fbpx

Yazarlar

Published on Ağustos 30th, 2020 | by Avrupa Forum 5

0

Zafer bildiğimiz 30 Ağustos – Osman Tarık

Sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi sonucu, kapitalist sistemin bel kemiğini oluşturan ülkeler, 1890 larda serbest rekabetçi dönemden bir üst aşamaya geçerek emperyalist sistemi oluşturmuşlardır. Bu dönem artık klasik sömürgeciliğin bitişi, emperyalist talanının ve sömürge yarı-sömürge peyk devletlerinin kapitalist sisteme eklemlenme evrim sürecinin başlangıcı olarak da adlandırılabilinir. İç pazarını sıkıca sağlamlaştıran emperyalist güçler yeni pazarlar elde etmek ve elinde bulundurduğu pazarı rakibine karşı korumak amacıyla keskin bir rekabete girerler. Rekabetin doruk noktaya ulaşması sonucu 1914´de Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı resmen başlamıştır artık.

Büyük Devletler Arasındaki Rekabet Osmanlı
Devletinin Ömrünü 200 Yıl Daha Uzatmıştır.

Adım adım yarı- sömürge olma sürecine giren Osmanlı ilk dış borçlanmasını 1854´de yapmıştır. 1877-1878 Rusya ile girilen savaşta, Rusya batıda İstanbul Yeşilköy´e kadar, doğu da ise Doğu Beyazıt´a kadar ilerlemiştir. Osmanlının Rusya´nın eline geçmesinden endişelenen büyük Batı Avrupa ülkeleri müdahale ederek Berlin andlaşması ile iki tarafıda masaya oturtmuştur. Savaşın maliyeti Osmanlıya pahalıya malolmuş, Balkanlarda ve Kafkasya da önemli miktarda toprak parçaları kaybetmiştir. Hemen savaş sonrası 1878´de iç- dış borlanmanın ana parasını ve faizlerini ödeyememesi sonucu Osmanlı maliyesi çökmüş, 1881´de de resmen iflas ettiğini açıklamıştır. Osmanlı maliyesini idare eden Maliye Nazırlığı etkisizleştirilerek İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya,Almanya, Galata Bankerlerini ve Osmanlıyı temsilen birer temsilci ile 7 kişiden oluşan Duyun-i Umumiye kurulmuştur. Böylece Osmanlı maliyesi büyük kapitalist devletlerin denetimi altına girmiştir.


7 kişiden oluşan maliye kurulunun yürütmesini İngiltere ve Fransa temsilcileri oluşturuyordu. Kurulduğu yılda 5 bin kişiden oluşan bu kurumun alt yapısı 1912´de 9 bin kişiye ulaşmıştır.


Mali ve askeri olarak çökme eşiğine gelmiş Osmanlı, siyasi olarak da büyük iç kargaşalıklar yaşamaktaydı. Ülke içersinde 1860´larda askeri, sivil bürokrasi ve aydınların oluşturmuş olduğu Genç Osmanlılar(Jon-Tükler) muhalefet hareketi, Abdülaziz´in ve hemen ardından V. Murat´ın Tahtdan indirilmesini sağlamıştır. Kanun-i Esası´yı (anayasa) ilan ederek meşrutiyetin oluşmasını sağlamak amacıyla 1876´da Abdülhamid´i tahta oturtmuşlardır. Ancak ne var ki çok kısa ömürlü olan Meclis-i Umumi´yi (genel meclis) dağıtan Abdülhamid, koyu bir baskıcı yönetim oluşturarak muhalefeti ezmeyi başarmıştır..Aynı dönemde Osmanlının Kuzey Afrika´daki toprakları, Tunus 1881 Fransa, Mısır 1882 İngiltere tarafından ele geçirilmiştir.


Genç Osmanlıların ardılları olan İttihat-Terakki Cemiyeti´nin(Birlik ve İlerleme Partisi) oluşumu 10 yıl kadar sürmüş, ana gövdesini genç subayların oluşturduğu yeni bir muhalefet akımı doğmuştu. Burjuva milliyetçisi, liberal, osmanlıcı, türkçü akımların bir karması olan bu parti, aslı olarak da Osmanlı devletinin bekasını korumayı kendisine hedef koymuştur. İdeolojik ve politik olarak, gelişmekte olan müslüman ve Türk ticaret burjuvazisinin temsilciliğini üslenmelerine rağmen, 1900 lu yıllarda kısmen Rum ve Ermeni burjuvazisinin ve aydınlarının da desteğini almayı başarmışlardır. Selanik ve Makedonya merkezli Osmanlı ordu birliklerinin İçersinde örgütlenmiş olan İttihat-Terakki subayları ayaklanarak İstanbul´u kuşatmalarıyla Abdülhamid´i zorlayarak İkinci Meşrutiyet ilan ettirildi. 1908 de yapılan seçimlerde İttihat-Terakki rakipsiz durumdadır. Mebusan Meclisi´nin büyük çoğunluğunu ele geçirerek hükümet olmuşlardır. Müslüman olmayan halklara verdikleri sözü tutmayan İttihat-Terakki hızla Türk burjuva sermayesini güçlendirerek geleceğin sermaye birikimin önünü açmış oldu. 31 Mart 1909´da gerici bir ayaklanmayı/provokasyonu bahane ederek Balkanlarda mevzilenmiş 3. Orduyu İstanbul´a çağırarak bir darbe gerçekleştirmişler ve iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. (Böylece bu ilk darbe ile de darbe geleneği de bu topraklara yerleşmiş oluyordu.)


İttihat-Terakki´nin birinci ve ikinci dönemlerinde de Osmanlının toprak kaybı sürmeye devam etti. Balkanlarda Bulgaristan´nın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından birinci ve ikinci balkan savaşları (1911-12) sonucunda balkanlardaki topraklarının tümünü ve Ege´de bulunan adalarının büyük çoğunluğunu kaybetti.Gene İtalya´nın Libya´yı işgal etmesi, Osmanlının Kuzey Afrika´da kalan tek toprağını da böylece kaybetmiş oluyordu.
Kapitalist-emperyalist sisteminin halkalarına geç kalmış olarak eklenen Almanya-Avusturya, emperyalistler arası kızışan pazar kapma rekabetine hırçınca dalması, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının 1914´de patlak vermesine neden oldu. Bir çok coğrafyada toprak kaybetmiş olan Osmanlı, İttihat-Terakki eliyle tekrardan toprak kazanma umuduyla, bu emperyalist paylaşım savaşında, Almanya, Avusturya-Macaristan´nın peyk devleti olarak yanlarında yer aldı.Bu savaşa katılım arkaik olarak kalmış olan Osmanlının yıkımını getirdi. Sonuç bilinmektedir. 1918-1923 Osmanlı-Türkiye tarihine ayrıntılı olarak başka bir yazıda yer vereceğiz. Konumuz itibariyle 30 Ağustos´u kavramak açısından bu arka planı anlatmamız gerekiyordu.

Savaş Sonrası Manzara

1918´de yapılan Mondros Mütakeresi ile Osmanlı teslim olmuş ve toprakları işgal edilmiştir.Ancak bir takım emperyalist güçler iki-üç yılda Türkiye ile hiç savaşmadan ya da küçük bir kaç çatışmanın ardından geri çekilmişlerdir.


Bunun bir kaç ana başlıkta toplayacağımız nedenleri var.


a) 1600´lu yıllardan başlayarak kapitalizmin ilk gelişen ülkesi olması nedeniyle de İngiltere´nin tartışılmaz üstünlüğü vardır. Ele geçirmiş olduğu sömürgelerin maddi ve jeo-stratejik konumu, ana ülkesindeki kapitalist üretim güçlerinin gelişkinliği, Sterlinin dünya parası olması ve Londra borsasının başat konumu ile kapitalist-emperyalist sistemin hiyerarşinin en tepesinde İngiltere yer alıyordu. Dolayısıyla İngiltere´nin bu konumu diğer emperyalist ülkerin kendi sömürgelerini koruma ve genişletme stratejilerini tehlikeye düşüyordu.
b) Savaşan güçlerden olan Çarlık Rusya´sı 1917´de gerçekleşen devrimle yıkılmıştır. Dünyanın ilk işçi devletini kurmuş, kapitalist sistemin halkasının dışına çıkarak o ana kadar oluşmuş olan sistemin baş düşmanı haline gelmiştir. Artık dünyadaki ana çelişkilerin yanına yerleşerek baş çelişkilerden birisi halini almıştır.
c) Yoksulluktan, işsizlikten, savaşın getirdiği sefalet ve dayanılmaz ölümler sonucu proletaryanin başını çektiği isyanlar, dalga dalga bütün Avrupa ülkelerini iç savaşın eşiğine getirmiştir.Rusya´dan sonra Almanya´da1918-19 başlayan devrim hareketi, Bavyera işçi konseyleri devleti ile de devam ederek isyanı1923 sonuna kadar sürmüştür. Macaristan´da kurulan işçi hükümeti, Viyana´da oluşan İşçi Konseyleri, İtalya´da başlayan 1920-22 işçi kalkışmaları, fabrika işgalleri, Torino İşçi Konseyi, Fransa´da ordunun içinde özellikle donanmadaki askerlerin isyanı (500 ila750 bin arası olduğunu kaynaklar belirtiyor) Emperyalist Avrupa devletlerinin sorunu kendi iç ülkelerinde çözme gayretine düşürmüştür.

Kurtuluş Savaşı Teranesi

Yukarıda sıraladığımız bu nedenler, Osmanlı ülkesini işgal etmiş devletlere savaşın devamı konusunda zorluklar çıkarırken, Ankara Hükümetini de açık işgale karşı yürütülen savaşta elini kolaylaştıran imkanlar sunmuş oluyordu. Bunu o dönemin konjektörü olarak okumak gerekiyor.
İtalya Güney Anadolu, Ege adalarının önemlice bir bölümünü ve İzmir´i almak istiyordu. İngiltere´nin bastırması sonucu İzmir´i ve Batı Anadolu´nun bir kısmını, kendisine bağlı olarak çalışan Yunanistan´a vermeyi planlıyarak, Yunanistan´nın İzmir´i işgaline yardım ve teşvik etti. Elinin zayıfladığını gören İtalya, İngiltere ve Fransa´nın güçlenmesini istemeyerek, bu paylaşım oyunundan çekildi. İşgal etmiş olduğu Güney Anadolu´dan da çeklirken elindeki silahları da yeni oluşan Ankara hükümetine devretti. Suriye´yi ve Maraş, Antep Urfa´yı işgal eden Fransa ile yerel aşiretlerin öncülüğünde, altı aylık düşük yoğunluklu bir satışmanın ardından Ankara Hükümeti ile 20 Ekim 1921´de andlaşma sağlanarak bugün ki Türkiye-Suriye sınırları çizilmiş oldu. Ellerinde bulunan savaş teçhizatlarını da Ankara güçlerine bıraktıkları bir çok kaynak tarafından belirtilmektedir.

Ekim devriminin ardından karşı devrimcilerin oluşturduğu Beyaz Orduya yardım amacıyla gönderilen Fransa´nın Karadeniz´deki donanmasında isyan çıkmış, askerler savaşmayı redederek donanmanın geri çekilmesini sağlamışlardır. Hem kendi ülkesinde başlayan isyan hareketini hem de donanmada ki isyanı bastırabilmesi amacıyla güçlerini başka alanlara konsantre etmiştir.


Bu işgalde Rusya´nın, Fransa´nın, İtalya´nın devre dışı kalması sonucu büyük devletler arasında İngiltere yalnız kalakalmıştır. Anadolu´da sadece İstanbul´da ki donanmasında 1500 askeri vardır.Başka hiç bir yerde askeri gücü bulunmamaktadır. En yakın kara birlikleri ise işgal ettiği Irak´ta bulunmaktadır. (13 Kasım 1918´de 22 ingiliz, 12 Fransız,17 İtalyan, 4. Yunan ve altı denizaltıdan müteşekkil toplam 67 parçadan oluşan donanma gemilerindeki mevcut asker sayısı ise 1500 İngiliz, 540 Fransız, 470 İtalyan askerinden oluşan toplam 3500 kişilik bir kuvvet.)
İngiltere´nin maddi ve askeri olarak desteklediği Yunan kuvvetleri, Ege bölgesinin büyük bir bölümünü ele geçirmiş ve Ankara sırtlarına dayanmıştır. Başlangıçta İttihat-Terakki´nin gizli örgütü olan Teşkilat-I Mahsusa tarafından örgütlenen Kuvayı Milliye ve Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri, henüz fesih edilmemiş olan Ali Fuat Paşa´nın Ankara´da bulunan 20. ve Kazım Karabekir´in başında bulunduğu 15. Kolordu ile bütünleşerek düzenli ordu kurulmuştur.Detayları geçersek; 1922 başlarında İngiltere Yunanistan´a vermiş olduğu desteği çekmiştir. 14 Ağustos 1922´de başlayan büyük taaruz, 30 Ağustos da Yunan kuvvetlerinin yenilgisiyle sonuçlanmış ve 8 Eylül´de de İzmir´i terketmiştir.


Savaş sırasında emperyalist ülkelerle Ankara Hükümeti arasında süren mali ve askeri diplomatik ilişkiler hiç kesilmemiş, tam tersine Ankara hükümeti ile bir çok maden, demiryolu ve bankacılık sektöründe andlaşmalar gerçekleşmiş ve yürürlüğe konulmuştur. Sürdürülen diplomatik ilişkiler sonucu emperyalizme, Türkiye´de yeni oluşturulacak rejimin kapitalist sistemin bir parçası olacağına dair taahütler verilmiş, Sovyetler Birliği ile de pragmatik denge-siyaseti güdülmüştür. 20 Kasım 1922´de Lozan Andlaşmasının birinci etabı başlamış, ancak bir kaç ay sonra kesintiye uğramıştır. Bunun üzerine atak yapan Ankara, 17 Şubat ta İzmir İktisat Kongeresini toplayarak Ankara Hükümetinin kapitalist sistemden kopmayacağına dair güvence vermiştir. 23 Nisan 1923 de tekrardan başlayan görüşmeler, 23 Temmuz 1923 de tamamlanarak Lozan andlaşması sağlanmıştır.


Özetle 7 düvele karşı verildiği iddia edilen bu savaşın aslında Türk-Yunan savaşı olduğu gün gibi aşikardır. Resmi tarih bir mit yaratmıştır. Ve bunu Devletin İdeolojik Organları ile de 93 senedir Türkiye halklarının beynine kazımakla uğraşmaktadır.Ne resmi tarihten ne de Kemalizmden yakayı sıyıramamış olanlar “Anti-Emperyalist Kurtuluş Savaşı” teranesiyle kendilerini ve başkalarını kandırmaktan öteye geçemezler.

Hele ki siyasal hatlarını bu anlayıştan etkilenerek oluşturanlara sözümüz çoktur ve politik literatürün sınırları içersinde ağırdır. Onu da başka bir zamana bırakalım.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑