Yazarlar

Published on Ocak 12th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Varlığı resmi kabul edilmeyen bir halk, imha ile karşı karşıyadır – Gül Güzel

Kürdistan’ın ülke olarak bölünmüşlüğünün 381 yılı aşması sadece rakamsal bir tespit değil;  ülke ve ulusal bir parçalanma ile inkârı da beraberinde getiriyor. Kürt halkı kimliğinin bir suç olarak algılanması, halk arasında kendi kimliğinden korkma, utanmaya varan duruma sürüklendi. Kimliğinin bilincinde olanlar ise, egemenler tarafından ya katledildi, yahut sürgün, tehcir ile ülke topraklarının dışına atıldı. Böylelikle ülkesi bölünmüş, kimliği inkâr edilmeye devam edilen Kürt halkı, soykırımlara açık konuma getirildi.

Kürt kimliği hem yasak, hem de inkar altında!


Ülkeleri bölünen, talan ve gasp edilen Kürt halkı bütün inkâr, imha, soykırım, asimilasyon yöntemlerine rağmen 21.yüzyılda yeniden kimliği ve onurlu özgürlüğü için bilinçli bir tutum sergiliyor. Ancak emperyalist devletler, kendi inkârlarında ısrarlı bir tavır içinde olmaya devam ediyorlar.

Kürt halkının en büyük ülke parçası olan Bakur (Kuze Kürdistan) 1990’lı yıllarda TC devletinin işgal, gasp, talan edip yaktığı 450’den fazla köy boşatmalarından dolayı Kürtler farklı ülkelere göç etmek zorunda kaldılar. Bazıları Başur (Güney Kürdistan), bazıları da Avrupa ülkelerine gidip sığındılar.

Türkiye’nin kimliklerini inkâr edip, ’Kürt diye bir halk yoktur. Onlar dağ Türkleridir. Dağlardaki karlar üzerinde yürürken ayaklarından çıkan kart-kurt sesinden dolayı kendilerine öyle deniliyor’’ yüzsüzlüğünü de gösterdiler. Gittikleri diğer ülkelerde de bu durum çok farklı olmadı. Avrupa’nın çeşitli bölgelerine göçmen sıfatıyla vardıklarında Türkiye’den gelenler Türk, Suriye ve Irak’tan gelenlere Arap, İran’dan gelenler de Fars olarak kayıtlara geçtiler.

Bu inkârlar zincirinden kurtulamayan Kürtler, devleti hala olmayan 50 milyon civarında bir halk olma özelliğini taşıyor. Diğer taraftan varlığı dahi kabul edilmeyen, resmi kayıtlara işlenmeyen bir halk nasıl “terörist” damgasıyla terörize edilebiliyor sorusuyla karşı karşıyayız. Böylesine inkar edilen bir halk, hangi mantık ve verilere dayanılarak tutuklanıp, yargılanıyor?

Ancak Kürt halkının katliamları tarihinde ve kendi yurtları üzerinde yaşamalarına rağmen German-Türk işbirliği ile 1836 -39 yıllarında Helmut von Moltke’nin Kürtleri katletme tekniğini Türk/Osmanlı askerlerine öğretme sürecini kendileri inkar etmeye çalışsalar da, yazılı tarih inkar edemiyor…Alman ırkının Kürt halkının varlığını inkar etmesi Moltke sürecinin devamıdır kanımca. O yüzdendir ki, 1915’te Ermeni halkının soykırımına sessiz kalarak, imza atan Almanya şimdi de Kürt halkının soykırımına sessiz kalarak suç işliyor. Kürtler hala Alman üretimi savaş silahları, kimyasal bombaları ile Türkiye tarafından katlediliyor. Aktüel süreçte de Kürt halkının varlığını dahi kabul etmeyip, resmi kayıtlara işlememesi de bu tutumunun devamıdır. Halbuki inkar etmek imhadır, soykırımdır, suç ortağı olmaktır. Bir devlet kendini inkârlar üzerinden var edemez.

Tarihte her devlet, her toplum hata yapmıştır ve yapacaktır. Ancak hatalarını anlayıp, bunları tekrarlamamak gerekir. Savaş ve silah satmaktan daha değerli şeyler vardır ki parayla satın alınmazlar…Diğer resmi verilere göre Almanya 2014- 2016 yıllarında 290 Leopard 2A4 tanklarını Türkiye’ye satarken, G3 silahlarının Türkiye’de imal edilmesi için lisans verdi…Bu sattıkları silah ve gereçler dışında eski savaş araçlarını da yine Türkiye’ye hediye etti. Böylelikle Türklerin güçlenmesine ve Kürtlerin haklı davalarında kaybetmeleri için bir tutum içinde olmaya devam ediyor. Çünkü savaş silahlarını satabileceği Türkiye’ye ihtiyacı var Almanya’nın. Aynı şekilde her iki ülkenin ortak çalışan gizli istihbarat örgütleri de görevlerini yerine getirmekte kusur etmiyor Kürt halkına karşı…

Katledilmeleri zamanında varlıkları kabul edilen Kürtler, yaşadıkları zaman bu iki ırk tarafından hala inkar ediliyor. Yapılan bazı açıklamalarda Almanya’da 1 milyon 200 bin Kürdün yaşadığı hangi verilere, kayıtlara dayandırılarak yapılıyor bilmiyorum. Bu soruyu kısa bir süre önce Almanya içişleri bakanlığında çalışan bir sorumluya sordum. Ancak bu şahsın sadece hayret eden gözleriyle bana bakması soruma cevap oldu…

Diasporadaki Kürt halkının en yoğun yaşadığı ülkelerin başında Almanya geliyor. Almanya 1871 yılında resmi olarak kurulan genç bir devlet. (- Cermen Kabileleri MÖ 100–MS 300, – Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu 843–1806, – Rönesans ve Reform 1814–1871, – Alman İmparatorluğu 1871–1918, – Weimar Cumhuriyeti 1918–1933, – Üçüncü İmparatorluk 1933–1945, –  Bölünme ve Birleşme 1945-1990) Tarihte kısa süre Doğu Afrika ülkelerinden sömürüleri (Namibiya, Tongo, Tanyaniya, Ruanda, Nauru, Kamerun, Gana) gibi ülkelerin tamamına değil birer parçalarına sahip oldu. Ancak birinci dünya savaşı sürecinde – 1919 yılında yapılan’’Versailler ’’ (Versay) Barış anlaşması ile bütün sömürü ülkelerinden vazgeçti. Bugünlerde politikacılar Thüringen şehrindeki müzelerde bulunan 30 civarı Afrika ülkelerindeki sömürü sürecinden kalma kafatası iskeletlerinden bahsediyorlar. Bu, sadece buzdağının küçük bir parçası.  O yüzden İspanya, Fransa ve İngiltere gibi çok sömürge ülkesine sahip olmaması da tek ırk özelliğinden kaynaklanıyor olabilir. Yoksa halklara karşı hegemonyacı bir yapıya sahip olmadığından değil. Buna bir de Hitler nasyonal ırkçılığı ile Yahudi soykırımı eklenince, farklı halklara yaklaşımı da bu çerçeveyi aşmakta zorlanıyor. Ancak bu durum resmi kayıtlarında Kürt halkının varlığını kabul etmemesi olarak kabul edilmemeli. Devlet sistem yönetimiyle siyasetçilerin birbirinden farklı tutum içinde olması biz Kürt halkını bazen oldukça üzüp, tepkiye göstermeye götürüyor. Tarihinden ders ve örnek almak suretiyle Almanya’nın, Kürt halkının kimliğini resmi olarak kabul etmesi gerekiyor. Ortadoğu’nun en kadim halkı bu inkarı kabul etmiyor. Almanya’da yaşayan Kürt halkının resmi kayıtlarda, kimliklerinde ‘’Almanya vatandaşı ve Kürt halkı uyrukludur’’ yazmak zor olmasa gerek.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑