Yazarlar

Published on Temmuz 31st, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

Unuttuklarımız – Erdal Boyoğlu

Unutturulmak istenenler ve unuttuklarımız o kadar çok ki, insan kendisiyle başbaşa kaldığında vicdani ve insani kavramları biriktiyor yüreğinde. Bilmek, öğrenmek ve sorgulamak kavramları arasındaki ilişkiyi insan bilgisi ve bilinci olarak kavramlaştırdığında, insan olmanın farklılığını yaşatır.Onun için unutulmasınlar diye yüreğimizi kurutmayalım.

General Mustafa Muğlalı Olayı ve 33 Kurşun


3.Ordu Komutanı Mustafa Muğlalı, Doğu’ya asayışı sağlama adı altında görevlendirilmiş bir Genareldir.. Bu atama İsmet İnönü’ün tek şef ve tek partili iktidarı zamanında gelişmiştir.
Polis Vazife ve selahiyet kanununun 18. Maddesi gereğince Van’ın Özalp ilçesinin Arapsorik ve Milanengiz köylerinden Milan ve Memikan aşiretlerine bağlı 33 Kürt köylüsü gözaltına alınmıştır.( Gözaltı gerekçesi sınırda meydana gelen kaçakcılık olayından dolayı) suçları sınırı izinsiz geçerek hayvan ticareti yapmaktır. (Uludere katliamında ölen 34 kürt köylüsü de sınırı geçerek hayvan ticareti yapıyorlardı. )
30.Temmuz 1943’de Van’ın İran sınırına yakın bir yer olan Çilli mevkii Korkut deresinde,“ kaçakcıların geçit yerlerini gösterme“ bahanesiyle 33 Kürt köylüsünün elleri, kolları bağlı bir şekilde götürülerek kurşuna dizildiği yerdir
Kurşuna dizilenlerin üzerleri aranarak para, saat, yüzük vb eşyaları alınarak ganimet olarak askerlere dağıtılıyor. Kurşuna dizilenler arasında yaralı kurtulan İbrahim Özay İran’a kaçarak bu durumu akrabalarına bildirir.(Milan Aşireti Reisi Mehmedi Misto İran’da oturmaktadır)
Akrabaları çeşitli dilekçelerle durumu T.C’nin resmi kurumlarına bildermesine rağmen herhangi bir sonuç çıkmamıştır. Yaralı kurtulan İbrahim Özay’da 7 ay sonra akrabalarının yanında ölür. (33 Kurşun şiiri bu bölgede yaşanılan vahşeti teşhir etmek için Ahmet Arif tarafından yazıldı.)

Orgeneral Mustafa Muğlalı ise Genelkurmay Başkanlığı’na raporunu şöyle yazmaktadır:
“Özalp mıntıkasındaki teftişimde, Özalp mıntıkasını çok iyi tanıyan ve İran topraklarında akrabaları olup sık sık memleketimiz içinde çapulculuk yapan aşiretler hakkında çok iyi bilgi sahibi oldukları anlaşılan kişilerin çeşitli gruplar halinde hudut mıntıkasına götürülerek esaslı bilgi alınması ve İran hududunun gizli ve çapulcuların görünmeden hududumuza girmelerine elverişli yolların öğrenilmesini ve bu mıntıkada öteden beri meydana gelen çapulculuk olaylarının önlenmesi bakımından çok faydalı buldum. Emir üzerine subay komutasında çeşitli gruplar halinde hudut mıntıkasına sevkedilen 32 kişi Çilli Gediği mıntıkasına götürülmekteyken hududumuz dışında gruplar üzerine ani olarak açılan ateşle beraber bir kısmı korunmalarına memur edilen süvarilerin hayvanlarını almaya ve diğer bir kısmı da hududu geçerek kaçmaya teşebbüs etmişlerse de derhal silah kullanmak zorunda olan muhafızlarla, hududun dışından açılan ateş arasında kalan ve kısmen hududun dışına çıkmayı başaran kişilerin çarpışma sonucunda firarlarına meydan verilmeden tamamen imha edildiklerinin tahmin edildiği; çarpışma gruplarının birine komuta eden subayın elinden yaralandığını ve grupların görevlerini çok iyi bir surette yaptıklarını Van Mıntıka Komutanlığı’nın bilgilerine atfen arz ederim.” Oysa, TBMM Komisyonunun raporunda olay şöyle özetlenir: “30 Temmuz 1943 Cuma günü sabahleyin nezarette bulunan 30 sivil ve iki asker dışarı çıkarılmış elleri arkalarına ve kişiler birbirlerine iplerle bağlanmak suretiyle adı geçen iki teğmenin komutasındaki takımın önüne; katılarak Çilli Gediği yönünde sevkedilmişlerdir. Kürd köylüleri, Çilli Gediğine geldiğinde, iki teğmen emirlerindeki mangalara ateş emrini vermişler erler piyade tüfekleri ve hafif makinalı tüfeklerle 32 kürt köylüsü yaylım ateşi altına katletledildi.
Devlet, her zaman yaptığı gibi kaçarken vuruldukları yolunda tutanak düzenler.

Kuzey-Batı bölgesine sürekli baskı yapılarak, açılan okullarda zorunlu Türkçe öğretilerek Kürdlerin ana dilleri yasaklanmıştır. Kürd köylüsünün üzerinde Jandarmanın dipçiği hiç bir zaman eksik olmadı. İşte böyle bir olaydır 33 kurşun ve Mustafa Muğlalı olayı.
Bu olay hakkında meçliste soru önergeleri verilir. 1946’da DP milletvekilliği kazanan Diyarbalıklı Dr. Yusuf Azizoglu, Mustafa Ekinci ve Mustafa Remzi Bucak soru önergesi veriyorlar. Soruşturma komisyonlarında bu konunun peşinde olan bu üç kürd milletvekili olmuştu. CHP hükümeti verilen bu soru önergeleri olayını hasır altı ederek 1943-1949 yılları arasında hiç bir işlem yapılmaz. 1950 yılında DP’nin iktidar olmasıyla birlikte soruşturma açılır. Orgeneral Mustafa Muğlalı hakkında önce idam cezası verilir, daha sonra 20 yıl ağır hapis cezasına çarptırılır. 11 Aralık 1951 yılında Mustafa Muğlalı hapisteyken kalp krızi sonucu ölür. Olayla igili diğer sanıklar da afla birlikte serbest bırakılır.(DP’nin bu olayı soru önergeleriyle sıkıştırması, 1-CHP’ye karşı muhalefet olmak için 2- seçimlerde Kürd bölgelerinde oy avcılığı ile birlikte siyasal olarak da etki kurmak içindir.)

“Hayat Ruh, İşçiye Menderes Mana Verir, “Varlığımızı Sana Borcluyuz.” “Yeter Söz Milletindir” DP’nin siyasal sloganlarıydı. DP yaptığı politikalarla emperyalist haydutların jandarmalığını üstlendi. DP iktidara geldikten sonra ABD ile yaptığı askeri antlaşmalar bunun göstergesidir.
Buna bağlı olarak kürd sorununa karşı hiç bir açılımı olmadı. zaten öyle bir sorunuda yoktu. Asıl sorun politik ilişkilerin temel kaynağının devlet politakasından kaynaklı emek sermaye çelişkisi üzerinedir. Partiler arasında mutlaka bazı nüans farklılıklar vardır. ama temel sorun egemen güç politikasıdır. o zamanın CHP’side, DP’side aynı kulvarda ezilen halklar üzerindeki egemenlik ilişkisidir. Birbirinden farkı olmayan devlet politikasıdır. devletin iki politik faliyettir.

Emek düşmanı,ırkçı-milliyetçi-sağcı Süleyman Demirel’in 1991 yılında sık sık bahsettiği Mustafa Muğlalı olayı budur. Demirel’in yaptığı siyasal propaganda Kürtler’e karşı girişilen katliamlara destek ve moral vermek için Mustafa Muğlalı olayı yaşanmayacaktır diye demeçler verdi. Tescilli emek düşmanı Demirel, Devlet böylesi bir hataya kolay kolay düşmez onun için güvenlik kuvvetlerine yüreğinizi serin tutun ve de cesaretli olun demecini verdi.  Mustafa Muğlanın heykelini Ankara Genel Kurmay binasının bahçesine diktirdi.
Demirel için eşitlik kavramı, birinci sınıf olma ve ayrımız gayrımız anlayışı inkar ve asimilasyondur.
Aslında konu içinde sıkca bahsettiğim gibi sömürgeciliği gizleyen kavram ırkçılıkdır. Irkçılığı gizleyen kavram da eşitlik teranesidir.
Kürd sorunun da çözüm dün neyse bugün de yeni Türkiye’nin projesinde; kürd şehirlerinin yerle bir edilmesinde aranmaktadır. 1993’de o dönemin Başbakanın ağzından çıkanlar. „Güvenlik birimleri terörle mücadele konusunda son on yılın rekorunu kırdı. Terörle mücadele ederken şehit olan bir güvenlik görevlisi karşılığında 7 terörist öldürülüyordu. Bu rakam geçen hafta bir güvenlik görevlisine karşılık, 22 teröriste çıktı. Son on yılın rekoru kırıldı.“ Hürriyet 3 Ekim 1993.
1990 yıllarda kürtlere reva görülen vahşet ne ise bugün AKP iktidarı aynı yöntemleri sürdürmeye devam etmektedir.
Cizre vahşetinde öldürülen yaşlı kadının ceseti evinin önünde günlerce bekletildi. Evlerin bodrum katlarında kürd çocukları aç susuz kaldı. Evler tank mermileriyle yıkıldı. 10 gündür Nusaybin halkına barbarca zulüm yapılmaktadır. Kadınlara işkence ve tecavüz edildi. Öldürülen kürd köylüsünün başında kurt işaretli pozlar verildi.
Her gün öldürülen “bölücü” sayısıyla çözüm bekleyenler,rekor insan öldürme mantığı ile övünüyorlar. Kürd sorunun çözümünü, rekor ölümlerde aranmaktadır. Kürd şehirlerinde vahşet var. Türk milliyetçileri ve şeriatçı dinciler sevinç çığlıkları atıyor. Peki bu insanların yakınları, akrabaları ailesi ne olacak; onlar bu katliamları destekleyebilir mi? Her gün öldürülen Kürd insanın ailesi ve çevresi ne düşünecektir. Öldürerek ve baskı altında tuturak sindirilmek istenen Kürd halkına karşı yapılan zulüme kimlerin sessiz kaldığı ortadadır.

Barış içinde birarada yaşamanın önüne engel olmak isteyenler; egemen güçler ve onun yedeğinde olan milliyetçiler ve dincilerdir.

AKP iktidarı, Özalp merkez kışlasının adını bir kararname ile MUSTAFA MUĞLALI KIŞLASI olarak değiştirdi.

*1951. Van’ın Özalp ilçesinde 33 yurttaş sorgulanmadan kurşuna dizilmişti. 23 Şubat 1951 de yapılan duruşmada Orgeneral Mustafa Muğlalı insanların kurşuna dizilme emrini bizzat verdiğini söyledi.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑