fbpx

Yazarlar

Published on Mayıs 20th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Yeni vergiler ve zamlarla fatura yine emekçilere kesiliyor – Mustafa Durmuş

Mayıs ayına vergi artışlarıyla başladık. 13 Mayıs’ta sigaranın asgari maktu vergi tutarı yüzde 17,2 oranında artırılarak bir paket sigaradan alınan vergi 7,79 liradan 9,13 liraya çıkartıldı.

750 kalem mala ek gümrük vergisi

Bununla yetinilmedi, diğer vergiler peş peşe geldi. Dünya Gazetesinde yer alan bir habere göre (1), siyasal iktidar 21 Nisan’da 3 bin kalem ürüne getirdiği ek ithalat vergisine ilave olarak,  bu hafta başında, yeni bir kararla 750’ye yakın ürüne daha yüzde 1,9 ila yüzde 30 arasında ek vergi getirdi.  

Böylece yurtdışından gelen beyaz eşya, klima, spor malzemeleri, mücevher, zirai el aletler, inşaat malzemeleri, demir-çelikten teller, halatlar, kablolar gibi ürünlere 30 Eylül’e kadar yüzde 30’a varan oranlarda ilave gümrük vergisi uygulanacak.

Bu ek gümrük vergilerinin Mart ayında 5 milyar dolara yaklaşan cari açık nedeniyle, ithalata olan bağımlılığı azaltmak (adeta bir tür ithal ikameci bir stratejiye geçerek yerli üretimi desteklemek) niyetiyle getirildiği düşünülebilirse de, nesnel durum bu değil.

Çünkü başta çelik ve mücevher gibi sektörlerde uygulanmakta olan dâhilde işleme rejimi ve serbest ticaret anlaşmaları böyle bir yerli üretime dönüş stratejisini uygulamaya izin vermiyor.

Birikim rejiminin gereği yapılıyor

Kaldı ki emperyalist-kapitalist sisteme artık tam anlamda eklemlenmiş ve bu yönde 1980’li yıllardan bu yana neo-liberal bir birikim stratejisi uygulayan Türkiye kapitalizminin düğmeyi bir anda çevirerek, 1960’lardaki gibi kısmi de olsa ithal ikameci bir kapitalist birikim modeline geri dönüş yapması (sermaye sınıfının çıkarlarına ve onun ideolojisiyle hareket eden siyasal iktidara da ters düşeceğinden) çok zor görünüyor.

Vergi ve zamlarla ilgili son haber ise bugüne ilişkin. 16 Mayıs tarihinden itibaren  geçerli olmak üzere motorine 11 kuruş, benzine 9 kuruş zam geleceği açıklandı.(2)

Vergilerdeki bu üç gelişme bir arada değerlendirildiğinde siyasal iktidarın asıl kaygısının Korona salgını sonrasında düşen vergi gelirlerine karşılık artan harcamalarla iyice büyüyen bütçe açığını kontrol altına almak ve içi iyice boşalan Hazineye yeni gelir temin etmek olduğu anlaşılıyor.

Bu söylediklerimizi destekleyen verilere ise 15 Mayıs’ta açıklanan bütçe gerçekleşme raporundan ulaşmak mümkün.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın düzenli olarak yayınladığı Aylık Bütçe Gerçekleşme Raporu’na göre (3); Bu Ocak-Nisan dönemi bütçe açığı -72,8 milyar lira oldu. Geçen yılın aynı 4 aylık döneminde bu açık -54,5 milyar idi Yani 4 aylık açık yüzde 34’e yakın bir artış gösteriyor.

Nisan’da bütçe açığında yüzde 136’lık artış

Ancak Koronavirüsün bütçede neden olduğu etkiyi görebilmek için asıl olarak Nisan ve sonrası aylara ait verilere bakmak gerekir. Mayıs ayı henüz tamamlanmadığı için bunu bilmek mümkün değil ama Nisan verileri mevcut.

Öyle ki bu yıl sadece Nisan ayı bütçe açığı – 43,2 milyar lira oldu. Geçen yılın Nisan ayında bu açığın sadece  -18,3 milyar lira olduğu dikkate alınırsa, açıktaki büyümenin yüzde 136 gibi bir rekor oranda olduğu görülür. Bunun Mayıs^tan itibaren daha da artması hayli muhtemel. Çünkü harcamalar hız kesmezken vergi gelirleri yerinde sayıyor. Öyle ki yine Nisan ayında vergi gelirlerindeki değişim (geçen Nisan ayına göre) hızı sadece binde 7 olabildi.

Faizciye yapılan ödemede yüzde 235’lik artış

Bu dönemde faiz giderlerinin yüzde 235 oranında artması ise iktidarın hem nasıl bir hızla borçlanmak zorunda kaldığını, hem de vergilerimizin nasıl rantiyeye faiz geliri olarak dağıtıldığını gösteriyor. Öyle ki bu dönemdeki genel bütçe gelirlerindeki artış hızı sadece yüzde 43 oldu. Yani faiz harcamaları diğer giderlerden 5,5 kat daha hızlı arttı.

Yıllarca borca dayalı olarak büyümüş, diğer dönemlerinde de servet zenginlerini vergilemek yerine rantiyeden borç alarak açıklarını kapatmaya çalışmış bir ekonomi-politik modelin farklı sonuçlar üretmesi de beklenmezdi doğrusu.

Faiz dışı açıktaki artış yüzde 98 oldu

Nisan ayında faiz dışı açık – 26,2 milyar lira oldu. Geçen yılın aynı ayında bunun – 13,2 milyar lira olduğu düşünüldüğünde faiz dışı açığın neredeyse 2 kat (yüzde 98) oranında arttığı anlaşılıyor.

Bu da sorunun sadece faiz harcamalarında değil, asıl olarak bir süredir dillendirdiğimiz bir sav olan bir kamu maliyesi kriziyle sonuçlanabilecek olan bir yapısal bütçe kriziyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu da kaçınılmaz olarak yılın ikinci yarısından itibaren bir ek bütçe yapma ihtiyacı doğuracak.

Ek bütçe ihtiyacı

Kuşkusuz burada ek bütçenin büyüklüğünden ziyade, bunun kaynaklarının hangi harcamalardan kısıntılar ve hangi vergi kaynaklarına başvurularak sağlanacağı konusu önemli olacak.

Güvenlik harcamalarının kısılması ve sermayeye verilen desteklerin azaltılmasının yanı sıra bu kesimlerden toplanması gereken vergilerin tam olarak toplanması ve bir servet vergisi uygulaması bugün toplumun bütünü açısından ihtiyaç olsa da (4) siyasal iktidarın ek bütçeyi böyle düşünmediği çok açık.

Ekonomiye verildiği iddia edilen 200-525 milyar liralık destek

Vergiler ve bütçe alanında böyle gelişmeler olurken, Hazine ve Maliye Bakanının (detaylarını vermese de) Korona salgınından bu yana halka verilen desteğin 200 milyar lirayı (ve çarpan etkisiyle birlikte 525 milyar lirayı) bulduğunu iddia etmesi (5) çok çarpıcıydı.

Çünkü Korona salgını sonrasında açıklanan “Ekonomik İstikrar Kalkanı” adlı destek paketi çerçevesinde; yüzde 75’i vergi ve benzeri ödemelerin ertelenmesi, kalan yüzde 25’inin ise kredi desteği biçiminde açıklanan ve toplamı 100 milyar lirayı bulan bu paketin nasıl 200 milyara çıktığını, dahası ne büyüklükte bir çarpan katsayısıyla çarpılarak bunun ekonomide 525 milyar liralık bir hâsıla genişlemesi yaratmakta olduğunu sadece bakan ve çevresi biliyor olsa gerek. (6)

Bizim bildiğimiz ise yoksul ailelere verilen 2 milyarlık nakit desteğinin sonradan 4,4 milyar liraya çıkartılmış olması. Bakanın açıklamalarını veri aldığımızda sözü edilen bu yarım trilyon liralık imkândan işsizlere, yoksulların payına sadece minik bir miktar (on binde 8) düşmüş.

Artan açıklara gerekçe bulma ihtiyacı

Böyle bir açıklama kanımızca, ciddi bir biçimde artmakta olan bütçe açıklarını bir şekilde gerekçelendirme ihtiyacının bir sonucu. Çünkü hızla artan bütçe açığı, bunun neden olduğu artan borçlanma ihtiyacı ve bütün bu nakit ihtiyacının bir süredir Merkez Bankasının para basmasıyla karşılanması ekonomik ve politik olarak sürdürülebilir bir durum olmaktan çıktı.

Öyle ki Merkez Bankasının böyle bir açığı fonlamak için kullanılması,  sadece tartışmalı enflasyon rakamlarını daha da yükseltmekle kalmıyor, aynı zamanda dolarizasyonu da körükleyerek, dövizin kurunu yükseltiyor, Türk lirasını daha da değersizleştiriyor. Ayrıca böyle bir yol kamu bankalarının riskini artırdığı gibi,  Merkez Bankası’nın net döviz rezervlerini eritip, eksiye düşürüyor.

Farklı merkez bankalarıyla yapılabilecek TL/döviz swap (takas)  anlaşmalarının aldıracağı nefes ise 1 hafta ile 3 ayla sınırlı bir nefes olabilir ki (7), Koronavirüsün tahrip ettiği ekonomiyi ayağa kaldırıp, para-döviz-fiyat dengelerini yeniden kurabilmek, ekonomide tekrar sürdürülebilir bir büyümeyi sağlayabilmek bir yılı, hatta yılları alabilir.

“V” Tipi değil, “U” tipi bir toparlanma, o da 2 yıl sonra

Bu bağlamda örneğin ne Avrupa Yatırım Bankası’nın (EBRD) ileri sürdüğü gibi ekonominin bu yıl yüzde 3,5 küçülürken (sosyal mesafelenme önlemlerinin süresi ve boyutlarına bağlı olarak), gelecek yıl yüzde 6 büyümesi (8) (yani net yüzde 9,5 büyümesi), ne de hükümetin öngördüğü gibi “V” tipi bir toparlanma (yani dibi gördükten sonra çok hızlı bir çıkış) mümkün olabilir.

Dünyada ve Türkiye’de olasılığı yüksek bir ikinci Koronavirüs salgını dalgası ve bunun neden olacağı yeni ekonomik kapanmalara ve bunların süresi ve şiddetine bağlı olarak, bu toparlanma “W” ya da daha büyük bir olasılıkla “U” biçiminde olacak gibi görünüyor.

Yani ekonominin dibe vurması sonrasında hızlı bir çıkış ya da zigzaglı bir çıkış yerine, uzunca bir süre çok düşük, hatta sıfıra yakın bir ekonomik büyüme durumu ile karşı karşıya kalabiliriz.

Ekonomilerin toparlanmasının “U” tipli bir toparlanma olacağına inanan OECD Genel Sekreteri A. Gurria’nın altını çizdiği gibi dünyadaki birçok ekonominin normale dönmesi en az 2 yıl alabilecek.(9)

Sınıfsal tercihler ön planda

Bir de hükümetin sermayeye verdiği bir söz var: Bu yıl özel sektörün 200 milyar liralık KDV iadesi alacağının geri ödenmesi sözü. Bu rakam bu yılki vergi gelirlerinin neredeyse dörtte birini oluşturuyor. Üstelik bu söz bu yıl bu kesimden normalde toplanması gereken yaklaşık 196 milyar liralık bir verginin; muafiyet, istisna ve indirim adı altında toplanmayacağı gerçeği ortada iken verilen bir söz.

Diğer taraftan OECD’nin yeni bir raporu vergilerin sermaye kesimini desteklerken, emekçileri nasıl ezdiğini gözler önüne seriyor. (10) Bu rapora göre, 3 temel vergi ve benzeri mali yük işçilerin ücretlerini azaltıyor: Gelir Vergisi (GV), Sosyal Güvenlik Katkı (SGK) Payları ve Katma Değer Vergisi (KDV).

Türkiye: Emeğin vergilendirilmesi açısından en adaletsiz ülkelerden biri

Rapordan, istihdam maliyeti içindeki payları açısından bu 3 verginin OECD genelinde bekâr bir işçinin ücretinin yüzde 40’dan fazlasını (yüzde 41,5) alıp götürdüğü anlaşılıyor. Türkiye’de ise bu oran yüzde 43 olarak hesaplanıyor.

İşçi evli ve 2 çocuklu olduğunda durum biraz değişiyor ve bu yük OECD ortalamasında yüzde 26,4’e düşüyor. Türkiye’de ise bu yüzde 37’ini üzerinde kalıyor (11 puana yakın bir sapma). 

Bunun nedeni diğer ülkelerde işçi ailelerine yaygın vergi iadesi ve diğer devlet yardımları verilirken, Türkiye’deki işçilerin sadece asgari geçim indiriminden yararlanabilmesi ve devlet yardımlarının neredeyse hiç olmaması. Üstelik 2016 yılından bu yana bu yük OECD genelinde azalırken, Türkiye’de artmış durumda.

Bu rapor Türkiye’de emekçinin sadece 3 vergi ve SGK primi biçimindeki mali yük açısından ne kadar ağır bir yük altında ezildiğini (36 ülke içinde 16. Sırada) gösteriyor.

ÖTV dâhil edildiğinde emekçinin yükü daha da artıyor

Kuşkusuz bunlara yukarıda sözünü ettiğimiz sigara, petrol ve alkollü içecek ve beyaz eşya da dâhil geniş bir tabanı bulunan Özel Tüketim Vergisinin (ÖTV) getirdiği yük dâhil edilmemiş. Bu vergiler de eklendiğinde ülkenin sermayedarlar için vergi cenneti olurken, işçiler ve emekçiler için nasıl bir vergi cehennemine dönüştüğü ortaya çıkıyor.

Sonuç olarak siyasal iktidar, salgın nedeniyle ortaya çıkan ekonomik hasardan yola çıkarak büyük sermayeye ve yandaşlara her türlü desteği vermeyi sürdürürken, bu işin faturasını da, liranın pula dönen değeri ile satın alma gücü iyice azalan, iyice yoksullaşan emekçilere, halka yeni vergilerle ve zamlarla ödetmeye başladı. (11)

Bütün bunlar olurken, toplumsal rıza artık ikna yoluyla değil, yeni kayyum atamalarıyla, Meclis’e yeni partilerin gelmesini önlemeye dönük anti demokratik Siyasal Partiler Yasası değişiklikleri önerileri ve sosyal medyayı kontrol altına almaya çalışan girişimlerle üretilmeye çalışılıyor.

Anahtar sözcükler: Vergi yükü, bütçe açığı, kamu maliyesi krizi, otoriterleşme, emeğin vergilendirilmesi, “U” tipi toparlanma.

16 Mayıs 2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑