Yazarlar

Published on Ocak 11th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Umut Diyalogları (7) – Cengiz Türüdü & Naim Kandemir

Gelecek için gübre

Naim– Olmasını dilemeyiz ama bir ihtimal de olsa sormak istiyorum: İktidar, İmamoğlu’na perde arkasında “İBB’nde bizim dönemimizdeki yolsuzlukları, israfı kurcalayıp deşifre etmeyin, biz de Merkezi İdare olarak İstanbul’un sorunlarının çözümüne destek verelim,” anlaşması teklif eder mi, sonuç ne olur?


Cengiz– İktidar böyle bir şey teklif etmez. Neden etmez? Çünkü Türkiye’de AKP dönemi özellikle sol demokratik literatürde bir talan dönemi, bir israf dönemi, bir gasp etme dönemi olarak geçti. Kamu mallarının gaspı, talanı, yandaşlara transferi olarak geçti. Böyle bir dönem olarak biliniyor ve herkes AKP’yi Türkiye’de tarih boyunca öyle hatırlayacak. Hırsızlık, talan, gasp, rüşvet, iltimas, yandaşlara para aktarma, kâr aktarma, mülk aktarma, mülk transfer etme dönemi olarak değerlendirecek. Ki AKP’ nin yapısı bu. AKP’nin doğası bu. Böyle kurulmuş, başka şeyler söylemiş ama iş buraya gelmiş, şimdiki gerçeği açığa çıkarmış, içindeki gerçek de buydu AKP’nin.

AKP’ nin 2002’deki programı, söylemlerinin sahte olduğu, AKP’nin bu söylemlerin partisi olmadığı, AKP’nin o programın partisi olmadığı açığa çıktı. AKP insanları aldatmak, özellikle laik demokratik çağdaş kesime şirin görünmek için başka bir söylem kullandı, başka bir programı savundu fakat başka bir icraat da bulundu.

Türkiye’de AKP kapitalizmin vahşiliğini artıracak ne gerekiyorsa hepsini yaptı. Pervasızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk, dizginsiz sömürü, kuralsızlık, yargısızlık, suçu yargıdan muaf tutma, suçun üzerini örtme, suç faillerini görmemezlikten gelme, cezalandırmama biçimindeki uygulamalar AKP’nin pratiği oldu ve AKP bu pratiğini yaparken, bütün bu kirli dönemin üzerini büyük bir örtüyle, kalın bir örtüyle örttü. Bu örtü neydi? Dindi.

AKP bu pislikleri, bu hırsızlıkları, bu hukuksuzlukları hep din kisvesi altında gerçekleştirdi ve toplum uzun süre uyanana kadar bundan kuşkulanmadı. Yani din örtüsü altında yapılan şeylerden kuşku duymadı.

Daha sonra bunların foyası meydana çıktı. Özellikle son, büyük kentlerdeki aldığı yenilgi sonucunda kendi içerisinde sesler ortaya çıkmaya başladı AKP’ nin. Kendi güçleri dışındaki diğer güçler ise eleştirinin dozunu artırdı. Artık AKP dönemi suskunlukla karşılanan- Kıvılcımlı’dan öğrendiğimiz bir lafla- suskunluk kumkuması ile karşılanan bir dönem olmaktan çıktı. Artık alenen eleştirilen, sorgulanan, hesap sorulan bir dönem haline geldi.

Bunun böyle olmasında AKP’ nin gücünü kaybetmesinin, aşınmasının, gerçek yüzünün deşifre olmasının, maskesinin düşmesinin, foyasının açığa çıkmasının da bir payı var.

AKP başka türlü göründü, dedik. Başka türlü parti olduğu ortaya çıktı. Daha doğrusu AKP parti mi, değil mi bu bile tartışma götürür. Bizim klasik siyaset biliminde, anayasa hukukunda öğrendiğimiz anlamda AKP klasik anlamda bir parti değil. Bu başka bir şey, ülke tarihinde rastlanır bir parti örneği değil. Bu, Türkiye’yi din kisvesi altında yöneten halkı kandıran, Türkiye’nin birikimlerini çarçur eden eden bir yapı. Yani klasik anlamda, bizim bildiğimiz anlamda parti değil. Başka türlü bir parti bu. Parti şeklinde örgütlenmiş başka bir şey.

İktidarın israf, kayırmacılık, ülke birikimlerini çarçur etme gibi büyük suçları var. 17 yıldır yapıldı bunlar.Bazılarının üzerini örttü, bazılarının üzerini örtemez hale geldi. Ama 17 yılın sonunda bunlar külliyen açığa çıktı. Artık kamuoyunda tartışılır hale geldi.

Şimdi AKP buradan hareketle, yenilgi aldığı İstanbul’da; benim maskemi düşürme, suçlarımı açığa çıkarma diyebilir mi? Diyemez, demek istese bile diyemez, demesinin koşulları yok. Niye diyemez? Çünkü İmamoğlu, kendisine destek veren, kendisinin arkasında duran insanlara şunu dedi: bu hırsızlık, vurgun, talan, israf döneminin suçlarını açığa çıkartacağım, israfı önleyecek, adaletsiz rant dağıtımını engelleyeceğim, yandaş vakıflara, derneklere, tarikatlara para aktarma mekanizmasını ortadan kaldıracağım ve bu dönemi hep beraber, toplum olarak yargılayacağız, yani bu işi mahkemeye götüreceğiz, bu suçların peşini bırakmayacağız, bunların yargılanmasını sağlayacağız, ceza almasını sağlayacağız, diye vaatte bulundu.

Şimdi İmamoğlu, iktidarla bu şekilde anlaşıp, yani suçlarımın üzerini kapa, suçlarımı açığa çıkarma biçimindeki zımni bir anlaşmaya AKP ile girerse ne olur? Bu sefer İmamoğlu kendisine destek veren %54’lük oy desteğine ihanet etmiş olacak, vaatlerini yerine getirmemiş olacak, sahte bir adam durumuna düşmüş olacak.

İmamoğlu akıllı, zeki bir adam. Bu duruma düşmez. İmamoğlu, belediyeyi yönetirken yerel demokrasiyi genişletmek, yerel demokrasiye katılım kanallarını çoğaltmak, özellikle kadın ve çocuklara ilgiyi, sosyal destekleri, sosyal kurumları kadınlar ve çocuklar için daha çok artırmak için de vaatte bulundu.

Şimdi İmamoğlu bunu yapamaz. Yani hükümetle bir anlaşmaya giremez. Bu %54’ü reddetmek olur. %54 ne dedi? Sen dürüstsün, akıllısın, biz senin bu yerel yönetimi iyi bir biçimde idare edeceğine inanıyoruz, sana güveniyoruz, oylarımızı sana veriyoruz ama dediklerimizi, dediklerini yapacaksın ya da bizim taleplerimizi karşılayacaksın.

Şimdi İmamoğlu, bu %54’ü ve taleplerini görmezden gelebilir mi? İmamoğlu bunu görmezden geldiği anda bu onun bitişi olur, siyaset sahnesinde tükenişi olur. İmamoğlu akılsız değil. Yani kendini tüketecek, AKP ile hırsızlığının üzerini örtme biçimindeki böyle bir zımni anlaşmaya gidemez. Çünkü bu İmamoğlu’nun tükenişi, bitişi olur, arkasındaki desteğin birdenbire erimesi olur. İmamoğlu değil, hiçbir akıllı insan bunu gözü alamaz. Bundan dolayı bu anlaşmaya ihtimal vermiyorum.

İmamoğlu seçim kampanyasında şunu söyledi: sadece AKP’nin adaletsiz yönetimi sorgulanmayacak, yargılanmayacak; bir yönetim ortaya konulacak, bir model ortaya konacak ve model dünyada örnek alınması istenen bir model olacak. Yerel demokrasinin geliştirilmesi modeli olacak. Bir deneme yapacağını söyledi İmamoğlu. Daha önce İstanbul’da denenmemiş yeni bir yerel yönetim deneyimi ortaya koyacağını; mahallelerde mahalle komiteleri ile mahalle temsilcileri ile birtakım kurumlarla; eğitim kurumları ile sivil toplum kurumları ile bir yerel demokrasi denemesi yapacağını ve bunun daha önce İstanbul’da denenmediğini, bunun yeni bir uygulama olacağını söyledi. Böyle bir vaatte bulundu. İmamoğlu kuru bir şey demedi ve bu deneyim dünyada örnek olacak bir deneyim olacak, dedi. Bu vaadinin arkasında durmak zorunda. Çünkü İmamoğlu’nun bu vaadine inanarak ona destek veren kitleler, toplum kesimleri İmamoğlu bu vaadinden vazgeçtiği anda ya da bu vaadine ihanet ettiği anda İmamoğlu’ndan desteğini çekecektir, İmamoğlu’nu sıfırlayacaktır.

O yüzden halkın büyük beklentisi sadece yerel yönetimde adil bir uygulamanın gerçekleşmesi değil, sadece yoksul kesimlere istihdam olanaklarının açılması değil; aynı zamanda halkın uyanık, bilinçli kesiminde bu vaat edilen yerel demokrasi deneyiminin adım adım pratiğe uygulama beklentisi de var. En büyük beklenti bu bence. İşte bunun üzerinde İmamoğlu ne yapacak? Bunu konuşmak gerek. Dediğimiz seçenekler var işte. İmamoğlu, bunun üzerinde durduğu zaman var olacak, bu vaadinden vazgeçtiği anda İmamoğlu bitecektir. Daha başlamadan bitecektir o zaman.

Naim– 23 hazirandan bu yana anlaşıldı ki demir soğumayacak. Demir soğumayacaksa, o demiri çeliğe çevirmek gerekir. Bunun yolu da birleşik mücadeleden geçer. Bu mümkün mü?

Cengiz– Türkiye’de sadece AKP’nin provokasyonu değil bu katmanlaşma, kutuplaşma. Böyle bir yanlış anlama var. İktisat biliminden, sosyolojiden haberi olmayan insanlar, AKP kutuplaştırdı, diye bahsediyorlar. Öyle bir şey yok.

Kapitalist bir toplumda yaşıyoruz. Türkiye kapitalist bir toplum ve kapitalist toplum doğası gereği sınıflı toplumdur. Bir tarafta sömürenler, bir tarafta sömürülenler vardır. Böyle bir ikilik üzerine kurulur kapitalizm; burjuvazi ve proletarya. Böyle bir sömürü düzenidir kapitalizm. Bu sömürü düzeninin kutupları vardır. Sadece sömüren yoktur, sömürülen de vardır. Kutupluluk, zıtlık, sınıf karşıtlığı kapitalizmin doğasında vardır. Kapitalizm zaten böyle bir düzendir. Doğası budur kapitalizmin.

Sosyal Demokrasi ortaya çıktı, ne dedi? Marksizmden farklı olarak, sınıfları çelişkileri ortadan kaldırmayacağım, tam tersine bu iki sınıfı uzaklaştıracağım, dedi. Sosyal Demokrasi’nin tezleri Avrupa’da Euro Komünizm’e dönüştü. Onlar da tarihsel uzlaşma kavramını ortaya attı. İki sınıfı tarihsel olarak uzlaştırma. Buna Fransa’da İleri Demokrasidenildi. İtalya’da Euro Komünistler tarihsel uzlaşma dediler buna. Kökeninde böyle bir anlayış vardı.

Sosyal Demokrasi Marksizmden koptu ve sınıf uzlaşmasını gerçekleştireceğim ben, dedi. Sınıf uzlaşması düşüncesi olarak ortaya çıktı. Kautsy ve Bernstein’dan beri sosyal demokrasi bu zaten.

AKP’nin kutuplaştırması kapitalizmin doğasını zorlayan, sınıfsal temellerde değil, ideolojik temelde; etnik, dini kimlikler üzerinden kutuplaşma olduğu için AKP kutuplaştırması kapitalizmin doğasına ters, kapitalizmde kutuplaşma sınıfsallık üzerinedir. Kapitalizmin sınıfsal yapısından kaynaklanır. AKP bu sınıfsal yapıyı görmüyor, tam tersine kapitalizmi, bir önceki toplum tarzına, etnik kimliklerle insanların ayrıldığı pre-kapitalist toplum tarzına, yani çağ dışı bir toplum tarzına yöneltiyor. Bu yüzden AKP’ nin kutuplaştırması kapitalizmin doğası içindeki kutuplaşmadan farklı. AKP toplumu kimlikler üzerinden kutuplaştırıyor ve burjuva kesimi de buna karşı geliyor. Kutuplaşmaya değil, kimlikler üzerinden kutuplaşmaya karşı çıkıyorlar. Kimlikler üzerinden kutuplaşma aynı zamanda büyük bir iç savaş potansiyeli taşıyor.

Kapitalizmin sınıfsal yapısı budur. Kapitalizmde demir hep kızgın olacak. Sömürünün olduğu her yerde demir hep kızgın olacak. Demir hiç soğumayacak. Demiri soğutan bir şey vardır, o da devrimdir. Devrim bir seçenek olarak bugün hayatın güncelliği içerisinde yok. Bugün devrim güncel bir gerçeklik değil. Sınıflı toplumun doğal yapısından kaynaklanan bu demirin sıcaklığı her zaman varlığını koruyacak ve kapitalizm var oldukça bu demir hiç soğumayacak.

Sosyal Demokrasi de ben demiri soğutacağım, dedi o da soğutamadı. Kapitalizmin doğasındaki zıt sınıfları birbirine yaklaştırarak sınıfsal uzlaşmayı sağlayamadı. Sınıflar daha da keskinleşti; zengin daha çok zengin, fakir daha çok fakir oldu.

Bugün dünyada çok az bir nüfus dünya servetinin çok büyük bir kısmını elinde bulunduruyor. Bu uçurumu kim yarattı? Kapitalizm yarattı. Marx buna, sermayenin tarihsel birikim eğilimi, diyordu Kapital’de. Yani bir tarafta zenginlik birikirken, diğer tarafta yoksulluk birikir. Devamlı olarak kapitalizmde servet-sefalet uçurumu var olur. Bu, Marksizmin temel tezlerinden biridir ve kapitalizm bunu kendi pratiği içinde her gün yeniden doğrulamaktadır.

Örneğin “Terörizm Kültürü” kitabında Noam Chomsky bir örnek veriyor: Bugün A.B.D içerisinde yaklaşık 30 milyon insandan oluşan bir yoksullar dünyası – Afrika ülkelerindeki gibi yaşayan bir kesim- vardır, diyor. Dünyanın en zengin kapitalisti A.B.D de bile 30 milyon nüfuslu bir ülke yaratılmış. Kendi sınırları içinde sokakta yatıp kalkan, geliri olmayan 30 milyonluk bir kesim. Marx’ın işaret ettiği sermayenin tarihsel sermaye birikim eğilimi budur. Bir tarafta müthiş bir zenginlik, diğer tarafta hırsızlığa, dilenciliğe, gaspçılığa yöneltilmiş anormal bir yoksulluk ve hastalıklar… Bunu yaratan kapitalizm.

Bu demir soğumayacak. Bu demiri soğutacak bir tek sosyalizmdi, o da şimdi anlık bir seçenek değil, uzun vadeli bir seçenek. Kapitalizm içinde bu demirin soğuması mümkün değil. Bunlar aldatıcı söylemler, halkı kandırmak için; milli birlik, bütünlük demokrasi etrafında AKP ve lideri etrafında toparlanmak için demagojik ajitasyonlar bunlar. Bunların bir gerçekliği yoktur. Böyle bir soğuma olmayacak. Demir her zaman sıcak kalacaktır. Çünkü kapitalizm demiri sıcak tutuyor.

Naim– Siyasal İslamcı iktidarın muhalif belediyeleri kıskaca alarak; belediye başkanlarını seçildiklerine, seçenleri de seçtiklerine pişman etme sürecinde sosyalistlerin değerlendirmesi gereken kıymetli bir durumla karşılaşacağız.

Giderek sertleşecek bu süreçte CHP ve İmamoğlu başta olmak üzere, muhalefetin seçilmiş belediye başkanları topyekün ve organize bir şekilde tabanlarıyla birlikte direnirlerse; işte bu noktada sosyalistlere düşen görev, armudun sapı, üzümün çöpü türü teraneleri bırakıp; kendi militanlarıyla, kadrolarıyla siyasal İslam’a karşı sahada, hayatın her alanında muhalif belediye başkanlarına oy vermiş kitlelerle birlikte mücadele ederek, mücadele içinde o kitlelerle kaynaşma ve o kitleleri hayatın içinde siyasal İslamcı faşizme karşı örgütlemek hedefine sahip olmalılar. Bu mümkün mü?

Cengiz– Dediğin biçimde; AKP, büyük kentlerde ve diğer yerlerde kaybettiği belediye seçimleri ile ilgili böyle bir oyun oynarsa; tam dediğin gibi olmalı, en gerçekçi, en mümkün olanı da bu yaklaşım. Zaten bu olmazsa, sosyalistler iyice demokrasi mücadelesinden, iyice kitle mücadelesinden, iyice halktan koparlar, iyice kitlenin, toplumun dışına itilirler, iyice marjinalleşirler ve güçsüzleşirler. Yabancılaşmadan, güçsüzleşmeden, toplum dışına itilmeden sosyalistlerin var olması için, tam tersine bu kitle ile bütünleşilmesi gerekir.

Çünkü sosyalistlere, sosyal mücadeleye can veren, can suyu olan, enerji veren dinamizm kazandıran kitle mücadelesidir, kitle gerçeğidir. Bu kitleler kazanılmış bir mevziyi elinden almak isteyen siyasal İslamcı faşizme karşı direnişe geçtiği anda, ben bu mevziyi koruma mücadelesinde veya mevziyi geri alma mücadelesinde yokum, demek sosyalistleri mahveder. Sosyalistlerin bunu deme hakkı yok, diyemezler.

Kesinlikle demokrasi mücadelesinde, demokratik güçlerin kazandığı mevzilerin gasp edilmesine yönelik her türlü gasp faaliyetlerine karşı sosyalistlerin bu mevziyi korumak ya da bu mevziyi elde tutmak için direnen demokrasi güçlerinin yanında olmaları gerekir. Sosyalistlerin şansı da bu zaten. Onun dışında bir seçenek olmadığı anda, bizi ilgilendirmez, sistemin kendi arasındaki bir sorun olarak gördüğü zaman bu sosyalistlerin iyice marjinalleşmesi, iyice gücünü kaybetmesi, iyice hayattan, halktan kitlelerden kopması demektir.

Siyasal İslam’a karşı kitlelerin demokrasi mücadelesi sosyalizm mücadelesinin temel direklerinden biri olarak görülmüştür ustalar tarafından. Dünya pratiği de budur. Demokrasi mücadelesi sosyalizm mücadelesinin her zaman vazgeçilmez bir parçasıdır. Demokrasi mücadelesi içerisinde yer almayan, demokratik mevzileri korumak için pratik girişimde bulunmayan bir solculuk iddiası boş bir iddiadır, safsatadır, böyle bir solculuk olmaz.

En küçük demokratik mevzi bile halka ait bir mevzi ise onun korunması ya da geliştirilmesi, yeni mevzi elde edilmesi için mücadele sosyalistlerin vazgeçmediği temel haklar mücadelesidir. Bu halkın bu hak mücadelesinin dışında kaldıkları zaman kesinlikle sosyalistlerin başlarına taş düşer.

Dediğin gibi siyasal İslam böyle bir rezilliğe girişirse; yerel yönetimlerdeki muhalif inisiyatifi, yönetimi çalışamaz hale getirmek, felç etmek biçimindeki bir provokasyona, suikast eylemine girişirse, burada sosyalistler, dediğin gibi, bu mevziyi yaratmış, bu yönetimi seçmiş, bu başkanları seçmiş demokrasi güçlerinin yanında bütün militanları, kadroları ile bütün deneyimleriyle, aklı ile bilgisi ile yer almalı, kesinlikle bu mücadelenin bir parçası olmalı, elinden geldiğince bu mücadeleye öncülük etmeli, inisiyatif geliştirmeye çalışmalı.

Naim– 31 mart ve 23 haziran İstanbul seçimleri; iktidar bloku içinde AKP’nin ve yamağı MHP’nin façasını epeyce bozdu. Halk tarafından façası bozulanların pek iflah olmayacaklarını düşünsem de yine de sorayım:

İktidarın 23 haziranda aldığı yaraları iyileştirme şansı var mı? Öte yandan iktidar bloku içerisinde çoktandır süt dökmüş kediye dönmüş olan büyük burjuvazi iktidarın yeni bir rehabilitsayon süresi talebine razı olur mu? Gelişmeler ne yönde olur?

Cengiz– AKP’nin aldığı yara iyileşmez. Aldığı yara derin, iyileşmeyen bir yara. Enfeksiyon kapmış bir yara. Bu yaranın antibiyotiği yok, bu yara iyileşmez. Niye iyileşmez? Çünkü AKP’ nin siyasal İslam’ın tarihsel misyonu bitti. Bugün kalkıp Ahmet Davutoğlu gibi siyasal İslam iktidarında Başbakanlık yapmış bir adam, din siyasete alet edildi, bu çok kötü oldu, diyorsa siyasal İslamı eleştiriyorsa, onun bu açmazını görüyorsa ve bu konuda bir eleştiri getiriyorsa ya da Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır AKP’nin Parti mekanizması felç oldu,diyorsa ya da Özdemir İnce Cumhuriyet gazetesindeki yazılarında AKP bir daha çıkmamak üzere komaya girdi, diyorsa ortada ateşi olan yerden çıkan duman var demektir.

Koma, felç, alet edilme; bu ifadeler kullanılıyor Türkiye’de. AKP’ nin misyonu bitti. Bunu 3 yıl önce yaptığımız İnziva Diyalogları’nda söyledik. AKP’ nin siyasal İslam perspektifinden çözeceği hiçbir sorun kalmadı. Bu perspektiften AKP’nin topluma vadedeceği hiçbir yenilik kalmadı. AKP’ nin maskesi düştü. Siyasal İslam toplumu yönetemedi. Toplumu, devleti yönetecek beceriye, birikime, akla, kültüre sahip olmadı. AKP’nin kapitalizmin normal bir halini bile sürdürmekten aciz olduğu, kapitalizmin normal işleyişine bile uyumlu olmadığı, AKP’ nin kapitalizmle uyumsuzluk içine düştüğü ve bundan dolayı burjuvazinin çıkarlarına zarar verecek hale geldiği büyük burjuvalar tarafından, TÜSİAD’daki çekirdek ana burjuvalar tarafından dinlendirilir hale geldi.

Dolayısıyla AKP yaptığı bu işlerle iflas etti artık. AKP’nin Türkiye’ye yeni bir perspektif sunacak ne hukuk bilgisi, ne sosyoloji bilgisi, ne siyaset, ne iktisat bilgisi ne de tarih bilgisi var. AKP kendi cahilliği ile kendi yeteneksizliği ile yetersiz, çapsız kadroları ile tarihin çöplüğüne gitmek zorunda. AKP’ nin hikâyesi bitti. AKP’nin yapacağı hiçbir şey yok. Bir daha ayağa kalkamayacak şekilde AKP’ nin sonunu hazırlayan ve AKP’ yi bitirecek bir yara olacak bu yara. Kanser yarası bu. Metastaz yapacak, AKP’yi tüketecek. Seçimlerde aldığı yaranın metastazı AKP’nin sonunu getirecek.

Naim– Süt dökmüş bu burjuvaziden panterlik refleksi çıkar mı?

Cengiz- Diş gösteriyor zaten son dönemlerde. AKP’nin güçsüzlüğünü görünce büyük sermaye, AKP’ nin kendi üzerine gelemeyeceğini görünce AKP’nin tehditlerine aldırmaz oldu ve AKP’ye diş göstermeye başladı.

TÜSİAD, batı tarzı, liberal normal kurallara göre işleyen bir kapitalizm istiyor. Kendi liberal anlayışına uygun, burjuva demokrasisine izin veren, düşünce ve ifade özgürlüğüne izin veren, sivil toplum örgütlerinin gelişmesine izin veren, göstermelik de olsa hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına yer veren bir yapılanma istiyor. Dolayısıyla bu ne olduğu belli olmayan, ucube Tek Adam Yönetimi’nin kapitalizmin işleyişini yürütemediğini, kapitalizmin işlerini sarpa sardırdığını, kapitalizmin işlerine çomak soktuğunu görüyor ve bundan rahatsızlık duyuyor bu rahatsızlığını da alenen dile getiriyor, AKP’ye diş gösteriyor. AKP’ye niye diş gösteriyor? Çünkü o da AKP’ nin güçsüzleştiğini biliyor. AKP’ nin kendini yiyemeyeceğini, AKP’ nin kendisiyle uğraşamayacak kadar güçsüzleştiğini, cansızlaştığını görüyor büyük sermaye. Ondan dolayı diş gösteriyor AKP’ ye.

Naim– Bugün elinde programı olmayan, örgütlenmesi ve kitle bağı çok cılız sosyalist yapılardan müteşekkil Türkiye sosyalist hareketi bu süreçte ne yapabilir? Bunu konuşmak gerek.

Görünen o ki AKP’nin gidişinin sağlanmasıyla genel olarak demokratlar bir nefes alabilecekler ama işin kaymağını devlet yiyecek; yani, önümüzdeki süreç temel olarak siyasal İslam’ın 17 yıldır devlette yaptığı tahribatın tamiri şeklinde seyredecek.

17 yılın sonunda muhalefetin önünde üç yol var:

1- Ortaya bırakılan bu pislikle koklaya bulaşa yaşamak,

2- İktidarın ortaya bıraktığı pisliği kışın tezek yapmak,

3- İktidarın bıraktığı bu pisliği gelecek için gübre yapmak.

Sence muhalefet hangi yolu becerebilir?

Cengiz– 23 Haziran seçim kampanyasında çok güzel bir söz vardı, neydi o? Her şey çok güzel olacaktı. Bu, Türkiye’de demokrasinin bir umut olarak görülmesiydi. Türkiye’de bu otoriter, tek adama dayalı yönetim tarzı, dünyada benzeri olmayan bu ucube modern padişahlık’ı toplum sırtından atacak. Bu, toplumun sırtında kambur. Toplumun ve devletin dengesini bozan bu kamburu devlet de toplum da üzerinden atacak. Yani bunu tezek de yapabilir gübre de yapabilir. Bu ya tezek olacak ya gübre olacak. Ama böyle kalmayacak. Toplum sırtındaki bu pisliği taşımayacak, bu pislikten kurtulacak ve buna baş kaldıracak. Toplumun bu pisliği üstünden atacak, temizleyecek gücü var artık. Toplumun bu güveni de, cesareti de var. Toplum bunu 30 Mart’ta ve 23 Haziran’da gösterdi. Toplumda bir uyanış var. Toplumun demokrasi talebi var. Otoriter, totaliter İslamcı faşizmi toplum artık istemiyor. Toplum bu konuda açıkça irade beyanında bulundu.

23 Haziran seçimlerinin ilginç sonuçlarından biri de; AKP’ye referandumda oy veren birçok insanın pişmanlığını dile getirmesi oldu. Sadece demokrasi güçleri değil, İslamcı faşizme bilmeyerek destek olan kitleler, halk kesimleri bile bu yapılanmadan rahatsız oldu, bunun bir padişahlık, Tek Adam Yönetimi olduğunu, bunun demokrasi ile insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile bağımsız yargı ile hiçbir alakasının olmadığını, bunun tamamen farkında olsun ya da olmasın bir İslamcı faşizm türü olduğunu fark etti ve ona başkaldırdı. 23 Haziran seçim sonuçları İstanbul’da bu başkaldırının bir sonucuydu. %54’lük oran İstanbul belediye seçimlerinde uzun zamandan beri ulaşılmış en yüksek oran.

Daha önce İnziva Diyalogları ve Hayat Üzerine Diyaloglar kitaplarımızda bunu tartıştık. Ne dedik? AKP sadece iktidardan uzaklaştırılmayacak, AKP işlediği suçların hesabını da verecek, AKP yargılanacak; bu toplum AKP’yi yargılayacak, AKP’ den yaptıklarının hesabını soracak. Cumhuriyet, AKP’nin yaptığı yıkımların AKP’ den hesabını soracak. AKP nasıl Cumhuriyet’e karşı rövanşist davrandıysa, Cumhuriyet de AKP’ye karşı rövanşist davranacak, bu hesap görülecek.

Naim– Ana hat devletin tamir edilmesi olacak ve bu işin kaymağını devlet mi yiyecek?

Cengiz– Sosyalistler daha kendi gücünü oluşturamamışlar. Onların bu şekilde müdahil olması mümkün değil, müdahil olsa bile etkili olmaları mümkün değil. Bu daha çok sistemin kendi içerisinde bir hesaplaşması şeklinde gelişecek. Dediğin gibi kaymağı devlet yiyecek tabii. Devlet aslına rücu edecek, yani klasik Cumhuriyet yeniden kurulacak. Laik, batıcı, liberal ekonomik değerlere inanan bir yapı varlığını sürdürecek. Devlet bu siyasal İslam’ı denedi ama siyasal İslam devleti açmaza sürükledi. Devlet bundan kurtulacak ve bundan hesap soracak.

Solun bundan kaymak yemesi mümkün değil. Ana kaymağı devlet yerken bir pay düşecek. Nerede düşecek? Sol moral güç sahibi olacak. Hareketlenmiş bir kitle görecek karşısında. Demokrasi, hak, özgürlük, hukukun üstünlüğü, insan hakları diyen canlanmış bir kitle görecek ve canlı, yürüyen, mücadele eden bu kitleyle bağ kurma şansı ortaya çıkacak. Sosyalistler için bu bir fırsat olacak yeni dönemde.

Bir dönem yaprak kımıldamıyor denirdi, şimdi ağaç sarsılıyor, ağacın gövdesi sarsılıyor. İşte bu ağacın gövdesinin sarsılması sonrası fırsat olacak ve bu süre içerisinde sol kendini yenileme süreci içerisinde olabilir. Daha çok kendini yenileyebilir, kendi kusurunu, eksiğini, hatalarını daha çok görür, kendini daha çok restore edip, kendini daha iyi inşa etmek, yeni deneyimlere sahip olarak inşa sürecini hızlandırabilir.

Naim– İstanbul seçimlerinin kazanılmasının sola etkileri de olacaktır…

Cengiz– Sol için en kötü olan kitle hareketlerinin gücünü kaybetmesidir. Yani pratiğin olmaması, pratik sürecin durgunlaşması. Solun temel teorik kurgusu teori-pratik birliğidir. Sol teori ile pratiğin birliğinden hareket eder. Sosyal mücadele cılızlaşmış, güçsüzleşmiş, inişe geçmişse, sol hem teorik hem pratik, hem örgütsel yapılarında sıkıntı yaşar. Hatta sıkıntıdan öte bir takım acizliğin içine düşer.

Solu canlandıran, güç veren; solun kendini yenileme, kendi hatalarını görme, kendi öz eleştirisini imkân dahiline getirecek olan şeyler bu kitle hareketlerindeki yaygınlık, dinamizm, canlılıktır. Bu seçim sonuçları solun kendisini yenilemesi, kitle, demokrasi ittifakları, antifaşist mücadele perspektifinin yeniden oluşturulması, antifaşist mücadelenin antiemperyalist mücadeleyle bağlarının yeniden kurulması şeklinde sol düşüncede yeniliklere yol açabilir bu süreçte. Açmalıdır da.

Bu süreç; solun kitleselliğini artırıp, soldaki teorideki çoraklıkların son bulmasını, sol düşüncenin, fikirlerin yeniden tartışılır, güncel hale gelmesini, solda yeni fikirlerin ortaya çıkmasının imkânlarını yaratacak bir süreç olmalıdır.

22.07.2019


Umut Diyalogları 1-6:
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-2-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-3-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-4-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-5-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-6-cengiz-turudu-naim-kandemir/

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑