fbpx

Yazarlar

Published on Ağustos 3rd, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Yeni Osmanlılar ve Türkiye’nin yeni cahiliye dönemi – Sinan Öztürk

“Yeni Osmanlıların, Osmanlı İmparatorluğu’nda daha önce benzeri görülmemiş bir siyasi protesto grubunu temsil ettikleri söylenebilir. Türk aydın sınıfından organize bir grup, ilk kez Osmanlı yönetimini açıkça ve sert bir şekilde tenkit ederek seslerini duyurmak için kitle iletişim araçlarını kullanıyordu.” (Şerif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu)

Türkiye çok garip bir ülke. İnsan Türkiye dışında yaşayınca bunu daha iyi görebiliyor.

Öyle dönemlerden geçiyoruz ki, gerçek gündemle ilgili hiçbir şey tartışılmazken, birisi çıkıp üç-beş cümle söylüyor ve bütün basın ve toplum bu üç cümlenin peşinden koşuyor. TVlerdeki tartışma programları bu cümlelere göre kuruluyor. Cümleler yasalara bürünüyor, yasalar giderek toplumu cahil bırakmanın hukuki zeminini hazırlıyor ve bir de bakıyoruz ki, ciddiye bile almadığımız bu cümleler devletin yeni fikirsel altyapısını oluşturmuş.

Türkiye müthiş bir cahillik ve karanlık içerisinde hızla yüz yıllar öncesine götürülmektedir. Tam anlamıya “cahiliye dönemi” diyebileceğimiz bu tekerleği geri döndürme sürecinden en olumsuz etkilenenler her zaman olduğu gibi gene çocuklar ve kadınlardır. Türkiye’nin 19. yüzyılın başından beri iyi kötü Avrupa ve Dünya ile kurduğu düşünsel ve kültürel temas tam anlamıyla ete kemiğe bürünemeden, kasaplar ellerine bıçakları almış ve eti kemikten sıyırmakla meşguller. Türkiye giderek müthiş bir yalnızlığın bataklığına sokulmaktadır.

Neden çocuklar?

Çocuklar her yerde hedef kitledir. Özellikle baskı dönemlerinde çocuklar negatif hedef kitleleridir. İktidarlar için altın yumurtlayan tavuk olabilir her bir çocuk. “Ağaç yaşken eğilir” ve “yılanın başı küçükken ezilir” sözlerinin iç içe girdiği bir anlam bütünlüğü içinde iktidarların kendi açılarından devamının sağlayacak “tarlalardır” çocuklar. İşte bu yüzden gün geçmiyor ki eğitimle ilgili yeni kararlar alınmasın, okulların müfredatları ve eğitim yöntemleri değiştirilmesin. Bütün bu değişimlerin pedagojiyle de çağdaş eğitimle de hiçbir alakası yoktu. Çocukların daha iyi bir geleceğe sahip olmaları öngörüsü hiç yoktur. Varsa yoksa beyin yıkama yöntemleriyle kendilerine biat eden, sorgulamayan, daha da kötüsü sorgulamaktan korkan nesiller yaratmanın fabrikaları haline geldi okullarımız. Dünyada hiçbir ülkede, Türkiye’deki gibi okul kadrolarının iktidara göre şekillendirildiği bir ülke olduğunu sanmıyorum. Gün geçmiyor ki öğretmenininden müdürüne kadar bütün alan çalışanlarının yeri ve görevi değiştirilmesin. Öğretmeni doğrudan “iktidarın memuru” gibi görme dayatmasının Türkiye tarihinde hiçbir zaman bu derecede yozlaştırıldığını sanmıyorum.

Valiler iktidarın valisi, kaymakamlar, savcılar, polisler, kısacası devletin görevlisi ve halkın koruyucusu olmaları gereken bu makam sahipleri, artık iktidarın birer memuru gibi görev yapıyorsa, öğretmenler üzerindeki bu baskıları da anlamak zor değil. Öğretmenler artık, çocuklara nasıl daha iyi bir eğitim verebiliriz yerine, “ya iktidardansın ya da yok edilmen gerekir” ötekileştirmesi ve dayatmasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Eğitimde kalite sıfıra düşmüştür.

Neden kadınlar?

Çocuklarla birlikte kötü dönemlerin en büyük mağdurları hep kadınlar olmuştur. Öyle ki; gene gün geçmiyor ki kadınları aşağılamayan, onları erkeklere göre düşük görmeyen bir gün olsun. Kadınların özgürlüğünü en büyük günah olarak gören kafaların mantar gibi çoğaldığı bir ülkeye döndü Türkiye. “Kadın çalışırsa kendisini pazarlamaya başlamanın yolunu yapıyordur” diyecek kadar ileri giden kadın ve insan düşmanları iktidarca ödüllendirilmektedirler. Bu sözlere prim verilmektedir. Kadın evde otursun, çocuk doğursun, pembe diziler izlesin ve mümkünse kız çocukları hiç okula bile gitmesin. 15 yaşına geldiklerinde baş göz edilsinler. Okumasınlar, yazmasınlar, beyinleri olmasın, düşünmesinler, sorgulamasınlar ve erkeklerine hizmet etmek en büyük görevleri olsun. Kadınlardan ve kız çocuklarından beklenen açıkçası budur. Kadınlara karşı bu saldırıların karşısında boynunu büken ve bu dayatmaların cidden de olması gerektiği kanaatine varan kadınların sayısının arttığını görmek tüm bu taktiklerin işe yaradığını göstermekte.

Her zaman olduğu gibi bu konuda da ağzını açan, tavrını koyan, mücadele eden, sokaklara dökülen kadınlar, insanlar var elbette. Bunların da çoğunu tanıyoruz. Bütün şartlara rağmen, her türlü yıldırmaya, baskıya, polisin ve yasaların şiddetine ve tehditine rağmen onurlarını korumaya çalışan bu insanlar da olmasa ortalık sessizlikten geçilmeyecek. Büyük bir çoğunluksa köşesine çekilmiş, sessizce kendi işini görmeye devam etmektedir. Bunlar sanıyorlar ki kendilerine sıra gelmeyecektir. Bir durum olduğunda protesto edip sokağa nasılsa birileri dökülecektir. Eh artık olur da işe yararsa bu protestolar kendilerine de yarayacaktır. Ve bana göre ne yazık ki bu kesim; AKP’ye karşı çıkmanın, İslam’a karşı çıkmak gibi algılanacağı korkusuyla ağzını açmayan, üç maymunu oynayan şehirli ve eğitimli “laik” kesimden olmaları da işin bir başka ilginç yönünü oluşturmaktadır.

Kadınların, çocuklarla birlikte “hedef kitle” seçilmelerinin en büyük nedeni toplumun yumuşak karnı olmalarıdır. Özellikle bizim gibi toplumlarda kadınlar üzerinden siyaset yapmak, kadınları, kendi yarattıkları kafeslere sokmak için kullanılan bir tuzaktır. “Dinde yeri var” deyip, dini de her şeyin üzerine oturttuktan sonra, zaten çok eğitilmemiş, ekonomik özgürlüğünü elde etmemiş, sosyal statü olarak fazla bir yere gelememiş, feodal ve ataerkil bir toplumda yetişmiş kadın haliyle bu din tuzağının da içine düşecektir. Okumadığı için doğru olup olmadığını bile bilmeden onu kafese sokma aracı olarak kullanılan dinin peşine takılıp gidecektir.

Şimdi dönelim başa:

Devlet hegemonyasının propaganda ve manipülasyon aracı haline gelmiş medyanın dışında, insanların iyi kötü gerçekten olup bitenle ilgili haber alabildikleri sosyal medya araçları üzerinde de büyük bir baskı oluşturmak için Meclis tatile girmeden evvel bir yasa çıkardı. İktidar kenisine yönelik en ufak bir eleştirirn karşısına bütün ordusuyla birlikte çıkıyor, insanlar artık düşüncelerini dile getirebilecek her türlü olanaktan yoksun bırakılıyor. İstibdat Dönemi’nde yaşananların hiçbirini aratmıyor bu gelişmeler. Tanzimat’ın sonlarına doğru özellikle de 1867-1878 yılları arasında Osmanlı’ya giren yeni fikirlerin sahibi Yeni Osmanlılar hareketinin karşı karışıya kaldığı durum aradan geçen onca zaman sonra tekrar yaşanmaktadır. Yeni Osmanlılar bu gün Osmanlı’ya dönme hülyalarıyla yatıp kalkanları görseler sanırım allak bullak olur, ezberleri bozulurdu. Bundan neredeyse yüz elli yıl evvel kurtulmak istedikleri baskıcı ve özgürlük karşıtı bir yönetim biçiminin bu günün Türkiye’sinde o günleri aratmayacak düzeyde hakim olduğunu görseler; bu kadar da cahillik olmaz, cahiliye dönemine geriye dönmek neyin ısrarıdır, diye de sorarlardı.

03.08.2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑