fbpx

Genel

Published on Ocak 25th, 2020 | by Avrupa Forum 20

0

Umut Diyalogları (9) – Cengiz Türüdü & Naim Kandemir

KÜLTÜREL ÇÜRÜMENİN İKİ ZUHURU:
KADIN CİNAYETLERİ VE ÇOCUK TECAVÜZLERİ

Naim- Yavru kapitalist bir ülke olarak bizde son yıllarda kadına şiddet, kadın cinayetleri, tecavüzleri, çocuklara cinsel saldırı faaliyetleri arttı. Toplumun bu yaralarını salt kapitalizmin çürümesine mi ihale edeceğiz?

Son 18 yıllık AKP iktidarıyla ve dahası iktidarın da ideolojisi olan siyasal İslam’ın bu yaralardaki payı ne? Bu sorunlar doğu toplumlarının din bağlantılı kaderi mi?

Cengiz- Genel olarak baktığımız zaman kapitalizm tarihsel olarak bir çürümeyi temsil eder. Kapitalizmi, özellikle emperyalizm aşamasını Lenin’e göre; asalaklık, çürüme, can çekişme, tefecilik ve Lenin’e ekleme yaparsak bir yabancılaşma olarak düşünebiliriz. Türkiye’de olup biten bu saydığın sapıklıkların, caniliklerin, cinayetlerin, deliliklerin kaynağı elbette salt kapitalizm değil. Kapitalizm içerisinden yansıyan, varlığını sürdüren hatta başat, baskın bir öge halinde varlığını sürdüren orta çağ karanlıkları var. Bunlar salt kapitalizm öncesi ekonomi biçimlerinin kalıntıları değil. Bunlar büyük ölçüde kültürel kalıntılar. Eski kültür değerleri, eski normlar, eski psikolojik davranış kalıpları, eski insan ilişkileri, Ortaçağdan tebarüz eden yapılar bugün Türkiye’de varlığını sürdüren bir gerçeklik olarak önümüzde .

Yani salt bu cinayetleri, sapıklıkları kapitalizme havale etmek doğru bir şey değil. Elbette yabancılaşma, insanın delirtilmesi, cinnete sürüklenmesi, insanın tecavüzcü, katliamcı, sapık olması, bu sapık ve kriminal karakterlerin yaratılmasında kapitalizm çok önemli bir etken. Bu doğru. Bunun yanında kapitalizm içerisinde geçmişten kalan Ortaçağ kalıntısı kültürel yapının etkisini de gözardı etmemek gerekiyor.

Bu Ortaçağdan kalan kültürel yapı ne yapıyor? İnsanın duygularının insanileşmesini engelliyor. İlkel kalıyor bu insanlar. Yani sosyal ilişkileri, bilinçleri, duyguları ilkel. Duyguları insani eğitim görmüyor, insan ilişkileri ilkel, kaba, feodal, ataerkil bir yapı içerisinde varlığını sürdürüyor bu insanların çoğu.

Bu insanların genel durumunu sosyologlar, siyaset bilimcileri, diğer düşünce insanları, hatta diğer sıradan insanlar bile tarif ederken, bu kitleler büyük ölçüde eğitimsiz, cahil kitleler, diyor.

Bunların hayatları sadece eğitimsizlikle, cahillikle sınırlı değil. Bu cahillik, eğitimsizlik, kapitalizmin yarattığı olanaksızlıklar, seçeneksizlikler bu insanlarda başka türlü karakterlerin gelişmesine sebep oluyor.

Bunlar; sapkın, kriminal karakterlerde, bu insanlarda büyük ölçüde suç işleme duygusu gelişiyor. Kadın cinayetlerine, çocuk tecavüzlerine baktığımız zaman ortak bir nokta göze çarpıyor. Bunlar eski kültürün kalıntıları içerisinde kişilik kazanmış, kişiliği şekillenmiş, kapitalizm içerisinde belli bir statü elde edememiş ve yoksun bırakılmış, doyumsuz bırakılmış, duyguları insanileşmemiş, karakteri kriminalleşmiş, suç işlemeye yatkın, suç işleyen psikopat tipli insanlar.

Bunların önemli bir kısmı uyuşturucu kullanıyor, bir bölümü ruh hastası, bir bölümü alkolik ve bir sürüsü de suç işleme makinası.

Bu acımasız cinayetleri işleyenler, bu tecavüzleri gerçekleştirenler büyük ölçüde kişilikleri dejenere olmuş insanlar. Hasta insanlar. Ama bu suçlar, sapıklıklar, bu tecavüzler bu insanların yozluğuna yorulabilir mi? Bu olmaz! Bu doğru bir şey değil. Ne dememiz lazım? Bu yozluğu yaratan, bu eğitimsizliğe, bu uygarlık dışında kalmaya sebep olan yapı Türkiye’deki kapitalizmin gelişmesinin çok sınırlı olması, medeni bir seviyeye çıkamaması, yani çağdaş uygarlık düzeyinde bir kapitalizmin temsilinin olmaması, uygarlık eksikliği, çağdaş yaşam, uygarlık, eğitim eksikliği…

Yani bu insanların çoğuna baktığımız zaman, sosyal psikolojide değerlendirilen bir olguyla karşılaşıyoruz: sağlıklı sosyalleşme. Kişiliğin gelişmesinde en önemli etken bu. Cinayet işleyenlerin, sapıkların büyük çoğunluğu sağlıklı sosyalleşmemiş, kişiliğine ket vurulmuş, kişiliği sakatlanmış, dejenere olmuş, psikopatlaşmış, kriminalleşmiş insanlar. Bunların en önemli sorunlarından biri sağlıklı sosyalleşmeden uzak durmaları, bunu yaşayamamaları.

Yani sorumluluk sadece kapitalizmde değil; kapitalizm, kapitalizm öncesi Ortaçağ’la birlikte sorumlu. Kapitalizm ne yapıyor? Bu geçmiş, içerisine aldığı bu ilkel yapıyı daha da ilkelleştirerek, insanları hayvanlaştırarak, onları vahşi, yırtıcı bir hayvana dönüştürüyor.

Rahmetli Uğur Mumcu geçmişte sık sık yazardı: kapitalizmde orman kanunu geçerli, derdi. Alabildiğine rekabet, mülk ele geçirmek, iktidarı, makamı ele geçirmek için birbirleriyle kıyasıya acımasızca alabildiğine rekabet. Bu toplumda kim vurduya kanunu geçerli. Kim kimi alt ederse. Piyasada altta kalanın canı çıksın mantığıyla alabildiğine birbiriyle boğuşma. Her şeyi belirleyen bencillik, güç. Tüm yarışlar bu gücü, iktidarı ele geçirmek için.

İnsanların böyle bir acımasızlığı var bu toplumda. Bu yapı, bu acımasız toplum bu insanları çok acımasız hale getiriyor. Bu insanları yabancılaştırarak kendi insanına, kendi geçmişine, çocukluğuna, arkadaşlarına düşman ediyor.

Bunları yırtıcı, bencil, duyguları alınmış, duygusal yapısı olmayan bir suç makinasına dönüştürüyor. Bu insanlar cinnet geçiriyor, intihar ediyor, kadınları öldürüyor, çocuklara tecavüz ediyor, her türlü suç çeşitlerine bu insanlar bulaşıyor.

Kapitalizm böyle bir tabloyu oluştururken siyasal İslam ne yaptı? Türkiye’de siyasal İslam üzerine yapılmış bir çok araştırma var. Siyasal İslam’la ilgili hemen hemen her gün gazetelerde haber var. Siyasal İslam’ın içindeki tarikatlarla, vakıflarla, derneklerle ilgili haberler var.

En son yayınlanan Rıza Zelyut’un Tarikatlar Kuşatmasındaki Türkiye kitabına kuş bakışı, kabaca baktığımız zaman bazı bölümlerde örneğin, birçok İmamhatip lisesinde, yatılı Kur’an kursunda, birçok vakıfta, dernekte korkunç tecavüz olayları var. Hangi İmamhatip lisesinde, Kur’an kursunda, vakıfta, dernekte tecavüz olduğu isim isim, suç failleriyle birlikte, mahkeme kararlarıyla birlikte Rıza Zelyut’un kitabında yayınlanıyor.

Bunların içinde örneğin Konya’da bir sapık var. Din dersi öğretmeni Kur’an kursunda tam 46 öğrenciye tecavüz etmiş bu sapık din ve ahlak dersi hocası. İlginç de bir şey var; İmamhatiplerdeki tecavüzlerin büyük kısmını gerçekleştirenler din ve ahlak dersi hocaları! Bunların içinde İmamhatip müdürü olan da var.

Şeriatta kadının insan sayılmaması, kadının erkeğin mülkü, erkeğin kullanabileceği bir eşya olarak görülmesi ve bu Şeriat kültüründe kadının akılsız ilan edilmesi, kadının yarım akıllı olarak varsayılması ve kadının varoluşu için erkeğe itaat etmesi gerektiği gibi yedinci yüzyıl çöl bedevilerinin kültürel değerleri ve ahlak doğruları 21. yüzyıla taşınmak isteniyor.

Modernleşme çabası içerisinde sancılı süreç de olsa az-çok modernleşmiş Türkiye’ye bu yedinci yüzyıl değerleri taşınmaya çalışılıyor. Yedinci yüzyıl Arap çöl bedevisinin kadına bakışı, hayata bakışı 21. yüzyıla yansıtılıyor. Bu yansıtılma sonucunda kadın yine yedinci yüzyıl Arap çöl bedevisinin gördüğü gibi bir eşya olarak görülüyor.

Bu eşya erkeğin oluyor. Erkek bu eşyayı istediği zaman kullanıyor, istediği zaman kırıp atabiliyor. Kadının kişiliği, onuru, sosyal hayatı, aklı, bilinci, duygusu yok. Sadece erkeğe itaat edecek, kuluçka makinası gibi çocuk doğuran, yatağa mutfağa hapsedilmiş bir köle. Şeriatçı kültürde kadın bu. Bu konuda teferruatlı bilgiye ulaşmak isteyenler İlhan Arsel’in Şeriat ve Kadın kitabını inceleyebilirler.

Aynı şekilde bu konuda bugünkü olup bitenlerle ilgili bilgi edinmek isteyenler Ayşe Sucu’nun Siyasal İslam’ın Gerçekleri kitabına bakabilirler. Bu kitaplara bakıldığı zaman ortaya çıkan sonuç şu: Siyasal İslam konuştuğumuz bu sorunları tetiklemiştir. Siyasal İslam tarihsel olarak tebarüz ettiği, içinde taşıdığı bu yobazlığı, cahilliği, ilkelliği bugüne taşıyarak bu cinayetleri hızlandırmış, önünü açmıştır.

Yani siyasal İslam kadın cinayetlerinde, çocuk tecavüzlerinde diğer sapıklık türlerinde bir çarpan, hızlandıran etkisi yapmıştır. Bu konularda en önemli sorunlardan biri budur. Bu Şeriatçı iktidarın kültürel normları, ahlaka bakışı, insana bakışı, çocuğa bakışı bu gibi sonuçlara yol açmıştır. Bu tip sapkınlıklara, katliamlara, cinnetlere, cinayetlere yol açmıştır. Neden bu böyle? Çünkü siyasal İslam bu çağın ideolojisi değil, siyasal İslam’ın savunduğu yedinci yüzyıl normlarını, bakışını topluma dayatmaktır. Siyasal İslam’ın açmazı bu zaten. Bunu dayattığı için siyasal İslam bu tür şeylerin en önemli sorumlularından biri haline geliyor.

Naim- Ülkede çeşitli din adamlarının, üstelik devletten maaş alanların dahi özellikle insanların cinsel yaşamlarına dair fetvaları oluyor zaman zaman.

Şimdi bunlar bu fetvalarının teorik temelini savundukları dinsel ideolojiden alıyorlar diyelim de, pratik önerilerini nereden yapıyorlar? Şaşırıyor insan; öyle ki cinsel birleşme pozisyonlarına dek fetvalarını zenginleştiriyorlar. Bu cinsellik mevzu bu âlimleri! niye bu kadar meşgul ediyor, bunlarda ne eksik ne fazla?

Cengiz- Bu insanların bir çoğu meczup, bir çoğu pedofili hastası. Olaya çağdaş psikoloji biliminin verileriyle bakacaksak böyle bakmamız lazım. Kriminoloji bilimi açısından da bu böyle. Mesela üç yaşında küçük bir çocuk insanı tahrik eder, diyen bir adam bütün bilinçaltı ile bütün benliğiyle pedofili hastasıdır. Bu açıkça bir pedofili hastasıdır. Altı yaşındaki kız çocukları ile evlenilir, diye televizyona çıkıp ahkam kesen sahte din adamları pedofili hastasıdır.

Bunlar niye cinselliğe böyle bakıyor? Bunların eğitimi yok, bunlar cinselliği insanın doğal yaşamının bir parçası olarak kabul etmiyorlar. Cinselliği günah kaynağı olarak görüyorlar, insanı cehenneme götüren bir ateş topu olarak görüyorlar. Cinselliği insan yaşamında yemek yemek gibi, hava almak, yürümek, sevmek gibi insanın doğasına ait bir gerçeklik olarak kabul etmiyorlar. İnsanın doğasının bir kaçınılmazlığı olarak cinselliği görmüyorlar. Cinselliği insani görmüyorlar, cinselliği bir şeytanlaşma kaynağı olarak görüyorlar. O yüzden kadınları öldürmelerinin en önemli sebeplerinden birisi de kadınları cinsellik üzerinden, kadının varlığını kadın bedeni üzerinden tarif etmelerinden kaynaklanıyor. Bunlar namusu iki bacak arasına sıkıştırıyor. İnsan olarak görmüyor kadınları bunlar. Kadına şeytan demelerinin nedeni de bu. Kadının günahkar bir cinsellik temsil ettiğine inanıyorlar. Bu günahkar cinselliği insanı cehenneme götüren bir ateş, insanı günaha sürükleyen bir günah kaynağı olarak görüyorlar.

Modern Seksoloji bilimi ve cinsellik tarihi üzerine yazılmış kitaplara şöyle bir baktığımız zaman, bunların sapkın düşünceler, geçmiş ilkel çağların, Ortaçağın, uygarlığın gelişmediği aşamalarında kalmış saplantılı, meczupça düşünceler, hastalıklı ahlak değerleri, Ortaçağdan gelen ve bugün hala devam eden düşünceler… Hatta Sina Akşin’in deyişiyle bugün Anadolu orta çağı yaşıyor. Bu kadar baskın bir güce sahip olan, Anadolu’da bu kadar büyük bir etkisi olan ve tarikat yuvalarında, modern laik eğitimin ulaşamadığı yurt köşelerinde bu alışkanlık, cinsellik = günah = cehenneme giden yol = günahkarlığın sebebi, şeklindeki algı buralarda devam ediyor, yaşıyor.

Bunlar hasta insanlar. Bunları hasta eden o kültür işte. Kültürleri hasta. O hasta kültürü ilahlaştırıyor bunlar. O hasta kültürde ilahi kaynak arıyorlar. Bu kültürün sebebini Allaha havale ediyorlar. Böyle bir şey yok! O Allah kimseye sen sapık ol çocuklara tecavüz et, demez. Böyle bir hayat da yok. Kendi başlarına kurdukları, kendi bilinç altlarındaki hastalıkların sonucunda bu tür pisliklere bulaşıyorlar.

Bunların geçmiş kültürü, o tarikatlardan, o cehalet yuvalarından cahil din adamlarından, geçmişte cahil din alimi diye bilinen o zır cahillerden öğrendikleri saçma sapan, saplantılı, hastalıklı fikirler bunları birer meczup ve sapkın haline getiriyor.

O yüzden pedofili hastası olmuş farkında değil adam. Üç yaşında çocuk insanı tahrik eder, diyen adam pedofili hastası olmuş farkında değil. Bunu bir alimlik olarak görüyor. Pedofili hastalığını bir din alimliği olarak görüyor. Kendinin farkında bile değil.

Naim- Bir gözlemimi aktarayım; çocuklar birbirine şaka yaptığında, ne zaman şaka yapılan o şakayı kaldıramazsa çocukların arasında genellikle kavga çıkıyor. Buradan hareket edince, erkek ve kadın arasındaki tartışmalarda erkek kadına yanıt vermekte yetersiz kalınca şiddete başvuruyor. Dolayısıyla cinsler arasında sorunların çözümünde kadın diyaloğa daha yatkın. Katılır mısın?

Cengiz- Kadın yapı, yaradılış olarak anaç bir yapıya sahip. Kadın sevecen, kalbi sevgi dolu bir insan. Modern tıp araştırmalarında anne sevgisini hiçbir kişi çocuğa veremiyor. Çocuk anneden aldığı sevgiyi dünyada hiç kimseden alamıyor. Kadınların böyle özel yapıları var. Kalpleri, ruhları sevgi üreten varlıklar. Anne sevgisi sevginin en zirvesi. Eş, kardeş, karşı cins sevgisi hiçbir zaman anne sevgisinin yerini alamıyor.

Bu sevgi nasıl anlam bulacak? Kadını insan olarak görürsen. Bunlar kadını insan olarak değil, mülk olarak, eşya olarak görüyorlar. Bu eşya benim değil mi ister kırarım ister kullanırım! Hatta bunu sloganlaştırmışlar: ya benimsin ya kara toprağın! Benim olmayanları ben toprağa gönderirim, öldürürüm diyor. Sapkınlık bu işte. Burada mülkçü mantık var. Kadını bağımsız, sevdiğini tercih edebilecek, ondan başka birini sevebilecek ya da onu sevmeyecek bir insan olarak görmüyor. Sev sevme, benim olacaksın, diyor. Benim olmazsan seni öldürürüm, diyor. Kadının duygusal zekası erkekten daha yüksek. Daha sevecen, daha hoşgörülü, daha esnek bir yapıya sahip. Yaratılış olarak böyle kadınlar; daha yumuşak bir yapıya sahip ve daha yumuşak huylular.

Anadolu’da fıkralarda, hatırla, anneler hep sevgiyle anlatılırken, babalar yer yer bir zorbalık unsuru olarak anlatılır. Karadeniz’de bilinen bir örnek vardır; Karadenizli erkek çocukları askere gidince yazdıkları mektuba önce annelerine hitap ederek başlarlar. Annenin işte böyle sevgiyle anılan bir yanı var. Anne sevecen, alçakgönüllü, esnek, hoşgörülü, tartışmasız sevgi üstünlüğü var annenin. Modern tıbbın bulgusu bu.

Kadını insan olarak görse; seni sevmeyebilir, bir başkasını sevebilir… Bunu düşünmüyor, bir kadının kendisini sevmeyeceğini, bir başkasını sevebileceğini kabul etmiyor. Kadını mülkü olarak görüyor; pantolon gibi, ayakkabı, ceket, saat gibi; onları nasıl kullanıyorsa, kadını da öyle kullanacak, kadını kendisine köle olarak görüyor. Kadında insanlık, dostluk, arkadaşlık eşit bir ilişki beklemiyor. Kadından itaatkarlık, kölelik bekliyor. Kadının hizmet etmesini, cinsel ihtiyaçlarını karşılayacak doyum objesi olmasını istiyor. Kadına hak tanımıyor. Aklını yok varsayıyor. Elindeki iktidarını kadınla paylaşmıyor. İşte ataerkil, feodal, tarıma dayalı ortaçağdan gelen kültür bu. Bugünkü vahşi cinayetlerin en önemli kaynaklarından biri bu kültür.

Naim- Bir toplum kaç ayarsa; kültürü, eğitimi, sporu, edebiyatı, müziği, kadın sorununa yaklaşımı da aşağı yukarı aynı ayarda oluyor. Dünyada kadına şiddet uygulanan ülkeler arasında Müslüman ülkeler başta sıralanıyor. Türkiye’de yılda ortalama 400 kadın erkekler tarafından öldürülüyor. Kadına şiddet bu ülkede yeni değil ancak son on yılda çok artmış durumda. Geleneksel kültürümüzde dayak cennetten çıkma, kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin, türü iğrenç sözler var. İslam’da kadın meselesinde en önemli kriter ise büluğ. Ülkede namus kavramı kadın bedeni ile özdeşleşti. Elbette bir çok şey daha söyleyebiliriz bu konuda. Bugün toplum olarak şu noktaya geldik; bir kadın sokak ortasında öldürülünce gösterilen tepki, bir kadın sokak ortasında öpüştüğünde gösterilen tepkiden daha az! Kadın cinayetlerinde yarısı kadın olan bu toplumun hiç suçu yok mu?

Cengiz- Bu cinayetler toplumun psikolojik yapısından, kültürel normlarından, ahlak diğerlerinden ayrı değil, onun bir parçası, onun bir uzantısı. Potansiyel olarak bu tür cinayet işleme, cinayetleri teşvik, bu tür cinayetleri arzulama toplumun kültürel ve psikolojik yapısı içerisinde var zaten bu unsurlar. Oradan kaynaklanıyor, oradan geliyor bu suçlar. Oradan işleniyor. Kadını insan olarak görüp görmemekle ilgili problemler bunlar.

Örneğin İran’da başörtüsünü çıkardığı için bir kadına ağır ceza verdiler. Sebebi: İslam’ı devrimi tehlikeye atmak. Esas suç ise: fuhuşu teşvik etmek. İran’ın şeriatçı yönetimi, mollarşi kadının başını açmasını fuhuşu teşvik olarak görüyor. Başı açık kadını da fahişe olarak görüyor doğal olarak. Dekolte giymiş kadınları Türkiye’de AKPli bir yetkili de perdesiz eve benzetmişti. Her şeyi çıplak görüyorlar, dekolteyi çıplaklık ve fuhuş olarak suçluyorlar. Modern insan ilişkilerini, flörtü, evlilik öncesi ilişkileri, sevgi bağlarını zina olarak görüyorlar. Kadın sesinden tahrik oluyorlar. Kadının eğitilmesine karşı çıkıyorlar, kadının eğitilmesinin kadını ahlaksızlaştırıcağı, fahişeleştiriceği iddiasında bulunuyorlar. Örneğin Afganistan’da okula giden küçük kızların yüzüne kezzap atıyorlar, günahkar olacak, şeytanlaşacak, fahişe olacak diye. Kafa bu.

Kapitalizmin getirdiği bir hastalık var. Ama ortaçağdan getirilen, bu hastalığa eklenen güçlü bir psikolojik, ahlaki bir yapı, miras da var. Yani böyle bir ahlaki miras, kültürel yapı da, normlar da var. Bunu da görmeliyiz.

Durum Türkiye’de sadece kapitalizmle açıklanacak bir şey değil. Kapitalizm öncesi kültür mirasını da katmak gerekir bu cinayetleri, sapıklıkları açıklamak için. Oradan da çok güç alıyor bu cinayetler. Asıl kaynağı da orası zaten bu kadın cinayetlerinin. Halk da bu. Bunlara ses çıkarmayan halk kesimi de bu kültürün içerisinde.

Naim- Biraz önce konuştuğumuz fetvacı takım ve bu fetvalara meyyal takım cenahında mevcut hukuk kuralları dışında uygulanan, neredeyse cinsel hukuk diyebileceğimiz uygulamalar var.

Örneğin bizim bildiğimiz resmi nikah ve çokça duyduğumuz imam nikahı dışında, eski zamanlarda yaygın olan; muta, makt, sığar, istibda, grup evlenmesi, bedel, hıdn ve muvakkat nikahları var ki insanın ağzını açık bırakıyor. Bunların derdi ne ki bu doğal faaliyet alanını mühendis titizliğiyle düzenlemişler eskiden beri?

Cengiz- Bu nikah türleri İlhan Arsel’in kitabında detaylıca var. Bu konuda bir önerim var: Rıza Zelyut’un Tarikat Kıskacındaki Türkiye kitabının “Tarikatlarda oğlancılık ve ensest ilişkileri” bölümüne baksın merak edenler, bu bahsettiğin konunun ciddi cevabı bu bölümde var. Bunlar cinselliği hastalıkla ele alıyorlar. Günahla, cehennemle ilgili bir sorun olarak ele alıyorlar. Cinselliği suç olarak görüyorlar.

Poligami, oğlancılık, ensest övgüleri… Bir ilahiyatçı söylüyor: İnsan halasının kızı ile evleniyor da halasıyla niye evlenemiyor? Norveç’te ensest ilişkiler çok yaygın, normal de Türkiye’de niye normal olmuyor? diyor.

Gordon Childe’in Kendini Yaratan İnsan kitabına baktığımız zaman; ensest insanın ilkelliğinin ürünü. Bu ensest ilişkiler; kızıyla yatmak, birinci derece akraba ile yatmak şeklindeki ensest ilişkiler insanın insanla hayvan arasındaki arafta olduğu bir dönemin kalıntıları. İnsan insanlaşarak, bu sapkınlıkların sapkınlık olduğunu görerek, bundan vazgeçerek, başka bir uygarlık aşamasına geçmiştir. Bunlar hala buradalar. İnsan kendini yarattıkça, medenileştikçe, yeni değerler, sosyal ilişkiler, bakış açıları, normlar ortaya koydukça bu tür sapkınlıklardan, hastalıklı duygulardan, bu tür hastalıklı geçmişten, geleneklerden kurtularak başka bir aşamaya geçmiştir.

Türkiye’deki şeriatçılar bu ilkel dönemin hastalıklarından kurtulamamışlardır. Oğlancılık, ensest ilk çağ toplumlarının kültürel kalıntıları, kültürel normlarıdır. Bu şeriatçılar hala orada kalmışlardır. Bunlar çağdaşlaşmamışlar, medeniyet dışında kalmışlar. Ondan dolayı bu tür yaklaşımlarını devam ettiriyorlar.

Naim- Malum kesimin elitleri içinde sapkınlığın da geliştiğini -pek yazılmasa da-duyduğumuz örneklerden kestirebiliyoruz. Örneğin Başakşehir bu kesimin zina gettosu epeydir. Öte yandan özellikle belirli otelleri kendi içlerinde yaptıkları swinger partilerinin mekanı olarak kullanmayı da öğrenmişler.

Tabii bunun sonucunda psikiyatrların mümin hasta sayılarında artış oluyor haliyle. Bir de klasik bayi toplantıları aşılıp, yaşlı Amerikalıların sübyan turizmi için Uzakdoğu seferlerine çıkmaları gibi bu kesim içinden de özellikle Müslüman ülkelere bu amaçla seferler düzenlenmesi… Sorsan hepsi eski Roma İmparatoru Caligula’yı lanetler de bu rezillikleri az mı, bu kadar soysuzlaşma nasıl olabiliyor?

Cengiz- Konuştuğumuz hastalıklı yapı devam ediyor. Türkiye’de Atatürk ve öncesinde Jön Türkler dönemlerinde; medenileşelim, medeni bir aile yapısı oluşsun, kadın-erkek ilişkileri eşitlensin, kadın-erkek aynı haklara sahip olsun, diye Türkiye’de mücadele edilmiş. Birçok ülkeden önce Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiş. Bu bir ilerlemeydi.

Fakat Türkiye’de Cumhuriyette modernleşme henüz kesin zaferini ilan etmiş durumda değil. Hala Osmanlı’dan miras alınan yapı Anadolu’da büyük ölçüde varlığını sürdürüyor. Buna Sina Akşin’in Anadolu’da ortaçağ hala devam ediyor, demesi ve Asaf Savaş Akat’ın Alternatif Büyüme Stratejisi kitabında Osmanlı Anadolu’da hala yaşıyor diye değerlendirmelerde bulunmaları bu konularla ilgili birer yaklaşım örnekleri.

Bunlar poligamiyi, ensesti, oğlancılığı devam ettiriyorlar. Bunlar eski toplumda bulunan, medeni toplumlarda olmaması gereken şeyler…

Bu konuda muhafazakar çevreden bir kadının, Sevda Türk’üsev’in yazdığı bir kitap var: Muhafazakar Çapkınlar. Bunlar poligami yaşıyorlar. Bunların bir nikahlı karısı evde var, bir tane de dışarıda var. Bunlar dindar-muhafazakar erkekler. Siyasal İslamcı bunların çoğu. Tarikat mensubu çoğu işadamı bunların. Evdeki normal, örtülü karısıyla normal, sınırlı cinsellik yaşıyorlar, nikah dışındaki diğer eşleriyle, beraber yaşadığı kadınlarla bir tür pornografi yaşıyorlar. Bu konuda daha fazla teferruat için Muhafazaker Çapkınlar kitabına bakılabilir.

Naim- Türkiye’de kadınların mülkiyet sahipliği oranı %35, kadınların istihdam oranı %28. Kadın katliamları aynı zamanda insan hakları sorunu ve cinsiyet savaşı bir nevi. Son zamanlarda nafakanın kaldırılması girişimlerine iktidarın göz kırpması ve genel olarak iktidarın muhafazakar politika ve söylemleri erkekleri daha cüretkar yaparak ülkeyi bir nevi kadın mezbahasına döndürmedi mi?

Cengiz- Aynen dediğin gibi oldu. Emre Kongar, Cumhuriyet gazetesinde birkaç gündür bu konuyu işliyor. Kadın cinayetlerinin kültürel temellerini analiz ediyor. Türkiye kadın mezbahasına döndü ve bir de sapıklarevine, delilerevine döndü. Delilik sapıklık, cinayet, vahşet; hepsi iç içe gelişiyor, birbirinden ayrı değil, hepsi birlikte gelişiyor. Hepsinin etkisi de giderek artış gösteriyor.

Erkeklerin kalkıp Mağdur Boşanmış Babalar Derneği kurması kadını insan olarak görmemelerinden kaynaklanıyor. Hak tanımıyorlar kadına. Çocuk senin sen bakacaksın! Kadın köle ya… Derneğin başkanı tivit atmıştı Emine Bulut cinayetini işleyen pisikopat katil için: aslan parçası yüreğim buz gibi oldu, diyor. Adam kadının öldürülmesini, kadın cinayetlerini bir aslanın kükremesi olarak görüyor. Bu sapık, cahil zihniyet kadınların öldürülmesini erkeğin coşkusu olarak görüyor. Alkışlıyorlar bu cinayetleri. Burada iktidarın erkek dilini ve ataerkil söylemlerini unutmamalıyız. Bunlar yol açıcı ve cesaret verici oluyor katillere, sapıklara.

Naim- Ülkede kırsalda hayvana, bostana musallat olan sapkınları duyuyoruz da anlayamadığım şu; kurslarda, vakıflarda çocuklara cinsel saldırı, bademleme, oğlancılık, sübyancılık gibi sapkınlıklara çocukları maruz kalan ailelerden genellikle ses çıkmıyor. Bu anlaşılacak bir durum değil. Bu rezilliğe karşı en azından aileler ses çıkarmayacaksa, neye karşı çıkaracaklar?

Ayrıca söylemeden edemeyeceğim; olura olmaza bomba patlatanlar, basın açıklamalarında kelimelerle bu rezillikleri, rezilleri tel’in edenlerin elinden gelen bu mu? Sapıklıkların doğusu batısı yok üstelik.

Neredeyse çocuklardan başlayıp toplumu sıraya dizdiler din maskeleriyle. Daha radikal tepkilere, örgütlenmelere gidilmesi gerekmez mi ülkede yargı aksesuar olmuşken?

Cengiz- Bu sorun, Türkiye’de sadece kadın sorunu değil, bu sorun aynı zamanda çocuk hakları ile ilgili bir şey, eğitimle ilgili aynı zamanda. Bak dikkat et çocuğu tecavüze uğramış aileler niye tepki göstermiyor? Örneğin Ümraniye’de Fıkıh-Der’e bağlı kaçak bir Kur’an kursunda 20’den fazla çocuk Kur’an öğreticisi hoca tarafından tecavüze uğradı. Basın günlerce bunu yazdı. Hala tepki yok. Tarikat şeyhlerinin, şıhlarının tecavüzüne uğrayan çocukların ailelerinden ses çıkmıyor. Bunu şeyhin kerameti olarak yorumluyorlar, yani bu tecavüzde bir keramet var diyorlar, şeyhin cinleri, şeyhin kerameti o kadar güçlü ki bu konuda ağzını açanı yok eder, diyorlar.

Şeyhe doğa üstü kişilik özelliği yüklüyorlar ve bu sapıklığı keramet olarak açıklıyorlar. Örneğin Badeci Şeyhin Odası kitabında Badeci Şeyh; karısını, kocasını, o kadının- erkeğin çoluğunu çocuğunu, akrabalarını kandırarak tecavüz ediyor ve kendi penisinden akan meniyi ilahi bir sıvı olarak kabul ettiriyor bu insanlara. Bunlar mahkeme tutanakları olarak kitapta yer alıyor. İşte bunlar böyle bir sapkınlık içerisinde alabildiğine cahiller, sapkınlar, eğitimsizler. Hala tarikat şeyhinde, o sapkın din adamlarında keramet görüyorlar. Bir mucize adam olarak görüyorlar bu sapkınları. Müritleri şeyhin cinsel organını Nur Çeşmesi olarak görüyorlar.

Burada sorun sadece kadının eğitim sorunu değil. Esas problem kültürel sorun. Bu kültür bu şekilde devam ettiği sürece, çağdaş yaşama kültürü, çağdaş insanlık kültürü bu ülkede boy verip filizlenmediği sürece, topluma yerleşmediği, normları toplumda ortak olmadığı sürece bu tür sapkınlıklara değişik derecelerde azalarak veya çoğalarak her zaman tanık olacağız.

Bu sapkınlıklardan kurtulmak, bunları iyice etkisizleştirmek toplumun çok zamanını alacak, bu mücadele uzun sürecek. Bunlar bir şekilde yolunu bulup yine tecavüz edecekler. Koyuna, tavuğa, eşeğe, ineğe, çocuklara, kadınlara tecavüz edecekler. Çünkü bunun kültürel temeli var. Psikolojik temeli var. Geçmişten devralınan bir miras var. Ondan kaynaklanıyor bunlar.

Sosyoloji, sosyal psikoloji, psikiyatri, kriminoloji, siyaset bilimi alanlarından bu konularla ilgili değişik biçimlerde analizler yansıyor. Burada iş gelip kültürel yapıya dayanıyor. Yani toplumda çok ciddi bir kültür sorunu var. Solun geçmişte en büyük hatalarından biri de kültür sorununu ihmal etmesiydi. Sosyalizmin, modernleşmenin, çağdaşlaşmanın temelde bir kültür sorunu olduğunu akıl edemedi sol. Bu, temelde bir iktidar sorunu değil. Bu, temelde bir kültür sorunu.

Kültür demek; ahlak demektir, kültür demek psikoloji ve norm demektir. Bütün bunların olması için önce kültür olması gerekiyor. Tüm bunlar kültürün içinde var olup gelişecek şeyler. Sol bunu kavrayamadı. Kültürel değişim dinamiğini sol anlamadı. Toplumda çağdaş yaşamın, uygarlığın yaşam kültürünü, uygarlığın çağdaş yaşama normlarını ortaya koyup açık ikna edici biçimde halka gösteremediği için bu tür sapkınlıklar daha fazla kendini gösteriyor.

Burada sorun şu: sadece siyasal, ekonomik, ideolojik mücadele değil, bu kültürel değişimin gerçekleşmesi için aynı zamanda yapılması gereken kültürel mücadeledir. Ne Yapmalı’daki Lenin’in formülünün yetersizliği bugün açığa çıktı. Yani ekonomik, demokratik, ideolojik, politik mücadele formülasyonunun yetersiz olduğu ortaya çıktı. Bugün esas sorun, kültürel temele geldi. Dolayısıyla o üçlü ideolojik-ekonomik-politik mücadelenin yanına ek olarak kültürel mücadeleyi de katmak gerekir. Kapitalizmin karanlığını başka türlü yok etmek, kapitalizmin içerisindeki pislikleri başka türlü temizlemek, insana ait yeni bir kültürü, yeni bir kadın-erkek kültürünü ortaya koyup geliştirmek ancak bu şekilde mümkün.

9.9.2019

Çanakkale


Umut Diyalogları 1-8:
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-2-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-3-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-4-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-5-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-6-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-7-cengiz-turudu-naim-kandemir/
https://avrupaforum1.org/umut-diyaloglari-8-cengiz-turudu-naim-kandemir/

Tags: ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑