan hakları diye bir şey yok, bağımsız yargı diye bir şey yok, yargı iktidarın sopası, yargıçlar siyasetçilerin kuklası gibi köşe yazıları ve manşetler görürsün. Bunlar niye yapılıyor? Çünkü Türkiye gerçeği bu!

Bu iktidarın biz geleceğiz, müslümanlar gelecek; huzur, adalet, doğruluk, dürüstlük gelecek, iş yaşamı düzgün bir hale gelecek, kötü alışkanlıklar yok olacak, uyuşturucu alkolizmin, kumarın sonu gelecek, toplum yeni bir ahlak ile tanışacak, toplum İslamileşecek, dinselleşecek, eğitim dinselleşecek, her şey dini ilkeler üzerine oturacak; buradan temiz topluma ulaşacağız diye iddiaları vardı. Siyasal İslam’ın genel iddiası buydu. Pratikte baktığımız zaman tam tersi oldu.

Bizim gençlik yıllarımızda 70’li yıllarda uyuşturucu kullanan ortaokul öğrencisi, lise öğrencisi diye bir haber hatırlamıyorum, öğrencisine tecavüz eden öğretmen diye de bir olay hatırlamıyorum, olsaydı infial yaratırdı. Bugün alkol, uyuşturucu kullanmaya başlama yaşı 10’a düştü, en az bu yaşlarda tadına bakıyorlar. Okullarda suç çeteleri oluşuyor, kadın cinayetleri bu toplumda hiç bu kadar ivme kazanmamıştı. Bu şeriatçı kafa yapısı güçlendikçe kadınlar daha çok aşağılanıyor, toplum dışına itiliyor ve şiddete maruz kalıyor. Aynı şekilde çocuklar da…

Çocukların hiçbir değeri yok zaten, bu İslamcı kültürde çocuklar değerden sayılmaz. Örneğin Anadolu’da çocuklar büyüklerin arasında otururken; uslu dur, büyüklerin sözüne karışma, çocuk aklı işte, ne olacak, çocuğun aklı ermez… Çocukta ermeyen bir akıl olduğu varsayılıyor, çocukların sözü değersiz sayılır, büyükler gibi söz haklarının olmadığı varsayılır. Bu aynı zamanda çocukları sözden, akıldan mahrum saymadır. Bunun kökeninde ise Ortaçağ İslam düşüncesi var. Bu düşünceler hala toplumda aşılmamış, devam eden uygarlığın gelişmesi hala yeterli olmadığı için bu tür ilkellikler, şartlanmalar, anlayışlar hala Türkiye’de özellikle taşralarda, Anadolu’da devam ediyor.

Neden çocuklara bu kadar şiddet uygulanıyor? Çünkü değersizlik artıyor, insan sayılmıyorlar. Batı uygarlığının insanlığa en büyük katkılarından birisi; çocukları da insan, birey saymaktır. Bugün modern psikiyatri, ruhbilim, pedagoji derslerinde; çocukların bir değer olduğu, insan olduğu, birey olduğu, çocukların mutlaka dinlenilmesi gerektiği, çocuklarla sağlıklı diyalog kurulması gerektiği, çocuklarla ruhsal ve bedensel iletişimin şart olduğu ileri sürülüyor. Bugün bilimin geldiği nokta bu.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde; anaokulları ve diğer eğitim kurumları ile çocuklara değer veren, çocuklara sahip çıkan belli kurumlarda çocukların mutlaka eğitilmesi gerektiği, çocuklara sağlıklı yaşama hakkı, özgür beslenme hakkı, barınma hakkı, öğrenme hakkı şeklinde, bütün bu hakları çocuklara veren Batı hukuku oldu.

Türkiye’de böyle bir şey yok. Türkiye’de çocukların böyle hakları olduğuna inanmıyor insanlar. Anne- baba eğitimsiz, cahil. Çağın insanı değerleri sindirilmemiş, geleneksel eğitim bağlamında bu çocuklar sahipsiz. Türkiye’de bu açıdan bakılınca değersiz varsayılan çocuklar sokağa düşünce daha da değersiz hale geliyor. Sokaktaki bir çocukla bir köpek yavrusunun farkı hiç kalmıyor, aynı muameleyi görüyor.

Saygın bir ailenin çocuğu tecavüze uğrasa toplumda büyük infial yaratır. Ama sokak çocuğunun başına bu pislik gelince kimse kılını bile kıpırdatmıyor. İşte Türkiye’de, Ortadoğu’da çocukların bu dramlarının en önemli sebeplerinden birisi de bu çağ dışı kültürün, değerlerin, anlayışların, cemaatçi tarikatçı kafa yapılarının topluma bıraktığı sonuçlar.

Üç çocuk doğur, diyorlar da iş sahası, üretim, eğitim, ve hukukun işlerliği yok. Bu durumda sahipsiz çocuklar ne yapacak? Kaderleriyle baş başa kalacaklar. Bu konuda toplumda duyarlılık yok. Örneğin ben 60 yaşındayım. Bugüne kadar Türkiye’de çocuk hakları diye bir miting yürüyüş hatırlamıyorum. Özellikle bizim solcuların yapması gerekirken– toplumun geleceği çocuklardır- deriz ya, sol yapılarda çocuk üzerine, çocuk hakları, çocuk eğitimi nasıl olacak? Özellikle eski sol yapıların buna dair bir kitabı yok, sol yapıların böyle bir sorunu olmadı. Çocuk diye farklı bir alan olduğu konusunda bir yaklaşımları, çalışmaları olmadı. Kadın sorunuyla ilgili çalışmalar, dernekler oldu. Çocuk sorunları üzerine seminer verilmemiştir mesela…

Popper’in çağımızın en ezilen en çok eleştirilen kesimi çocuklardır, dediği bu çocuklar konusundaki duyarlılık Türkiye’de çok az gelişmiş durumdadır. Bu duyarlılığın az gelişmesindeki sorunlar grubuna sol da dahildir.

Naim- Dünyada her ülkenin özeline göre çocukların sokakta yaşama nedenlerinin değişmesine karşılık, bugün daha çok savaşlar nedeniyle ve iktisadi nedenlerle sokak çocuğu durumuna düşülüyor.

Türkiye’de ise çocuğu sokağa düşüren hikâye temel olarak kırdan kente göçle başlıyor. Bu ana nedene ek olarak ülkenin coğrafik konumu nedeniyle savaşların sebep olduğu göçler de ülkemiz sokaklarına epey bir çocuğu bırakıyor.

Çok partili hayatla başlayıp 70’lerde hızlanan kente göçle birlikte Sokak Çocukları artıyor Türkiye’de. Kemalettin Tuğcu’nun tabiriyle 70’lerden önce bu çocuklara Köprüaltı Çocukları deniliyor.

1980’le birlikte şiddetten, yoksulluktan kaçışın yarattığı Sokak Çocukları ekleniyor sokaklara.

Yaz mevsimi Sokak Çocukları’nın sayısının arttığı mevsim. Hem okullar tatil oluyor, hem yazın sokakta yaşamak daha kolay.

Bu noktada ülkemizde bu sorunun Kürt Sorunu’yla ve özellikle Hendek Çatışmaları ve sonrasında yaşananların bu sayıyı özellikle İstanbul’da artırdığını da belirtmeliyiz. Ülkedeki politik gelişmelerin Sokak Çocukları sayısını artırdığı gerçeği kadar bir diğer gerçek de; ailesinin şiddetinden kaçan çocukların süreç içerisinde Sokak Çocuklarının sayısını artırdığını belirtmeliyim.

Mevcut Sokak Çocukları’nın sayısını azaltmak, onları rehabilite etmek gerekirken, öte yandan da yeni çocukların sokağa düşmesini önlemek gerekir. Bu konuda temel olarak yapılması gerekenleri konuşalım.

Cengiz- Sokak Çocukları ciddi bir sorun ve toplumun kanayan bir yarası. Bu kanayan yara bir türlü iyileşmiyor, gittikçe daha çok derinleşip, iltihapla şişiyor, kanıyor. Ortadoğu’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Arap ülkelerinde olan iç çatışmalardan, terörden, açlıktan kaçanlar için Türkiye bir geçiş üssü olarak kullanılıyor. Bu ülkelerden Türkiye’ye giriş yapan birçok insan var. Bunların da çokça çocuğu var. Onlar da sahipsiz çocuklara katılıyor, sayı gittikçe artıyor. Böylece bu çocuklardan kimileri inşaatlarda köle ücretine çalıştırılıyor ve bu çocukların hiçbir hakkı yok.

Dediğin gibi Türkiye’de iki göç var; biri, demin saydığımız ülkelerden belli sebeplerden kaçan ailelerin çocuklarının göçü, diğeri de Türkiye’nin kendi sosyo-ekonomik yapısının değişmesininden kaynaklanan, kırdan kente akın halinde 1950 sonrası devam eden kentleşme ve endüstrileşmenin getirdiği göç olaylarının yarattığı ve varoşlar, yoksulluklar sonucu ortaya çıkan kimsesiz çocuklar…

Türkiye’deki bu sahipsiz çocukları azaltmak için ülkenin sosyo-ekonomik yapısındaki değişim süreçlerine inmek gerekiyor. Türkiye’nin sosyolojik değişme evrimini, o evrimin toplumsal yapılarda yarattığı sarsıntıyı, travmayı, yıkıcılığı ve onların ortaya çıkardığı sonuçları iyi bilmek gerekiyor. Türkiye’deki kimsesiz çocuklar, Sokak Çocukları yarası Türkiye’deki bu yapı değişiminin sonuçlarından birisi. Dolayısıyla konudan sapmamak ve yanlış sonuca ulaşmamak için bu sorunu psikolojik, kültürel, sosyo-ekonomik, ahlaki kaynakları ile beraber, bağlamları ile birlikte irdelemek gerekir.

Bu olayları sosyolojik verileri ile toplumsal değişim dinamikleri ile toplumsal geçiş süreçleri ile beraber ele alırsak, niye bunun böyle olduğu konusunda düşüncelerimiz, kanaatlerimiz daha açık ve doğru olabilir.

Türkiye’de gerici bir iktidar var. Çağdaş uygarlığı reddeden, uygarlığın tanıdığı hakları ve özgürlükleri (temel hak ve özgürlükler içinde çocuk hakları da var) kullandırmayı reddeden, Türkiye’yi çağı ile uyumsuz, çağ dışı bir anlayışla yöneten bir iktidar var. Bunların en büyük özelliği topluma karşı sorumsuz, ilgisiz olmaları. Toplumun hukuki altyapısı tahrip edildiği için sokaklarda başlarına türlü belalar gelen bu Sokak Çocuklarına devletin sahip çıkmaması, bu dönemde devletin bunlardan tamamen uzaklaşması, bu çocukları eğitecek, onlara meslek edindirecek işleyen bir hukuki yapı ve devlet kurumunun olmaması, bu çocukların başı boş sokaklarda nelerle karşılaşacaklarını bilmeden, tesadüfi yaşamalarına sebep oluyor.

Bu çocuklara devlet sahip çıkmadığı gibi, toplum da sahip çıkmıyor. Kapitalizm toplumun değerlerini dönüştürdü, eski acıma duyguları, dayanışma duyguları, vicdanı yapılar sarsıldı. Sokakta ölen bu çocuklara kimse ah demiyor. Bunlar kanıksanmış toplum için. Duyarsız davranılıyor, tepki göstermiyor toplum, bir örgütlenmeye gitmiyor, bir eylem geliştirmiyor, bir dayanışma ağı kurmuyor. Herkes bu çocuklara ilgisiz davranıyor. Türkiye özellikle hukuk dışı, insana yer vermeyen, hukuki alt yapısı tamamen sıfırlanmış, çağdışı bir yönetimle yönetildikçe bu sorunlar daha çok büyüyor. Sokak çocuklarının iş cinayetlerinde, çocuk evliliklerinde, pedofili hastalarının kurbanı olan bu çocukları kurtarmak için önce devletin sorumluluk taşıması gerekiyor. Devletin bu işin hukuki ve kurumsal altyapısını kurması gerekiyor. Devletin bu çocukları kurtaracak bir olanaklar dünyası yaratması lazım.

İkincisi toplumun sivil toplum örgütlenmesini yaratması gerekir. Böyle bir dinamik de yok, yani sadece suç devletin değil aynı zamanda devlet kadar toplum da suçlu, hepimiz suçluyuz! Bu çocukların sayısının azalması için Türkiye’nin önce uygar değerleri kabul etmesi gerekir. Çocuğun insan, birey olduğu, bütün insan haklarına sahip olduğu, hatta çocukların özel bir yaş grubu insanları olduğu için ek olarak daha değişik hakları da olduğu, çocukların psikolojik, eğitsel, ekonomik, cinsel, ruhsal sorunları olduğu ve bu sorunların çözümünün sağlıklı olabilmesi için sağlıklı bir toplum yapısı olması gerektiğinin bilincindeyiz ama kimse bir şey yapmıyor; solcusu, sağcısı, devlet, toplum ,STK lar bu çocuklar için dişe dokunur bir şey yapmıyor. Onun için Sokak Çocukları büyüyor ve daha çok kangrenleşiyor. Bu konuda en büyük sorumlu siyasal iktidar.

Naim- “Bu düzen size insanlığınızı unutturacak,” derken Edip Cansever hiç de haksız değilmiş…

Babasını hiç traşlı görmediği için babasının sakal kesimini pedagog eşliğinde izleyen çocukların ve öte yanda binbir tehlike içinde varlıklarını koruyup sürdürmeye çalışan sokak çocuklarının olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Yapılan bir araştırmada Türkiye’de sokak hayvanlarının ortalama ömrü 2 yılmış. Sokaklar Sokak Çocukları’na da ömür konusunda cimri davranıyor.

90’lı yıllarda Brezilya’da iş adamları tarafından kiralanan ölüm mangalarınca üç binin üzerinde sokak çocuğu gruplar halinde öldürüldü. Azalmadılar ama…

Sokak Çocukları yıllarını beşer beşer atlayarak yaşarlar. O yüzden oldukları yaştan büyük gösterirler.

Yapılan bir araştırmaya göre Sokak Çocukları daha zeki. Yemek parasını birkaç saatlik çalışmayla temin edebiliyorlar. Sonrasında bally ve tiner gibi uçucu madde temini için para sağlamaya uğraşanları da oluyor.

Geleceğe dair beklentileri, hayatında vazgeçemeyeceği bir şeyi, neyi özlediklerinin yanıtı “hiçbir şey” olan çocuklar Sokak Çocukları.

Böyle de bir dünya mümkün oluyormuş demek. Sokak Çocukları bunu gösteriyor herkese de görenler ne yapıyor?

Bu çocuklar devlet dersinde toplumun gözleri önünde öldürülmüyorlar mı?

Toplumun ve devletin gözlerine perde inmiş bu bahiste.

Bir de sokak çocukları, fotoğraf makinası alıp fotoğrafçılık kurslarına boş vakitlerinde gidenlerin de en gözde hedefi oluyor ya, bu da başka garip bir durum…

Gezi Direnişi’nin zorunlu katılımcılarıydı onlar. Sık sık sorarlardı burada direnen abi ve ablalarına “Bu direniş ne zaman bitecek?” diye. Bitmesini hiç istemezlerdi. Çünkü orada adam yerine konuyorlar, karınları doyuyordu, dışlanmıyorlardı. Onlar da bu yüzden kendilerini sorumlu hissedip, barikatların en önüne gönüllü geçerek vefa borçlarını gaz bombalarını geri yollayarak ödeme eylemine girmişlerdi.

İşte, sokak çocuklarının böyle boğaz düğümleme yenekleri var.

Bırak sınıf çatışmasını, gelir adaletsizliğini falan, bu ülkede sadece sokak çocukları için bile devrim olmalıdır. Ne dersin?

Cengiz- Doğru söylüyorsun. Az önce devletin ve toplumun sorumsuzlukları, duyarsızlıkları konusunda konuştuk. Sokak Çocukları konusunda AKP döneminde çocuk gelinleri sayısında patlama oldu( 30 bin)yani çocuklara çocuk doğurtma eylemi bunun adı. Bu ilkellik, hastalıklı bir durum. Bu toplumun, devletin sorumsuzluğu, medeniyetten uzak oluşu çocuklara çocuk doğurtturuyor. Bu çocuklar da büyük baskı altında.

Çocuk gelinler, iş cinayetlerinde ölen çocuklar, çocuk işçiler, sokak çocukları, okullarda özellikle İmam Hatiplerde, Kur’an Kursları’nda ve yurtlarda tecavüze, cinsel tacize uğrayan çocuklar bu toplumun kanayan bir yarası.

Ece Ayhan bir şiirinde; Dudullu’dan Salacağa koşarak alkışlayalım/ fazla babaları ile dondurma yiyen çocukları/ hangi çocuğun neye imrenmesi yalınayak şiirdir? diyor. Bu bir şiir. Kimse Dudullu’dan Salacak’a koşarak dondurma yiyecek gayrimeşru çocukları alkışlamıyor toplumda. Tam tersine onlara kötülük ediyor. Eskiden beri kötü gözle görülüyorlar, bir hastalık olarak görülüyorlar; veba, cüzzam nasıl kaçınılan hastalıklarsa, toplumun önemli bir kesimi de bu sokak çocuklarını da bir bulaşıcı hastalık olarak görüyor, kötülük kaynağı olarak görüyor. Onları tinerci, Ballyci olmakla suçluyor.

Bu çocukları böyle suçlamak yerine uygar bir toplum gibi davranıp bu çocukları sahiplenmek gerekir. Ancak bu düzeyde gelişmiş medeni, hukuki bir devletimiz yok. Bunun bilincinde olan toplumumuz yok. Dolayısıyla bütün kapitalist toplumların benzer sorunları var. En gelişmiş kapitalist toplumlarda da benzer sorunlar var ama onlardaki durum Türkiye’deki kadar acı değil.

Örneğin İsveç’te çocuk sorunu bu şekilde değil. Oradaki okullarda çocuklara tecavüz etmiyorlar. Orada da sapkınlık, manyaklık var. Orada da çocuklara şiddet olabiliyor, bütün dünyada şiddet var çocuklara. Ancak Türkiye’de bu konuda yeterince duyarlık yok.

Geçmişte de çocuk sorunları gündeme getirilmedi bu ülkede. Çocuk gelinlerin, çocuklara tecavüzlerin nedenleri kurcalanmıyor, hep üstü örtülüyor. Bunlar toplumu utandıracak olaylar. Utanılacak yerde üstü örtülüyor. Bunlar teşhir edilmeli, kim utanırsa utansın! Bunlar topluma anlatılmalı, bunlar istatistiki olarak belirlenmeli, açığa çıkartılmalı ve bu konuda toplum bir şeyler yapmalı. Özellikle bu çocuklar hakkında, bu çocuk gelinlerin olmasını, çocuk işçilerin olmasını, çocuk tecavüzlerini önleyecek gelişmelerin önünü açmak için özellikle sol bir çıkış yapmalı.

Kapitalizm içerisinde bütün bu yaralar giderek büyüyor. Özellikle Ortadoğu İslam ülkelerinde Ortaçağ karanlığının hâkim olduğu ülkelerde bu yara daha çok kanayan bir yara. Kapitalist toplumda bu çocuklara ait bir çözüm yok ama kısmi iyileşme var. Daha medeni, daha gelişmiş, çağdaşlığı daha çok içselleştirmiş, özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde çocuklar değerli varlıklar olarak görülüyor. Kapitalist toplumda kısmi iyileşme olabiliyor. Türkiye’de bu yok, Ortadoğu ülkelerine hiç yok. Solun bir programı olması gerekiyor. Solun bu çocuklara sahip çıkacak bir programı olması gerekiyor.

Yanılmıyorsam Aziz Nesin’den duymuştum gençliğimde: mutlu olmak için kapitalizmde tüccar, sosyalizmde yazar veya çocuk olacaksın, demişti. Bu aynı zamanda sosyalizm çocuklar içindir demek oluyor. Dünyada sosyalizm çocuklar için en bilinçli politikaları uygulayan sistemdir. Sovyetler Birliği’nde bu yapıldı. Dünyada çocukların en mutlu olduğu ülkeler sosyalist ülkelerdi. Sosyalist ülkelerde sokak çocuğu olmuyordu. Türkiye’de sosyalizmin çocuklar için olduğunu bilmeyen insanlar var. Sosyalizm çocuklar içindir anlayışında biz bilinçli olursak, aydınlanırsak, aydın tavrına sahip olursak, bu sefer kadın sorununda duyarsız davranmayız, çocuk sorununda duyarsız davranmayız.

Türkiye koşullarının gerektirdiği somutluğa ait bir örgütlenme, entellektüel faaliyet, dayanışma ağı ve eylemi yerine getirebiliriz. Türkiye’de solun yapması gereken bu. Sol Türkiye’de hem entellektüel planda, hem fiili hayatta eylemlilik düzleminde özellikle çocuklar ve kadın konusunda diyaloğunu daha çok artırmalı, daha çok araştırmalı, daha çok bilgiye sahip olmalı, kapitalist toplum içerisinde ne kadarının yapılacağını hesaplamalı ve esas olarak bu sorunun çözümünün sosyalizm içinde olduğunu da bilmeli.

Naim- Sokak çocukları sokaktan öğrenerek yaşıyorlar. Genellikle komünler halinde ve kendilerine özgü kurallarla köprüaltlarında, metruk evlerde yaşıyorlar.

Grup halinde yaşadıklarından cinsel istismarı hep birlikte savuşturabiliyorlar.

Genellikle eşyalarını kaybetmemek için kat kat, üst üste giyiniyorlar. Uzun kollu giyinmelerinin sebebi boğuşma izlerini gizlemek için.

Bu koşullara dayanabilmede uçucu maddeler onlara çare oluyor… Uçucu maddeler onlar için; kışın kalorifer, sokağın kötülüklerine karşı bir silah ve sokağın tüm çirkinliklerine karşı hayal kurma aleti… Uçucu madde kullanmaya başlama yaşı gittikçe de düşüyor bu çocuklarda.

Sokak Çocukları birbirlerini korudukları gibi, birbirlerini ezebiliyorlar da…

Kapitalizmde üst sınıflar ve çocukları için bu çocuklar “tehlike” olarak görülse de her şeyden önce bu çocuklar, yani sokak çocuklarının kendileri tehlikedeler.

Türkiye’nin 1990 yılında imzalamış olduğu “Çocuk Hakları Sözleşmesi” çocukların korunmasında önemli bir adım gibi görünse de sonuç ve rakamlar ortada.

Önce bu sorunun evrensel, vicdani bir felsefesi olmalı. Sonrasında kanunlar, düzenlemeler yapılıp, bu sorunun kaynaklandığı sorunlar çukurunun yok edilmesi gerekir de kapitalizmde bu ne kadar mümkün?

Cengiz- Bu sorunların kapitalizm içinde tam olarak çözülmesi mümkün değil. Niye mümkün değil? Çünkü kapitalizm adaletsizlik ve eşitsizlik üzerine kurulmuş bir toplumdur. Sınıfsal uçurum üzerine kurulu bir toplumdur. Kapitalist toplum kutupsal bir toplumdur. Bu toplumda kutuplar vardır; bir, ezilen sınıflar kutbu, bir de ezen sınıflar kutbu vardır. Kapitalizm bu kutuplar üzerinde gelişir. Yani Ziya Gökalp’in Türkiye için önerdiği imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle değil bu toplum. Kaynaşmamış, sınıflı bir kitle bu toplum.

Kapitalist toplumda, dediğimiz gibi, bu sorunların tam çözümü mümkün değil. Ama iyileştirme olabilir. Bu iyileştirme nasıl yapılabilir? Önce bir “insan” anlayışına sahip olmak gerekiyor. önce uygarlık anlayışına sahip olmak gerekiyor. Uygarlık, yaşam anlayışı, yaşamın değeri ve anlamı, insan ve insanın değeri, kadınlar, çocuklar ve bunların değeri, özgürlükler ve çocukların özgürlükleri konusunda öncelikle uygar bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor. Bu bakış açısı yoksa, bu çocuklar Türkiye’deki gibi duyarsızlığın, vicdansızlığın kurbanı oluyor. Bu konuda vicdanlar eğitilmeli, uygar bir bakış açısına sahip olunmalı ve bir bilgeliğe erişilmelidir. Bu haklar, özgürlükler, yaşamın değeri, anlamı konusunda bir aydınlanma yaşamak, bir bilince, bilgeliğe ulaşmak gerekiyor. Bu bilgelik ve bilinç yoksa, bu vicdanı değerler oluşmamışsa, bu çocuklar için kimse kılını bile kıpırdatmaz.

Diyelim ki bu vicdani değerler, bu bilgelik, bu yaşama anlayışı gelişmiş şekli ile var. Bu sefer ne olur? Kapitalizmde bu konularda sınırlı iyileşmeler yapılabilir. Ama bu çocukların geri ülkelerdeki, Ortaçağ’dan henüz kurtulamamış, karanlıktan, cehaletten, eğitimsizlikten, yoksulluktan, hastalıktan henüz kurtulamamış toplumlarda bu çocuklar daha büyük bir şanssızlık yaşamak zorunda.

Bütün bu çocukların dünyada sorununu çözmek için sistemi değiştirmek gerekiyor. Bütün bu sorunlara neden olan kapitalizmden kurtulmak gerekiyor. Kapitalizmden kurtulmadan, kapitalizmi bir sistem olarak yeryüzünden tasfiye etmeden, ne kadın sorununun, ne de çocuk sorununun çözümü var. Bütün bunların çözümünün radikal biçimi kapitalizmden kurtulmak. Ama kapitalizmden kurtulmadan hiçbir şey yapılmaz mı? sorusuna gelince; elbette, kapitalist toplum içerisinde de bir şeyler yapılabilir, ama bunun sınırını bilmek gerekiyor. Çocuklar ve kadınlar için her şeyin yapılabileceği tek toplum modeli var: o da sosyalist uygarlık anlayışıdır, sosyalist toplum düzenidir. Bunun dışında kadınların rahatlaması, şiddetten arınmış bir toplum yaratılması, çocuk haklarının, kadın haklarının kimsesiz haklarının gerçekten pratik bir değer kazanması kapitalist toplumda kısmen mümkündür, bunun nihai çözümü sosyalizmdir.

15.10.2019

Çanakkale-İstanbul


Umut Diyalogları 1-9:
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-2-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-3-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-4-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-5-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-6-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-7-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-8-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-9-cengiz-turudu-naim-kandemir/

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑