fbpx

Yazarlar

Published on Aralık 14th, 2019 | by Avrupa Forum 20

0

Umut Diyalogları (3) – Cengiz Türüdü & Naim Kandemir

İstanbul Seçimi ve iktidarın kaçan çorabı


Naim- 17 yıldan sonra 31 mart yerel seçimlerinde, özellikle de İstanbul’da Belediye Başkanlığı’nın AKP’den alınması muhalette morali yükseltmişken 6 Mayıs’ta YSK eliyle kazanılmış İstanbul Belediye Başkanlığı gasp edildi.


Bu durumda 23 Haziran’da İstanbul seçimi yenilenecek.

Ancak bu noktada muhalefetin bir kesiminde şöyle bir düşünce var:

Bu adam seçimi iptal ettirdiyse, bir bildiği vardır elbet. Kaybedeceği bir seçime girmez bu adam.


Bu mealde bir yaklaşım neyin ifadesi? Bu güvensizlik niye? Tek adam bu kadar güçlü mü? Muhalefetin dolu zarfı çekme şansı yok mu hiç?

Cengiz- Türkiye’deki insanların bazılarının demokrasiyle, seçimlerle ilgili bir bilgi eksikliği var. Demokratik kültürle ilgili bir kavrayış eksikliği var.

Bundan dolayı, bu eksikliklerden kaynaklanan Türkiye’de bir takım fetişler yaratılıyor. Bunlardan birisi: iktidarın liderinin kadir-i mutlak bir güç olarak algılanıp fetişize edilmesi. Bu, AKP’nin hem kendi tabanında var, hem de bazı kafası karışık solcular arasında var.

Yani iktidarın lideri; yasadır, kanundur, devlettir, ne dese olur. Bu bir illüzyon, yanılsama. Bu doğru bir düşünce değil. Burada kişinin putlaştırılması var. Bir kişiye mutlak bir güç izafe edilmesi var. Böyle bir gücü yok iktidarın liderinin. Kimsenin böyle mutlak bir gücü yok. Erdoğan, kadir-i mutlak bir güce sahip değil. Her şeyi belirleyen bir kişi de değil. Devlet=ben, diyecek gücü de yok.

Bunlar yanlış tarih bilincinden, bilgi boşluğundan kaynaklanan fetişist, illüzyonist yaklaşımlar.

Erdoğan seçimleri iptal ettirdi. Yeniden seçime girecek; bir bildiği mutlaka vardır, şeklindeki yaklaşımlar tamamen bir illüzyondur. Bir gizem yaratmak, sırlı bir insan, bir ermiş varmış gibi, mutlaka kazanacak demektir bu ki böyle bir şey yok. Ne Erdoğan’ın ne AKP’nin böyle bir gücü yok. Bunlar yanlış düşünceler.

***

Bir de İslami açıdan bakmalı; kendi tabanı da yanlış düşünüyor. Kurani açıdan bu konuda bir yanlışlık kendi tabanında da var.

Örneğin Kuran; kişiyi rab edinmeyi, kişinin kişiye üstünlüğünü yasaklar. Kişinin üstünlüğüne iki noktada izin verir: takva ve bilgelik. Bilgeliği yüceltmek için: hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? der. Bilgelik, takva, ihlasla ibadet etmek, Allah’a inanç; üstünlük bunlarda var.

Başka türlü bir şekilde, insanın insana, Arabın Farsa, bir halkın başka bir halka üstünlüğü yok. Ne bir halkın, ne de bir kişinin diğerlerine bir üstünlüğü yok Kuran’da.

Bilge olanlar ve takvası güçlü olanlar diğerlerine göre Allah’a daha yakın sayılıyor Kuran’da. Bunu tasvir eden Kuran; kişisel rab edinmeyi, kişiden tanrı, ilah yaratmayı yasaklıyor, kişiden rab edinmeyi günah olarak değerlendiriyor. Ve buna Allah’a şirk koşmak, diyor. İnsanları yaratan ve onların rabbi tek, o da Allah. Kuran, Allah’tan başka bir gücün rab edilmesine, ona tapılmasına kesinlikle karşı çıkıyor. Kişiden rab edilmesini günahların en büyüğü olarak değerlendiriyor.

AKP’nin kendi tabanı İslami bir taban olmasına rağmen Kuran şuuruna sahip değil. Kuran şuuruna sahip olsaydı kişi putlaştırması olmazdı. A. Dilipak, mealen; maalesef bazıları kendini rab edindirdi, diye eleştiride bulundu. Bir milletvekili de kalkıp rab edinmenin bir örneği olarak; Tayyip Erdoğan’da Allah’ın bütün sıfatları vardır, dedi. Bu açıkça Erdoğan’dan rab, ilah yaratmaktır. Bunun Kuran’daki anlamı ise; Allah’a şirk(ortak) koşmaktır. Yani Allah’la aynı seviyede düşünmek, ki bu günahların en büyüğüdür.

AKP tabanında Kuran şuuru da yok. Bunlar Arapça bilen insanlar değil, ezici çoğunluğu Kuranı Arapça okuyamaz. İkincisi; bunların çoğunluğu Kuran’ın Türkçe mealini okuyan insanlar da değiller.

Bunların dini inancı Şerif Mardin’in dediği: Volk İslam, Halk İslamı. Soldaki ifadeyle: Geleneksel İslam. Kulaktan dolma, atadan-dededen duyma din anlayışı. Kültür İslamı yani. Halkın yaşamında var olduğu kadar İslam. Gelenek, görenek, inanç, ritüel olarak nasıl geldiyse öyle devam eden İslamın adı Volk İslam. Halkın İslami anlayışı bu.

Bu İslamın Kuran’la bir sürü farklılığı var. Bu farklılığı anlatmak için Yaşar Nuri Öztürk çok uğraştı. Ve bu konuda “Allahla Aldatmak” isminde bir kitap yazdı.

Volk İslam’ı kullanarak bir çok siyasal aktör Kuran’da olmayanlarla eğitimsiz, bilinçsiz kitleleri Allah’la aldatabiliyor. Bu gücü; Volk İslam’ın boşluklarından, heterodoksi denen, Kuran’a sonradan eklenmiş batıl itikatlardan alıyor.

AKP İslamı, AKP dini diye bir şey var artık. Ali Şeriati’nin “ Dine Karşı Din” diye bir kitabı var. Kuran, bir dinin açıklanması. Bin beş yüz yıl içinde öyle bir din algısı, gelenekleri, töreleri, kültürel unsurlar gelişmiş ki; dine karşı din oluşmuş, sahte bir din oluşmuş. Ticarette, siyasette araç olarak kullanılan, ahlaki temelleri çökmüş, araçsallaştırılmış, her türlü pisliğin üzerini örten sahte bir din yaratılmış. AKP’nin İslamı böyle bir İslam.

***

Gelelim tekrar sola. Solda da her şeyi yapar, her şeye gücü yeter, yaklaşımı da bir illüzyon.

Hitler’in de bir zamanlar mutlak gücü var sanılıyordu; dünya, sol ve eğitimsiz kitleler tarafından. Mussolini’nin de mutlak gücü var sanılıyordu. Hitler, bin yıllık Nazi İmparatorluğu kurulacak, bin yıl sürecek Nazi İmparatorluğu, diyordu. Engizisyonlar vardı, mutlak güce sahipti. Roma İmparatorluğu vardı. Mısır firavunları vardı, Nemrutlar vardı.

Kendini tanrı yerine koyan, kendi sözü değiştirilemez, mutlak olduğunu söyleyen firavunlar, Nemrutlar vardı. N’oldu hepsi? Bir bir hepsi tarihin çöplüğüne atıldı. Bütün bu mutlak güce sahip olduğu sanılanların hepsi şimdi tarihin çöplüğündeler.

İnsanlığın demokrasi tarihini, insanlığın özgürlük mücadelesi tarihini küçümsemek anlamına geliyor bu tür mutlaklıklar yaratmak. Bunlar yanlış bilinçler. Böyle bir şey yok. Kimsenin mutlak gücü yok.

Kazanamayacağı seçime girmez. Mutlaka seçimin her girdisini-çıktısını hesaplamıştır, ona göre bu kararı almıştır, şeklindeki düşünceler doğru düşünceler değil. Böyle bir şey olması eşyanın doğasına, toplumun yapısına aykırı. Elbette seçimi almak için uğraşacak. Birtakım manevralar yapacaktır. Ama bu, mutlak gücü olduğu, yenilmez olduğu anlamına gelmez.

***

Hani yenilmez deniyordu, ne oldu? Küçük bir ilçeden başlangıçta tanınmayan, genç bir belediye başkanı çıktı, kendisini de başbakanını da sandıkta yendi. Bu açık değil mi?

Bu yenilgiden sonra, 31 marttan sonra mutlak gücü var, her şeyi yapar şeklinde tartışılmaz artık. Bunu yapamayacağı, onun da yenileceği 31 mart seçimlerinde halk tarafından teyit edildi. Halk ne dedi? Ben bir araya gelirsem, seni yenerim! Ve yendi de sandıkta. Bu aynı zamanda onun mutlak gücü olmadığı, her şeyi belirleyemeyeceği hakkındaki bir fikrin toplumda ortaya çıkmasına sebep oldu. Yani mutlak güç hakkındaki yanılsama fikri burada dağıldı, iflas etti.

Naim- İstanbul’da 31 mart seçimlerine katılan bazı partiler İmamoğlu lehine seçimden çekildiklerini açıklamaya başladılar. Yalnız, bir yetkili; biz 23 hazirandaki seçime girmeyeceğiz ama “boykot” düşüncemizde değişiklik yok, mealinde açıklama yaparak İlke Boykotu’ndan dem vurmaya başladı partisi adına. Tabii hayatın bu temsilcinin kullandığı bolca kelimesinden daha gerçekçi olduğunu biliyoruz. Öte yandan bu parti sanırsın ki Türkiye’de yeri göğü inletip iktidarı sallayan bir azamette… Ayrıca İstanbul seçimi iktidarın kaçan çorabının ilmeği, o ilmeği çekmeye yardımcı olmak gerekmez mi?

Cengiz- Bu dönemde bu boykot lafları doğru düşünce değil. Türkiye’de bir sorun var şimdi. Türkiye’nin acil sorunu: demokrasi, demokrasinin gerçekleştirilmesi. Türkiye’de eksik olan, en çok ihtiyacı duyulan; ekonomik sıkıntıların da gerçek kaynağı haline gelmiş bulunan, eğitimdeki sorunların, adaletteki sorunların kaynağı haline gelmiş olan demokrasinin kusurlu olmasıdır, demokrasinin işlememesidir.

Türkiye’de şu anda somut adım olarak, bir uygarlık problemi olarak demokrasi sorunu var. Demokrasi eksik, demokrasi kusurlu olduğu için diğer alanlarda da birçok sorun çözülemiyor.

Bu sorunlar kesin çözüme kavuşmasa bile demokrasi koşullarının iyileştirilmesi ile büyük ölçüde düzeltilebilir, reforme edilebilir.

Halkın, işçilerin, köylülerin, kadınların, gençlerin… acil sorunu demokrasi. Hayat bunu dayatıyor. Bu noktada demokrasi mücadelesinde nasıl yer alacaksın? Demokrasi güçlerini destekleyerek yer alacaksın! Demokrasi olmadan, demokrasiyi dağıtan, halkın bir araya gelmesini engelleyen fikri ve pratik adımlardan uzak duracaksın. Hayatın dayattığı bu.

Bu koşullarda kalkıp da boykot demek; altı boş, uçarı, gerçek temeli olmayan, hiçbir güce dayanmayan , hiçbir güç tarafından temsil edilmeyen fanteziyle uğraşmanın demokrasi mücadelesine zarar vermekten başka bir sonucu olmaz. Bunlar birtakım sol çocukluk hastalıklarıdır. Gerçeğin mevcut durumuna tekabül etmeyen romantik solculuğun ürünü olan sol çocukluk hastalığıdır. Bunu, yıllar sonra da Türkiye’deki sol harekette sol çocukluk hastalığının yeniden nüksettiğine dair bir örnek olarak görüyorum.

Lenin de boykot yaptı. Ama boykotun bir şeye tekabül etmesi lazım. Neye tekabül ediyor? Kaç kişiye tekabül ediyor? Lenin’in boykotu siyasal dengeyi değiştirdi. Onun boykotu siyasal sürecin yönünü değiştirdi. Boykotun bir konjonktüre tekabül etmesi lazım. Boykotun tekabül edeceği bir güç yok bugün. Var olan ihtiyaç boykot değil, var olan şeyi; kusurlu demokrasiyi işler hale getirmek; pratik adım bu. Hayatın dayattığı; toplumun ezilen kesimleri için en çok acil olan şu anda demokrasi. Gelişmiş, işleyen, kuralları olan, belli hukuk kuralları olan, belli hukuk kurallarına dayanan bir demokrasiyi gerçek kılmak. Bu koşullarda boykot demenin tekabül ettiği bir şey yok ve altı boş bir taktik.

Naim- Biliyoruz ki 23 haziranda elbette Kışlık Saray’a saldırılmayacak. Ancak İstanbul’un tekrar kazanılması Türkiye’de bir şenliğin başlangıcı olmaz mı?

Cengiz- 23 haziran seçiminin sonucunu ben de Türkiye’de demokrasi şöleninin başlangıcı olarak görüyorum. Türkiye’de AKP’li ve Erdoğan’lı dönemin bitişinin teyit edilmesi olacak. 23 haziran seçiminin kesin sonucu ortaya çıktığı zaman onların döneminin sonu olacak.

Bu tarih yeni dönemin başlangıcı olacak. Yeni dönemin başlangıcı; yeni bir heyecan, yeni bir ruh, yeni bir bakış açısı, yeni bir ilişkiler sistematiği geliştirecek toplumda, coşku yaratacak, demokrasiye inancı artıracak, dayanışma bağlarını artıracak, birlik ihtiyacına duyulan fikirleri daha canlı hale getirecek, demokrasi ve barış cephesini, iş-ekmek arayan emek cephesini daha güçlü hale getirecek.

23 haziran seçim sonucu Türkiye için demokrasi şöleni olacak. 23 haziranı da demokrasi cephesi kazanacak. 31 martta zaten seçimleri demokrasi cephesi kazanmıştı, 23 haziranda sadece bu teyit edilecek.

Toplumda gelişen protestolardan sonra bu seçim siyasi bir tepki olmaktan çıktı, vicdani bir tepkiye dönüştü. Dolayısıyla bu 23 haziran seçiminin sonucu toplumun vicdanının dışa vurumu olacak ve 23 haziran seçim sonucu siyasal sonuçtan daha çok vicdani bir sonuç olacak ve bu Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı anlamına gelecek. Vicdan kazanacak.

9 Mayıs 2019


Umut Diyalogları 1 ve 2:
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-2-cengiz-turudu-naim-kandemir/


Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑