fbpx

Yazarlar

Published on Temmuz 19th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Uzun süreden sonra Yalçın Küçük ve siyasette etik – Sinan Öztürk

Yalçın Küçük’ü dinlemeyeli ve okumayalı çok oldu. Youtube’da gezinirken eski konuşmalarına denk geldim. Biri 2009 diğeri de 2017 yıllarına aitti. Şu anda ne haldedir pek bilgim yok. Ancak konuşmaların arasında sekiz yıl olmasına karşın Yalçın Küçük’te gördüklerim değişmemişti. Özellikle seksenlerde ve doksanlarda yazdıklarıyla Türkiye’de en çok okunan insanlardan biriydi. Çok ses getiriyordu. Bunun bir nedeni de polemikleri sevmesiydi. Radikal yazılarıydı. Özellikle seksenlerin ikliminde okunmaya değer çalışmaları vardı. O yıllarda büyük bir boşluğu doldurmuştu.

Sonra Avrupa’ya geldi. Yaklaşık beş yıl Paris’te yaşadı. çeşitli vesilelerle Cumhuriyet`in kuruluşunun 75. yıldönümünde protesto olarak Türkiye`ye döneceğinden sözediyordu Profesör Yalçın Küçük. Profesör Yalçın Küçük verdiği sözü tuttu ve Türkiye`ye döndü. Buraya kadar her şey normal. Ardından Türkiye’de bir süre cezaevinde kaldı. Daha sonra ekranların eksilmez konuklarından biri olarak hayatına devam etti. Ama bu sefer akşam sabah küfrettiği Kemalizm’le barışmış olarak geri döndü.

Avrupa yıllarında Yalçın Küçük

Avrupa`da kaldığı süre içerisinde kendisiyle birkaç kez karşılaşma olanağım oldu. Bu karşılaşmalar genelde paneller ve festivallerde olmuştur. Ateşli konuşmalarıyla, Kürtlerle beraberse „Türk Solu“ na açık saldırılarıyla, gazetelerdeki yazıları, MED TV`de katıldığı programlarıyla, ani ve farklı çıkışlarıyla zaman zaman sesini duyururken ilgi de çekiyordu. Yazıları, kimlere saldıracağı ve küfür edeceği merakıyla okunuyordu daha çok. Yazılarında açtığı kendine özgü o meşhur ve kapanmak bilmeyen parantezlerinden daha çok, yazıların arka planını besleyen saldırı edebiyatının magazinleşen kısımları ilgi çekiyordu nedense.

Sivas olaylarının ardından yazdığı bir yazıda işi o kadar ileriye götürüyordu ki, Aziz Nesin`in, kendisine hırsız dediğini hatırlatıyordu okurlara. Okuyucuya adeta ahlak dersi vermeye kalkarak tercihini sen yap demeye götürüyordu işi. ÖDP kurulduğu günlerde „ÖDP, solun Sevr Antlaşması`dır“ başlığıyla yazdığı yazıda fütursuzca saldırılarda bulunmuştur. (Özgür Politika, 18 Şubat 96) ÖDP`yi ilk iki harfinin yaptığı çağrışımdan da yola çıkarak bir ‘ödlekler girişimi’ olarak, ÖDP`yi kuranlardan önde gelenlerini de birer ‘Damat Ferit’ olarak adlandırmıştır.  (İsmen şöyle verilmiş: Ertuğrul Kürkçü, Gençay Gürsoy, İlkay Demir, Oğuzhan Müftüoğlu, Sadun Aren ve diğerleri) ve takiben, “Bu, sahiden bir Damat Ferit mangası ve partisidir” tesbitinden sonra yazı devam etmektedir.

Kendi duruşunu başkalarına saldırmak ilkesi üzerine kurmuş olan Profesör Yalçın Küçük, bu oyundan hoşlanıldığı sürece perdelerini bıkmadan yılmadan her gece izleyicilerine açtı. Bazen sesinin yetmediği yerlerde mimik hareketleriyle insanları coşturuyordu. Örneğin yine bir programda, playback yaparak izleyicilerin üzerinde o dayanılmaz karizmasının da etkisiyle salonu inletiyordu. Zaten yeterince cezası olduğunu, bu yüzden salonda atılacak sloganlara kendisinin sesli olarak katılamayacağını söylüyordu. Ağız hareketiyle çok bilinen iki üç sloganı Kürtçe olarak söylüyordu. Ses vermiyor, playback yapıyordu. Ama sloganlar çok iyi bilindiği için salon sesli olarak katılıyordu. Bu Profesör Yalçın Küçük`ü gördüğüm son geceydi.

Bir ara yazdığı sütunda çalışmalarının yoğunluğundan dolayı yazılarına bir süre ara vereceği yazısı çıktı. Böylesi belirtmeler gazetede sık sık karşılaşılan bir durumdu. Profesör Yalçın Küçük`ün o gazetede bir başka yazısıyla karşılaşmadım daha sonra.

Yazıları önceleri Profesör-süz yayınlanan Yalçın Küçük birdenbire bu akademik ünvanla yazılarını yazmaya başladı. Gazete okurları olarak bu ünvanın birdenbire adının önüne getirilmesini Küçük`ün tiye alınmasına yorduk. Akademik kariyeri olan ve o gazetede yazı yazan bir çok insan vardı. Ama sadece Küçük`ün ünvanı belirtiliyordu nedense. İzlediğim programlarda profesörlüğünün üzerine sık sık vurgu yapıyordu. Soyadının Küçük olduğuna bakıp insanların yanılmamaları gerektiğini her fırsatta üzerine basarak hatırlatıyordu izleyicilere. Birikimli bir insandı Profesör Yalçın Küçük. Bu konuda itirazı olan fazla insanla karşılaşmadım. Ama birikimli olmak, bir duruş sahibi olma yeteneğini vermiyordu insana.  Çoğu zaman ayrıntılar arasında kaybolup giderken bir rüya aleminde yaşar gibiydi. Bizse kendi aramızda, çoğu zaman bu oyunun bir gün biteceğini biliyorduk. Ve bu oyun günün birinde bitti. Profesör Yalçın Küçük sözünü tuttu ve Türkiye`ye döndü.

Dönmek!

Profesör Yalçın Küçük`ün yurda dönüşü önemli bir infial yaratmadı buralarda. Arkasından da fazla birşey yazılıp söylenmedi. Sadece buradayken yazıyor olduğu gazetede dönüşüyle ilgili birkaç yorum çıktı. Yurda girişinde tutuklanıp cezaevine götürülen Küçük`ün haberinin yer aldığı arka sayfada bir de “tepkiler” bölümü vardı. Bazı insanlar tepkilerini dile getirmişlerdi. Tepkilerin Küçük`ün tutuklanmasına yönelik olacağını düşünürken, hayrete düştüm. Çünkü çalıştığı gazetenin yazarlarının görüşleri Küçük`ün Türk solcularına (!) isnat ettiği olumsuz görüşlerin bir bütünüydü. Çok önemli bulduğum bu görüşleri şimdi size virgülüne dokunmadan aktarıyorum:

“Küçük, devletin Kürt cephesindeki kulağıydı”

PKDĞ Başkanı Yaşar Kaya: Prof. Yalçın Küçük Avrupa`ya görevli olarak gelmişti. Bence görevini tamamladı. Yurtdışına çıkmadan evvel profesörlük payesini almıştı. Yalçın Küçük`ün Türk solu içinde bir yeri yoktu. Kürt Ulusal hareketi olmasaydı o da isimsizler arasına karışıp gidecekti. Kürt Ulusal Hareketi`ne dayanarak biraz kendi adını yaşattı. Dönmesi normaldir. Bunların hepsi Cumhuriyetin çocuklarıdır. Ben daha önce kendisi hakkında yazmıştım. İnşallah devletin Kürt cephesindeki kulağı ihtimali ortadan kalkar ben de bu konuda yanılmış olurum.

‘Şovenizmin kabardığı günde gitti anlamlıdır’

PKDĞ üyesi Y. Serhat Bucak: Küçük, aslında sol kemalist bir aydındır. Zaten Suriye-Türkiye krizinde rol oynayan Şam Büyükelçisi Cem Duatepe, Yalçın Küçük`ün bacanağıdır. Krizde Küçük`ün de bilgisi vardı. Özgür Politika`da ve MED-TV`de Türk Ordusu içinde ilerici bir kesimin olduğunu söyleyip ordunun bir restorasyona uğrayacağını belirtiyor ve bunun Kürt sorununu çözeceğini söylüyordu. Aslında bununla Kürt halkının beynini dumura uğratıyordu. Küçük`ü iyi tanımak lazım.

Hayırlı olsun sevdiklerine kavuşsun, şovenizmin doruğa çıktığı bir anda Türkiye`ye gidişi anlamlıdır. Hep birlikte izleyeceğiz.

Komediyle bitti’

Cemil Gündoğan (Yazar-Analist): 1990`ların dünyasında Doğan Avcıoğlu olmaya özendi ki hüsranla bitmişti; Küçük`ünkine ise sadece acınabilir. Bu kadar birikimi olan bir insanın yıllar sonra tekrar orduya ilişkin ümitlere kapılması, bir sol cuntayı beklemesi ve bu sol cuntanın yönetimi işte kendisi gibi akıldanelere terkedeceğini hayal etti. Ki bu şahıs bir buçuk yıl boyunca bunu yaptı. 28 Şubat kararlarının ertesinde Çevik Bir`in genelkurmay başkanı olmayacağının açıklandığı döneme kadar bu pozisyonda bulundu. Avcıoğlu`nun trajediyle bitmişti, bununki sadece komediyle.    

Bu olayın ardından yapılan değerlendirmeleri Profesör Yalçın Küçük`ün hak edip etmediğinden öte, olayın etik yanı beni çok ilgilendirdi. Örneğin Y. Kaya`nın “Avrupa`ya görevli gelmişti”  biçimindeki yargısı hiç açık değil. Kim görevlendirmiş Küçük`ü? Devlet mi, Türk solu mu yoksa Kürtler mi? Aynı zamanda yine Y. Kaya`nın bunların hepsi Cumhuriyet‘in çocuklarıdır derken bunlarla kimi kastediyor? Bunu biliyorduysa-lar neden onu parlattılar, ekranların, panellerin, festivallerin „yıldızı“ haline getirmişlerdi?

Serhat Bucak, Küçük`ün bacanağından sözederken, Sedat Bucak`ın kendi yakın akrabası olduğunu unutuveriyordu. Akraba olmaları Serhat Bucak`ın adına bir olumsuzluk taşımadığı gibi Küçük içinde durum öyle olabilme özgürlüğüne sahip olabilmelidir.

Ama C. Gündoğan „Küçük`ünküne sadece acınabilir“ derken son noktayı koyuyor. İyi de Profesör Yalçın Küçük uzaydan gelmiş bir insan mıydı? Onun yakışıksız saldırıları karşısında susan insanlar ona şimdi nasıl acıyabilirlerdi? Ama Küçük trajedisi hepimize bir ders olmalı. Kürt sorununa ilgi duymak, Kürtlerle dayanışma içerisine girmek, barışı, ortak yaşamayı, dayanışmayı istemek ve o uğurda mücadele etmek, başkalarına saldırmakla, kendi duruşunu başkalarına teslim etmekle, ve bu tavırların tesciliyle olmamalı. İnsan kendi çizgisini koruyarak da Kürt sorununa ilgi duyabilir, ki bunu yapan insanlarda var ve Küçük`ün yazdığı gazetede yazıları yayınlanıyordu bu insanların, MED-TV´de de söz hakkı bulabiliyorlardı. Bu insanlar inanıyorum ki Küçük`ün durumuna düşmeyeceklerdir. O insanların arkasından da kimse yukarıdaki beyanları vermeyecektir. Velev ki Küçük gibi davranılsa bile bu tür değerlendirmeler büyük bir samimiyetsizliğin göstergesidirler. Yukarıdaki beyanlar bütün süreç düşünüldüğünde traji ve komedinin bir arada oluşunu sergiliyor ve gerçekten traji-komik beyanlara dönüşüyorlar. Ve sahibini de traji-komedileştiriyor.

Yeni Yalçın Küçük

Son yıllarda yazdıklarından çok ekranlardaki ezber bozan hareketleri Küçük’ü birden popüleştirdi. Sahneye kitap fırlatmalar, kendi kendine ayağa kalkıp oturması, el çırpması, kendisini bir deha olarak görmesi, zihin bulanıklığı, omurga değişimi, narsist yapısıyla bir yaşamın finaline bana göre hiç de iyi gelmedi. Ekranlardaki sansasyonel hareketleri izlenmesini daha da artırıyordu. Bu duruma aslında bir insan olarak üzülüyordum. Kendisi belki de artık ne yaptığnı farkında değildi ve insanlar onu pohpohlayarak gaza getirip aslında bir bilim adamından maymun yaratıyorlardı.

2009’da Şamil Tayar‘la 32.Gün’de yaptığı programda devletin kendisine görev vererek Öcalan’a yapılması planan süikastı engellediğiyle çok böbürleniyordu.

Küçük, Perinçek ve Öcalan ziyaretleri

Burada sorulması gereken başka bir sorunun da şu olduğunu düşünüyorum: Bu ziyaretler ve ardından üretilen videolar, yazılar, kitaplar sadece sahiplerini mi bağlamalı? Öcalan tüm bunların neresindeydi? Her zaman ki kolay cevap mı verilmeliydi? Yani, „Biliyorduk ve biz de onları kullandık!“  Hepsi bu mudur? Ya da Öcalan’da mı aldatılanlar arasındaydı? Ben böyle olmadığını düşünenlerdenim.

Yıllar önce olmuş bitmiş bir konunun kime ne faydası var, diye sorulabilir. Burada üzerinde durduğum esasında „etik“tir. Küçük’ün Avrupa’dan dönüşünden sonra hemen ardından yazılanlar bana göre ibretliktir. Samimiyetsizliktir. Ama siyasetle etik genel olarak pek de yan yana duran iki kavram değil.

Belki de tüm bunlar benim kendi özelimde aktif siyasetten yıllardır uzak durmamın bir açıklamasıdır…

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑