fbpx

Yazarlar

Published on Aralık 21st, 2019 | by Avrupa Forum 20

0

Umut Diyalogları (4) – Cengiz Türüdü & Naim Kandemir

Sola teori neden gerekli?

Naim- “Gökyüzü altında söylenmemiş söz yoktur,” sözünü kılavuzları yapıp adeta ustalar her şeyi yazıp çizmiş bize eylem gerekir, diyen bir kesim var bizim cenahta. Bu bir yanıyla teoriyi küçümseme sakatlığını taşırken, diğer yandan da temel felsefesi değişim üzerine oturmuş bir cenahın analizlerinin de hayat gibi değişerek; canlı, güncel tutulması gerekmez mi?

Cengiz- Türkiye sosyalist hareket tarihine kabaca kuş bakışı baktığımız zaman bir şey gözümüze çarpar: teorik sığlık. Nedense bu ülkenin devrimcileri, sosyalistleri teoriden kaçmak için hep bahane ararlar ki bunların çoğu da bahane olarak pratiği gösterirler. Zihin tembelliğine yakalanmış önemli bir bölümü de bu teoriden kaçışı, pratiğin bir ihtiyacı olarak açıklamaya çalışırlar. Teoriden kaçışın karşısında kendini savunma refleksleri geliştirerek, sığınak olarak pratiği gösterirler, türlü bahaneler uydururlar. Pratik ihtiyaçlar, pratik zorunluluk gibi bahaneler

Teoriden anlaşılması gereken bu yürünen yolun nasıl bir rehberlik öncülüğünde gerçekleşeceğine dair bir bilgi dizgesine sahip olmak zorunluluğudur.

Mahir buna sarp, dolambaçlı, engebeli bir yol, devrim yolu diyor. Peki bu yolun eylem kılavuzu ne olacak? Nerede ne adım atacaksın, nerede geri çekileceksin, nerede ilerleyeceksin, nerede duracaksın, nerede ayağa kalkacaksın; bütün bunları belirlemek için bir yol haritasına, bir rehbere ihtiyaç var.

İşte, bu yol haritasına, rehbere, bu bilgi dizgesine teori deniliyor.

Genel olarak dünya sosyalist tarihine baktığımız zaman da bu teorik ihtiyacın belirlenmesi batı sosyalizminde çok önemli. Örneğin, Marks’ın, Lenin’in devasa eserleri… Bu eserlerde hayata, topluma, dünyaya dair, ekonomiden politikaya, siyasete, kültüre, cinselliğe, aşka, kadına, çocuk haklarına tüm ezilenleri kapsayan bir tartışma dünyası var.

Hayata dokunan, insanla doğa temas’ının olduğu her yerde bir bilgi üretme ihtiyacı ortaya çıkmış. Ve buna batı Marksistleri zamanında büyük cevaplar vermişler. Onun için bu cevaplara ne denilmiş? Büyük anlatılar. Batıda bu gelenek böyle oluşmuş.

Batıda kimse Marksizmin kuruluş sürecinde pratiği bahane göstererek teoriden kaçıp pratiğe sığınmamış. Madem ki dünyayı değiştirmek diye bir amacımız var, bu dünya bilgiyle değişir, sanatla, kültürle, felsefeyle, bilimle değişir diye bir teori ortaya atmışlar. Bu dünya değişecekse; kuru kuruya, cehaletle bu dünya değişmez. Dünyayı değiştirmek için önce değişim bilinci lazım. Değişimin bilgisi, bilinci bize ne olarak kendisini ifade ediyor? Teori olarak, felsefe, bilim, sanat olarak. Saydığım bu alanlar değişim bilincinin topluma, insana dair bilginin değişik alanları.

Önce büyük kitaplar. Örneğin Marks’ın Grundrisse’i, Kapital’i, Brümaire’i, Kutsal Aile, Alman İdeolojisi… gibi kitapları. Bunlar olağanüstü teorik tartışmalar içeren aşkın kitaplar. Zamanın pratik gerekliliklerini çok aşan, geleceği, yüz yılları hedefleyen teorik perspektifleri var.

Büyük ustalar, özellikle Marksizmin kurucuları, geliştiricileri; Marks, Engels, Lenin gibi önderler pratiği bahane ederek teoriden kaçmamışlardır. Tam tersine yürünen yolların aydınlık olması için, hangi yolda yürüneceğinin iyi belirlenmesi için bir saydamlığa, belirginliğe ihtiyaç duymuşlar, bu saydamlığı, belirginliği sağlamak için teorinin gerekliliğini ortaya atmışlar ve bu gerekli olan şeyleri lafta bırakmamışlar, bizzat gerçekleştirmek için olağanüstü çaba göstermişler, ömürlerini adamışlar. Buna en önemli kanıt olarak Marks, Engels ve Lenin’in eserleri örnek verilebilir.

Teori ile pratik arasındaki, yani yürünen yolla rehber arasındaki ilişkiyi belirlemek için Lenin bir formülasyon geliştirmiş: devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz, demiş. Che Guevara buna devam etmiş ve: bu anlatının, gerçeğin yarısı, bir de bu tersinden doğru; devrimci pratik olmadan da devrimci teori olmaz, diye eklemiş.

Lenin’in sözünü böyle tamamlamış Guevara. Teori ile pratik arasında böyle bir ilişki var. Yani teorisiz pratiği sosyalizm hiçbir zaman öngörmez. Bilgisiz değişimi sosyalizm öngörmez. Marksizm, sosyalizm sosyalizmi nasıl öngörüyor? Bilgiyle öngörüyor; bilgiyle değişir dünya, diyor. Bu bilgiyi eylem besler. Bu bilginin nasıl kullanılacağını eylemin değiştirme gücü belirler. Ama bu eylem kendi başına bilgi üretmez. Eylemin bilgiye dönüşmesi sürecinde bilinç ortaya çıkmalı ve bu eylemle bilinç ortaya çıktıkça, süreç içerisinde bu eylemin bilinci kendi bilgisini üretir. Bu aynı zamanda devrimin, sosyal değişimin, politik değişimin teorisi olur.

***

Genel olarak, kuş bakışı baktığımızda teori ile pratik arasında böyle bir ilişki kurulmuş ve daha sonra Marksizmin, dünya devrimci hareketinin gelişmesine bağlı olarak bu kurguda kırılmalar yaşanmış.

Özellikle geri ülkelerde yansıyan devrimci-sosyalist eylemlerde genellikle teori küçümsenmiş ya da büyük teoriler üretilememiş. Marks ve Engels’deki o görkemli teorik birikimi geri ülke devrimcilerinde göremiyoruz. Felsefi, iktisadi, siyasal, edebi, sanatsal bütünlüklü bir teorik inşayı geri ülke devrimcilerinde göremiyoruz.

Geri ülke devrimcileri bunun böyle olması gerektiği konusunda bir önyargıya bile sahipler. Bunun adını da senin sorduğun soruda belirttiğin gibi; her şey söylenmiş, her şeyin çerçevesi çizilmiş, bize düşen, yapmamız gereken; bunun pratiğe geçirilmesi, şeklinde bir düşünce geri ülkelerde gelişmiş ve örgütler de eylemler de, insan ilişkileri de ve politika da bu anlayışın üzerine inşa edilmiş.

Bu, geri ülkelerdeki geriliklerin, aynı zamanda teoriye, bilgiye yansıması oluyor. Geri ülke devrimcisi, kendi ülkesinin geriliğinden, o ülkedeki kültürün, bilimin, felsefenin, sanatın geriliğinden kaynaklı genel bir geriliği, geri kalmışlığı meşrulaştırmak için teorik bahaneler uyduruyor.

Az önce sorduğun gibi; güneşin altında söylenmemiş laf kalmamış, ustalar her şeyi yazmış-çizmiş, ne yapılacağı belli; önemli olan bunu yapmak, diyerek teoriden kaçışı kamufle eden, pratikle sınırlı, pratiği aşırı fetişize eden, pratiği aşırı abartan genellikle dar pratikçilik içerisinde kendini boğan, bilgi üretememiş dar, dogmatik önyargılarını aşamamış geri devrimci hareketler ortaya çıkmış geri ülkelerde.

Sorundaki ustalar her şeyi halletmiş lafını teoriden kaçış olarak değerlendirebiliriz. Bu, doğrudan bir teoriden kaçıştır. Bu, pratiğe sığınırken, bilgiye sırtını dönmektir, bilgiden uzaklaşmaktır, geriliği meşrulaştırmaktır; sosyalistlerin, devrimcilerin böyle bir hakkı yoktur.

Devrimciler, devrim mücadelesinde, sosyalizmin inşasında en ileri teoriden hareket etmek zorunda; en gelişmiş, en son bilgiden, en ileri, en evrimleşmiş felsefi, bilimsel, sanatsal verilerden hareket etmek zorunda; onun için bu teoriden kaçış her şey halledilmiş şeklindeki düşünce, bu bahaneler reddedilmeli, devrimciler ciddi bir biçimde teoriye yönelmeli, ustalar bu işi nasıl yaptıysa, biz daha iyisini yapmalıyız.

Bu işi Marks, Lenin, Gramsci yaptı şeklinde değil de; biz onlardan daha ileri bir teori, felsefi bir formasyon, iktisadi analizler, politik analizler, örgütsel yapılar geliştirerek ustaları aşmalıyız.

Bizim perspektifimiz; ustaların soluk kopyalarını yaratmak değil, tam tersine onları daha canlı hale getirmek için, onları hayat içerisinde güncelleştirerek, daha aşkın yapılar, daha ileri formasyonlar, gerçekleştirmektir.

Burada yapmamız gereken şey; ustaları, klasikleri, gelenekleri devrimci tarzda dönüştürerek, dönüştürürken de hem geleneği, hem de kendimizi aşmaktır. Azgelişmiş ülke devrimcilerine düşen görev budur. Zor bir görevdir ama mutlaka başarılması gereken bir görevdir.

Naim- “Teori eylem kılavuzudur,” demenin tüm dertlere deva olmayacağını biliyoruz, teorisiz yol alınamayacağını da. Teori neye ışık tutmalı?

Cengiz- Teoride, ustalarda şöyle bir şey var: özellikle Guevara gibi devrim başarmış, teori ile pratiğin mükemmel bileşimini yaratmış insanlar, teori ve pratikleriyle insanların kalbine hitap ederek; vicdanın, ahlakın, duygunun mükemmel bir sentezini yaratmışlar Küba’da.

Che Guevara ve Castro pratiğini gözümüzün önüne aldığımız zaman şunu görürüz: ustalardan, klasiklerden, gelenekten esinlenerek bu geri ülke devrimcileri ne diyorlar? Teori, bizim devrimci eylemimize ışık tutmalı!

Yani karanlık bir yol yürünecek, zor sarp, engebeli bir yol, dikenli patikalardan geçecek, emek verilerek, bedeller ödenerek bir yol yürünecek, can kayıpları verilerek, zindanlarla, işkencelerle yürünecek tehlikeli bir yol bu. Bu yolla ustalardan esinlenerek devrimlerini başarmış geri ülke devrimcileri, özellikle Guevara, Castro gibi devrimciler; teori, devrimci pratiğimize ışık tutmalı, diyorlar.

O zaman iki şey göze çarpıyor. Bir, devrimci hareketin başarılı olması için, iyi bir sonuca varması için önce ne lazım? Teori lazım. İkincisi, bu teorinin safsata olmaması lazım. Bilimsel olması lazım; gerçekliğin bilgisini ihtiva etmesi lazım ve bu gerçekliğin bilgisinin o yürünen yola ışık tutması lazım. Eğer bu bilgi gerçekliğin bilgisi olmazsa, o ülke orijinalitesinin maddi politik ve manevi koşullarının ürünü olmazsa ne olacaktır? Yürünen yola kılavuzluk etmeyecektir, gerçekleşen pratiğe ışık tutmayacaktır.

Dolayısıyla bir teori lazım, ikincisi de bu teorinin gerçekçi olması lazım. Bu teori gerçekçi olacak ki pratiğe ışık tutsun. Teori bize Lenin’in dediği gibi bir eylem kılavuzu olarak lazım. Pratiğe ışık tutan bir meşale, aydınlık bir fikir olarak teori lazım.

Yaşadığımız ülkenin gerçekçi bilgilerinden oluşturduğumuz bir teori lazım bize. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, yürümemiz için teoriye ihtiyacımız var, teoriyle pratiğin sentezlenmesine ihtiyacımız var, ne teorisiz pratik, ne de pratiksiz teori bizi bir yere götüremez. Pratiksiz teori ne kadar gerçeklik ifade ederse etsin ancak bir bilgi yığını ve giderek de hayatta karşılığı olmayan bir dogma yığını haline gelir. Bir külçeleşme olur. Bu bir gerileme olur ve bunun devrimci bir anlamı olmaz.

Devrimci mücadele iki noktada hassastır: teori ve pratik. Ne pratiksiz teori, ne teorisiz pratik olmuyor. Devrimci hareket başarılı olacaksa, bu yollar en az maliyetle sonuç alıcı biçimde hedefe yürünecekse, teoriyle pratiğin birliği şart. Bunlar birbirinden kopmamalı, bunlar birbirini beslemeli. Pratik içinde elde edilen bilgiler teorileştirilmeli, bu elde edilen yeni bilgiler teori içerisinde formüle edilerek ondan sonraki yürünecek yollar için bir meşale olmalı. Yürünen yoldaki karanlığa ışık tutmalı, o karanlığı aydınlatmalı, mücadelenin yürünen yollarını, patikalarını ışıklandırarak görünür hale getirmeli.

Naim- 12 Eylül darbesinin 40.yılına bir yıl kaldı. Hadi eskiden eylemliliğin yüksek olması teorik alanda kısıt yaratıyordu. Bu son kırk yılda bizim solun teorik olarak ortaya koyduğu kayda değer bir şey de yok. Bunun nedenlerini konuşalım. Bir de soldaki teorik yetersizliği ve donukluğu aşmak için neler yapmalı?

Cengiz- Türkiye devrimcileri teoriye karşı hep lakayt. Geçmişte, hatırla; militanlar hep pratikte kendini kanıtlamak biçiminde kendilerini formatlıyorlardı. İnsanlar hep kendilerini pratiğe göre ayarlıyorlardı. Saatler hep pratiğe göre ayarlanıyordu. Halbuki, teoriye, bilgiye ait sorunlar da var diyen, kendini bir kenara çekip, ömrünü buna adayan, teorik araştırmalar yapan, teoriye kafa yoran insanlar her harekette bir elin parmakları kadar azdı.

Bu toplumda yazılı kültürün eksikliği, ikincisi bilimsel, felsefi, sanatsal kültürün zayıflığı, modern bilimsel, sanatsal kültürün, bu ülkede kavramsal ve imgesel geriliği ve bu ülke insanının şifahi kültürden yazılı kültüre henüz tam olarak geçememiş olması ve bu toplumun içerisinden gelen devrimcilerin de bundan etkilenmesi, bu etkileşim sonucunda devrimcilerin de bilgiye karşı hayırhah önyargılı tutuma sahip olması gibi etkenler bence bu davranışları belirliyor. Yani Türkiye’de sol ilgisiz.

***

Mesela Mahir Çayan, Bütün Yazıları’nda teoriyle uğraşan bazı insanları küçük burjuva entelektüeli, iğrenç insanlar olarak değerlendiriyor. Mahir, bunda bir bakıma haklı olabilir. Devrimci olmayan bir sürü iğrenç insan, bir sürü ahlaki zaaf içerisinde, yoz hayat yaşayan bir sürü insan 60’lı yıllarda esip gürlemiş, sosyalizm adına konuşmuş, teori ürettiğini iddia etmiş; Mahir Çayan, bunların hayatında devrimcilik görememiş, bunların ilişkilerini yoz bulmuş ve bunlar için iğrenç insanlar ifadesini kullanmış. Bu tip hayatlar, yapılar kişisel olan tepkilerle sınırlı kalmamış, bunları temsil ettiği söylenen teoriye karşı da bir alerji yaratmış. Teori sadece günlük pratiğin ihtiyaçlarına yönelik bir bilgiymiş gibi algılanmış, öyle düşünülmüş ve teori alanı son derece daraltılmış.

Mahir Çayan’da gördüğümüz gibi Türkiye’deki devrimci hareketlerde; THKO, Kaypakkaya, Çayan ve geleneksel TKP, TİP hareketlerine baktığımız zaman da birkaç isim dışında teoriye kafa yoran, teoriye ömrünü adamış, teori için uğraşmış insanlar yok denecek kadar az. Bu durum solun özel durumuyla ilgili bir şey değil, toplumun genel durumuyla ilgili bir durum ve soldaki yansıması da genel durumdaki halin bir sonucu.

Bunu aşmak için, biraz önce söylediğim gibi, en son geliştirilmiş bilgiden hareket etmek zorunda olduğumuza göre bu yapıyı değiştirmeliyiz. Yani; teoriyle, bilgiyle, felsefeyle, sanatla, bilimle ilişki kurma tarzımızı, bu saydığım alanlardaki insanlığın bilgi birikimiyle hayat arasındaki ilişki kurma tarzımızı değiştirmeliyiz. Bunun moral ve ahlaki motivasyonlarını yaratmalıyız. Bunu yapacak kişilikleri geliştirmeliyiz. Bu konuda pratik çareler aramalıyız. Bunu çözecek, geliştirecek çareler bulmalıyız. İğrenç insanlardan dolayı artık teoriye, bilgiye tepki duyan olmaktan çıkmalıyız. 12 Eylül öncesi düştüğümüz yanlış gibi devrimci hareketi dar pratikçilik içine hapsetmemeliyiz.

Teoriyi de pratiği de geliştiren, topluma yayan, toplumun ezilenlerin olduğu tüm alanlarında toplum hayatına nüfuz edecek, değişim yaratacak gelişmelerin önünü açmak için teoriyle pratik arasındaki ilişkiyi daha evrensel bir bağlamda düşünerek yeniden değerlendirmeliyiz. Bu ilişkiyi yeniden kurmalıyız, bunlara uygun adımlar atmalıyız.

Naim- Vietnam’da, Çin’de, Küba’da, Rusya’da devrime katılan halklar elbette Kapital’i, Grundrisse’i veya Lenin’in klasiklerini hatmedip meydanlara çıkmadı…

Bizim burada konuştuğumuz çerçeve önderlik için teorinin gerekliliği ve bu teorinin hayatıın ve mücadelenin tüm alanlarını kapsaması.

Bu noktada; kitlelerin örgütlenmesinde teoriden nasıl faydalanmak gerektiğini de konuşalım.

Cengiz- Teori bir insanlık bilgisidir. Sosyalist teori büyük oranda sosyal mücadelenin bilgisidir.Yani sınıf mücadelesi bilgisidir. Bu sınıf mücadelesinin, sosyal mücadelenin, dünyayı değiştirme mücadelesinin bilgisi olduğu için, bu teori büyük ölçüde gerçekliği içerir. Bu teorideki veriler gerçekliğin verileridir. Bunun anlamı şu: bu teorik bilgiler daha önceki başka kitle hareketlerinin; ayaklanmaların, isyanların, devrimlerin, sınıf mücadelelerinin, direnişlerin, başkaldırıların bilgisi olduğu için burada kitle hayatına ait evrensel bilgi vardır.

Dolayısıyla mücadele yürüttüğün toplumda hangi ezilen, mağdur, mazlum kesim içerisinde mücadele yürütüyorsan, bu kesimlerle bu teorinin içinde var olan, başka toplumların, insanlığın, dünyanın ezilenlerine ait bu bilgiyi birleştirmek zorundasın. Bizim yapmamız gereken bu. Yani deney aktarmak. Daha doğrusu devrimci hareketi yerel olmaktan çıkarıp ama yerelden hiç kopmadan da giderek enternasyonal bir çizgiye çekmek, yerelden evrensele yönelmek. Evrenselden yerele bakmak, yerelden evrensele yönelmek. Bu diyalektiği doğru kurmanın gerekli olduğuna inanıyorum.

Naim- Son zamanlarda bir de şu oluyor: teorik yazı adı altında; iktidar bir şey yapıyor veya söylüyor, kimileri hemen bunu eleştiriyor veya çözümlüyor. Sürekli olanı açıklama, çap bu mu?

31 mart seçimiyle ilgili de böyle oldu: seçimden önce öngören yazılar çok azken, seçim sonuçlarından sonra ne çok analizci olduğunu gördük memlekette! Bu durum sıkıcı ve düşündürücü değil mi?

Cengiz- Burada baktığımız zaman da, bunlar deve kuşu politikası güden devrimciler. Deve kuşu gibi kafasını kuma sokmuş, çevreyi göremeyen devrimciler. Bunun anlamı ne oluyor? Günübirlik pratiğe hapsolmuş, günü birlik pratiğin dışına çıkamayan, bu günü birlik pratikle toplumun bağını, bu günü birlik pratiğin gerçekleştiği toplumla diğer dünya toplumları arasındaki ilişkinin bağını zihninde kuramayan, bunun bilgisine ulaşamayan bir geri çizgiden hareket edilerek yapılan analizlerde çuvallama oluyor.

Mesela bir YSK kararı konusunda ne olacağına dair bir bilginin işi fal tutma ya da zar atma biçimindeki yazı mı tura mı şeklindeki tahminlere dönüştürülmesi bu konudaki teori zayıflığının, bilimsellik yoksunluğunun bir ifadesidir.

Bilim birikimi, teorik birikim olmayınca, o zaman bir bilgi boşluğu oluyor. Kök bilgiye sahip olmuyorsun, insanlığın toplumun geleneklerini, toplumun nereden gelip nereye gittiğini bilmiyorsun, nereye gideceğini bilmiyorsun, bu konuda kestirimde bulunamıyorsun. Dolayısıyla bu bilgiler elinde olmadığı için işin yazı-turaya düşüyor. Yazı mı gelecek tura mı gelecek diye parayı havaya atıyorsun. Yazı da gelse başka türlü, tura da gelse başka türlü düşünüyorsun. Burada olmayan şey bilimsellik. Bilimsellikte yazı-tura olmaz.

***

Bilimsellikte veriler olur, verileri değerlendirirsin, verilerden hareketle öngörülerde bulunursun. Tahmin ettiğin şey gerçekleşirse verilerini iyi değerlendirdiğin, gerçekleşmezse verilerinde veya verileri değerlendirmende eksiklik olduğu ortaya çıkar. Ama bu yazı-tura olmaktan çıkar.

Türkiye’de hayata, bilime, dair büyük bir bilgi boşluğu olduğu için siyasi analizler adı altında yazı-tura atılıyor. Teoriyle alakası olmayan günlük pratiğin izahına yönelik açıklamalar yapılıyor ve bunlar teori diye yutturuluyor. Bunlar, günlük hayatın politik açıklamaları, teoriyle ilgisi yok. İster sağcı olsun, ister solcu olsun Türkiye’de aydınlar genellikle teori bilmedikleri için, genel olarak teorik bir altyapıya sahip olmadıkları için bütün analizlerini yazı-tura üzerine kuruyorlar.

***

Solun hep iktidarın yaptıklarını değerlendirir konumda olması solun kendinde olmamasıyla ilgili. Solun bir tarihi gövdesi var. Büyük bir pratik gövdesi var solun. Bu gövde nasıl tamamlanmış? Dünya devrimleriyle; Küba, Vietnam, Balkan Devrimleri, Orta Avrupa Devrimleri, Rus, Çin Devrimleri, Avrupa’daki işçi hareketleriyle…

Dünyada solun büyük bir gövdesi var. Bu gövde iki boyuttan oluşuyor: teorik gövde ve deneylerden oluşan pratik gövde. Türkiye solu bu gövdeden koptu. Ana gövdeyle kopukluk yaşıyor Türkiye solu. Evrensel, temel, büyük bilgi dediğimiz, solun evrensel bilgisini oluşturan bu teorik ve pratik gövdeden Türkiye solu kendini izole etmiş bir biçimde yaşıyor. Bu gövdenin kenarında yaşıyor. Bu gövdenin bir parçası olmayı henüz başaramadı. Yani kendini enternasyonalize edemedi Türkiye solu. Bu bilgiden uzak olmasının sebebi de bu.

Naim- Son zamanlarda memlekette teori adı altında, aydın geçinen kesim çokça da kolajcı oldu. Herhangi bir konuda öyle bir kolaj yapıyorlar ki liberali, sosyalisti, milliyetçisi, İslamcısı vs. kimse tümden karşı çıkamıyor hatta “vay be!” çekenler de oluyor! Her kesimin ağzına bir parmak bal çalıyor, adeta rulette her sayının her rengine para koyuyor! Bunlar bu alanda ustalaşmışlar mı, çok mu kurnazlar?

Cengiz- Sol literatürde bunun adı eklektizm. Ordan burdan derleyip montajlama. Bunun kaynaklandığı sebep şu: bir olgu hakkında bilgiye sahip olmamak. Ondan, bundan, değişik görüşlerden, akımlardan etkilenmekten kaynaklanan bir şey.

Örneğin, bir olguyu Marksist açıdan değerlendirmek için, o olgunun Marksist bilgisine sahip olunması lazım. Bu bilgi olmayınca; biraz Mao Zedung’tan alıyor, biraz İslamdan, biraz liberalizmden alıyor, bulamaç yapıyor, montajlama yapıyor. Bunu niye yapıyor? Çünkü bilmiyor. Süreci bilmiyor, olguyu tanımıyor. Bu bilgi eksikliği kolajlamaya yol açıyor. Bilgi eksikliğini kapatmak için, bilgi boşluğunun, yetersizliğinin üzerini örtmek için, görüntüyü kurtarmak için söylemler geliştiriyor. Burada aslında sakladığı kendisi, kendi bilgisinin, pratik deneyiminin eksikliği. Kolaj bundan doğuyor. Marks kolaj yapıyor mu? Yapmıyor. Niye yapmıyor? Çünkü Marks kapitalizm hakkında müthiş bilgiye sahip. Dolayısıyla liberalleri kendi görüşüne karıştırmıyor.

19.05.2019


Umut Diyalogları 1-3:
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-2-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-3-cengiz-turudu-naim-kandemir/

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑